GÜNÜN SÖZÜ Damla aliy.
Yüz daha versen yüz uman yüzler bilirim.Yokuşlara kardeş olan düzler bilirim. Dünya öküzün üstünde derler ama; Dünyanın üstünde nice öküzler bilirim!
Etiket Listesi

Like Tree2Beğeniler
  • 1 Post By Türkolog
  • 1 Post By Gülfem
Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 28 Nisan 2017   #1
Madem ki erler gibi yürüyor, ayaklarının çevikliğine güveniyorsun. Bunun şükür ifadesi olarak ağır ağır gidenlere katlanman gerekmez mi?
Türkolog - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 21 Şubat 2017
Bulunduğu yer: İstanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 5.765
Konular: 675
Cinsiyet:
İlişki Durumu:
Burç:
Takım:
Seslenildi: 711 Mesaj
Etiketlendi: 80 Konu
Ruh Hali: Arastirmaci
Standart 18. Yüzyıl Osmanlı - Rus Münasebetleri

Lisans dönemindeyken yazdığım ilk makaledir. Acemilik makalem denebilir.

18. YÜZYIL OSMANLI - RUS MÜNASEBETLERİ

1. İSTANBUL ANTLAŞMASI

Osmanlı – Rus Antlaşması’nın Karlofça Antlaşması’ndan ayrı ve geç olarak yapılmasının en büyük sebeplerinden biri de Karadeniz’in durumu idi. Rus çarı I. Petro ne yapıp edip Rus tüccarlarının Karadeniz’de ticarî faaliyette bulunmalarını temin etmeye çalışıyordu.[1] Bunun için de uzun süren bir savaştan yıpranmış ve büyük kayıplarla çıkan Osmanlı Devleti’nden imtiyaz koparabilmeyi ısrarla istiyordu. I. Petro antlaşmaya gidecek olan elçilerine bu konudaki isteklerini kesin bir dille söylemelerini emretmişti ancak Osmanlı Devleti, Rusların bu isteklerini kesin bir dille reddetti. Çar Petro da İsveç ile savaş yapmaya karar verdiğinden bu konuda fazla ısrarcı olmadı. Nitekim 14 Temmuz 1700 tarihinde İstanbul’da antlaşma imzalandı. Antlaşma şu maddeleri içeriyordu:

1. Azak Kalesi Ruslara terk edilecek.
2. Rusların ele geçirdikleri Tavan, Kaskerman, Nusretkerman, Sağkerman kaleleri
yıkılarak arazisi Osmanlılara iade edilecek.
3. Ruslar, İstanbul’da daimi elçi bulundurabilecek.
4. Ruslar Kudüs’ü ziyarette tamamen serbest olacaklardır.[2]

Çar Petro bu antlaşmayla amacına ulaşamamış oluyordu ve bu sefer de kuvvet yolu ile neticeye gitmeyi denedi. Fakat bunun da çıkar yol olmayacağını çok geçmeden anlaması üzerine, İstanbul’a bu sefer Galitzin adlı elçisini gönderdi yine bir sonuç alamadı ve elçi 1702’de Rusya’ya dönmek zorunda kaldı. Bir kez daha Çar Petro, Toltoy adlı elçiyi Osmanlı ordusunun ve donanmasını durumu ve Karadeniz’deki ticarî faaliyetler hakkında gizli raporlar temin etmek maksadıyla Osmanlı Devleti’ne gönderse de bir netice alamadı.
Ruslar, Azak Kalesi’ni almalarına rağmen Karadeniz’de hiçbir faaliyette bulunamamakla birlikte, Karadeniz’in bir Osmanlı iç denizi olduğunu kabul etmiş oluyorlardı.[3]

2. PRUT SAVAŞI VE PRUT ANTLAŞMASI

Petro’nun Osmanlı’yı doğrudan yenemeyeceğini anlaması sonucunda Baltık denizi üzerinden açık denizlere açılma politikasını gütmeye karar vererek Şarl’ın kralı olduğu İsveç’e saldırır. Diğer taraftan Petro’nun yeni politikası Balkanlar üzerinden Ortodoks olan halkları etkileyerek onları Osmanlı’ya karşı kışkırtmak olacaktır. Türk hâkimiyetindeki Karadağ, Boğdan, Eflak, Sırbistan ve Mora’ya gönderilen ajanlar ile bölge halkını kışkırtmaya çalışırlar. Bu faaliyetler sonrasında ilk olarak Eflak Voyvodası Brankovan, Rus Çarı’na kanmış ve yardım edeceğine dair antlaşma yapmıştır. Benzer şekilde Karadağlılar da çarla anlaşmış hatta daha ileri giderek Danilo Petroviç önderliğinde isyan etmişlerdir. Ardından Sırp lideri Boğdan Papoviç de çara olumlu yanıt vermiştir.[4] Yaşanan bu gelişmeler ile ilgili olarak Kırım Hanı Devlet Giray’dan izahat isteyen İstanbul, durumun çok kritik olduğu, Rus Çarının gözünü İstanbul’a diktiği eğer müdahale edilmezse durumun giderek kötüye gideceği cevabını alır. Ayrıca Petro, İsveç’i yenmeleri üzerine Baltık’ta üstünlük kurmuş, İstanbul’a sığınan Şarl’ı bahane ederek İstanbul’u tehdit etmiştir. Yaşanan bu gelişmeler Prut Seferini kaçınılmaz hale getirmişti.

Osmanlı Devleti, 1710 Aralığında ordunun toplanması emrini verdi. 1711 Nisan’ında Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa kumandasındaki ordu Tuna Nehri’ne doğru ilerlerken, Rus Çarı da Lehistan ve Boğdan hudutlarına yığdığı kuvvetlerle Osmanlı orduları gelmeden Tuna’yı ele geçirmek üzere harekete geçti.[5] Petro, ordusu ile 25 Haziran’da Prut Nehri’ni geçerek Yaş’a geldi. Rus ordusu Prut’u takiben güneye, Falçı ve Kalas taraflarına doğru süratle geldi. Osmanlı ordusu da Prut Nehri’nin sağ tarafına geçmek için Kırım kuvvetleriyle birleşerek Falçı mevkiine doğru yürüyordu. Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa, kurdurduğu köprülerle ordusunu nehrin karşı tarafına geçirirken, Rus öncü kuvvetleri buna mani olmaya çalışmış fakat başaramayınca Çar askerlerini orduya iltihak etmeleri için geri çağırmıştır. Osmanlı kuvvetlerinin seri hareketlerle Falçı’yı Ruslardan önce alması Petro’nun bütün planlarını altüst etmişti. Osmanlı ordusu Çar ve ordusunu kötü bir vaziyette yakalamıştı. Çar Petro, içinde bulunduğu durumun vahametini anlamış krizler geçiriyordu.[6] Çar Petro, esir düşeceğini anladığı için veda mektubu kaleme almıştı. Çariçe Katerina ve Çar Petro, Osmanlı Devleti ile antlaşma imzalama kararı almış bunun için Baltacı Mehmet Paşa’ya mektuplar yazdırmışlardı. Baltacı Mehmet Paşa da barış istekleri için meşveret meclisi[7] toplamış ve antlaşma kararı almıştı. 22 Temmuz 1711 tarihinde imzalanan Prut Antlaşması şu maddeleri içeriyordu:

1. Azak Kalesi ne şekilde teslim alınmış ise yine öylece teslim edilecek.
2. Muahede hilafına yapılan Taygan, Kamanke, Yenikale kaleleri yıkılacak ve bundan sonra oralarda kale yapılmayacak; Kamanke bölgesindeki bütün harp levazımı Osmanlılar terk edilecek.
3. Ruslar, Lehistan işlerine müdahale etmeyecek.
4. Barabaş, Potkalı ve Kırım Hanı’na tâbi Kossaklara müdahale edilmeyecek.
5. Osmanlı Devleti’nin misafiri olan XII. Şarl’ın memleketine gitmesine Ruslar tarafından kat’iyyen mani ve taarruz olunmayacak ve isterlerse sulh yapabilecekler.
6. Osmanlı Devleti’ne gelip giden Rus tüccarından başka Osmanlı Devleti’nde Rus elçi bulunmayacak.
7. Osmanlı Devleti, Rus reayasını ve Ruslar da Osmanlı reayasını metbuları aleyhine tahrik etmeyecekler.
8. Evvelce ve sonradan elde edilen müslüman esirler Osmanlı Devleti’ne iade olunacak.
9. Ruslar tarafından yine eskisi gibi Kırım Hanı’na yine vergi verilecek.[8]

Prut askeri yönüyle Osmanlı Devleti’nin, diploması yönüyle Rusya’nın zaferiyle sonuçlandı. Ruslar kâğıt üzerinde Osmanlı Devleti’nin isteklerini yerine getirmiş, gerçekte bunum hiçbir zaman tatbik etmemişlerdir. Çar ve ordusu çok zor bir şarttan iyi bir neticeyle çıkmıştı. Petro’nun, Prut sonrası yapılan anlaşmaya sadık kalmaması nedeniyle Baltacı Mehmet Paşa görevinden azledilmiştir. Rusya üzerine yeni bir sefer kararı alınmıştır. Bunun üzerine Petro anlaşma şartlarını yerine getirmeyi kabul etmiştir. Fakat yine sözünde durmamıştır. Osmanlı ordusu bu sefer de savaşa hazırlanırken Doğudaki Nadir Şah’la mücadele sebebiyle 1715 Haziran’ında Rusya ile Edirne’de yeniden antlaşma imzalanmıştır. Yapılan antlaşma ile Kırım ve Karadeniz’i tehdit eden Rus tehlikesi bir müddet uzaklaştırılmış oldu.[9] Bu antlaşmadan sonra 1736 harbine kadar iki devlet arasında bir mücadele olmadı. Petro 1724’te ölürken bıraktığı vasiyetname ve kurduğu Şark İlimleri Akademisi ile haleflerinin Osmanlı ve Türk düşmanlığını devam ettirmesini sağlamıştır.

3. OSMANLI – RUS & AVUSTURYA SAVAŞI (1736 - 1739)

Prut harbinden sonra antlaşma şartlarını yerine getirmeyen Ruslar, çıkarları gereği Avusturya ile ittifak kurmuşlardı. İttifak gereği Ruslar önce Osmanlı Devleti ile savaşacak, Avusturya da arabuluculuk yaparak Osmanlı Devletini oyalayacaktı. Avusturya da hazırlıklarını tamamlayınca Osmanlı Devleti iki ateş arasında kalacaktı.
Bütün hazırlıklarını tamamlayan Ruslar, 10 Nisan 1736’da ansızın Azak’a hücum ettiler. Rus taarruzunu bu kadar çabuk beklemeyen Osmanlı Devleti 2 Mayıs 1736’da Rusya’ya harp ilan etti. Ruslar, Azak Kalesi’ni içten ve dıştan ele geçirdiler. Müslüman ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Azak müdafileri doksan altı günlük direnişten sonra Ruslara teslim oldu. Daha sonra Urkapı düşmüş, Ruslar, Bahçesaray’a doğru ilerlemiştir. Bahçesaray’daki kütüphane ve saray yakılıp, yıkılmıştır.[10]

Avusturya ise elçisi aracılığıyla görevini yapıyordu. Özellikle Sadrazam Osman Halisa Efendi, Avusturya elçisi Talman’ın sözlerine kanmıştı. 16 Ağustos 1737’de yapılan görüşmelerde Rusların ve Avusturya’nın Osman Halisa Efendi’yi kandırdığı ortaya çıkar. Anlaşma masasına getirilen maddelerde Kırımın Ruslara verilmesini, Eflak ve Boğdan’ın Rusya’ya bağlanması, Karadeniz ve Akdeniz’de Rus gemilerinin serbest dolaşımı ve Rus çarına İstanbul’da imparator olarak hitap edilmesi gibi istekler vardır. Osmanlı Devleti’nin cevabını beklemeyen Ruslar ve Avusturyalılar saldırıyı başlatır. Ruslar hızla Özi Kalesi’ni muhasara ettiler. Bunun üzerine Sadrazam Osman Halisa Efendi görevinden azledildi. Yerine Bender valisi Abdullah Paşa tayin edildi. Bender ve havalisi kumandanlığına ise Genç Ali Paşa getirildi. Avusturya ve Rusya’nın ansızın saldırısıyla galeyana gelen Osmanlı Devleti, memleketin her tarafından cephelere asker sevk etmeye başladı. Özi ve Kılburun kaleleri geri alındı. Ruslar telaşlandılar ve Azak’a kadar girdikleri yerleri boşalttılar. Avusturya cephesinde ise Hekimoğlu Ali Paşa, müslüman ahaliyi teşkilatlandırarak düşmana karşı başarılı bir cephe kurdu. İki sene Avusturya ile savaşıldı.[11] 23 Ağustos 1739’da Fransa aracılığıyla Belgrad Muahedesi imzalandı. Rusya’nın buna karşı çıkması ve tekrar taarruza geçmesi sebebiyle 18 Eylül 1839 tarihli yine Fransa aracılığıyla Belgrad Antlaşması imzalandı. Antlaşma şu maddeleri içeriyordu:

1. Azak Kalesi yıkılacak, arazisi iki devlet arasında boş saha olarak kalacaktı.
2. Ruslar, Azak denizinde ve Karadeniz’de harp ve ticaret gemileri bulunduramayacaktı.
3. Kırım Tatarları ile Ruslara bağlı Kossaklar ve Kalmuklar arasındaki mücadele sona erecekti.
4. Kuzey Kafkasya’da, Küçük ve Büyük Kabartaylar bölgesi kimsenin müdahale etmeyeceği iki devlet arasında serbest bölge olarak kalacak.
5. Osmanlılar ile Ruslar arasındaki ticarî münasebetleri, Osmanlı reayasından olan ticaret erbabı yürütecekti.
6. Yalnız Dinyester ile Buğ nehirleri arasındaki küçük bir arazi hariç Ruslar bu harpte aldıkları yerleri geri vereceklerdi.
7. Bundan sonra yazılan namelerde Rus Çarlarına, İmparator diye hitap edilecekti.[12]

Bu anlaşmaya göre savaş öncesi durumun devamı sağlandı. Ancak buradan çıkarılacak sonuç Petro’dan sonra gelenlerin Petro’nun vasiyetine uygun hareket ettikleridir. Avusturya’nın Rusya’yı yarı yolda bırakması da Rusya’nın hedefine ulaşmasını engellemişti.

4. OSMANLI – RUS SAVAŞI (1768 – 1774)

Osmanlı - Rus ilişkilerinde Lehistan’ın (Polonya) da ayrı bir yeri bulunmaktadır. Çünkü Lehistan Haçlılık duygusu ile Osmanlı Devleti’nin Avrupa’dan atılması için Ruslarla işbirliğine gitse de kendileri için asıl tehlikenin Ruslar olduğunu geç anlamışlardır. Lehistan ve Avusturya üzerine siyaseti sürdüren Rusya, Fransa’yı da tehdit eder bir hal alır. Bunun üzerine Fransa, Osmanlı Devleti’ni kışkırtmaya başlar. İşte bu ortamda 1768 harbi koşulları ortaya çıkar.

Padişah III. Mustafa (1757 – 1774) zamanına denk gelen bu dönemde Yeniçeriler talim yapmaktan kaçınmaktaydı. Yaklaşık otuz yıldır savaşmayan ve gevşeyen Osmanlı ordusu savaşa hazır değildi. Ancak padişah yapılan uyarıları dinlemeyerek savaş kararı aldı. 22 Mart 1769’da İstanbul’dan Sadrazam Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa komutasında hareket eden Osmanlı ordusu Mayıs 1769’da İsakça mevkiine geldi. Ruslar ise bu zaman zarfında altmış bin kişilik bir ordu hazırladı. Ruslar, Hotin kalesini muhasara etti. Fakat mağlup olarak geri çekildi. Osmanlı askerleri akına çıkmak istemiş ancak kale kumandanı Hüseyin Paşa bunu kabul etmeyince askerler isyan etti. Bunu haber alan Rus general Galiçin, Hotin’i yakıp yıktıktan sonra halkını kılıçtan geçirdi. Durumu haber alan Osmanlı ordusu kaleyi tekrar almayı başardı.[13] Bu arada Osmanlı taraftarı Lehlilerle temasa geçilerek Rus kuvvetlerine karşı bir sefer açılmasına karar verildi.[14] Bu sırada Osmanlı ordusunun durumu kötü vaziyetteydi. Kıtlık ve ordudan firarlar başlamıştı. Ordu zaafa sürükleniyordu. Kış yaklaşmasına rağmen Ruslar bir türlü geri çekilmiyordu. Yağışlar sebebiyle nehrin taşması üzerine köprüler yıkıldı. Diğer taraftan kumanda heyetinde değişiklik yapan Ruslar ani bir hücumla Hotin Kalesi’ni zaptettiler. Eflak ve Boğdan taraflarına sarkarak Tuna’ya doğru ilerlemeye başladılar. Özi ve Bender kaleleri düşman istilasına açık kalmışlardı. Rus kumandanı, ansızın yaptığı bir baskınla Boğdan’ın geri alınması için hazırlanan Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bunun üzerine derhal hareket eden Sadrazam bir ay içinde orduyu Kartal sahasına geçirdi. Harekâttan haberi olmayan Ruslar zor durumda kalmıştı. Rus kumandanı ancak bir taarruz ve yarma hareketi ile kurtulabileceğini hesaplayarak hücuma geçti ve başarılı oldu. Bu mağlubiyetten sonra Bender, Kili, Akkirman, İbrail ve Eflak’ın tamamı boşaltılarak Tuna’ya kadar olan kısım Ruslara bırakıldı. Sadrazam görevinden azledildi ve yerine Bosna Valisi Mehmet Paşa tayin edildi.[15] Osmanlı ordusunun durumunun kötü olduğu iyice anlaşıldı.

Ruslar, Baltık filolarını harekete geçirerek Cebelitarık’tan Akdeniz’e girmişti. Osmanlı ordusu ise Lehistan ve Boğdan cephelerine ağırlık verdiğinden Rusların Akdeniz’e girdiğini 1770 Mart’ında Rusların Koron muhasarasıyla farketti. Rusların, Akdeniz harekatını idare eden Orlof’un maksadı Çanakkale Boğazı’nı tıkayarak, Mora ve Balkanlarda çıkacak isyanlara Osmanlı donanmasının müdahalesini önlemek idi. Rumların yardımı ile Navarin Kalesi’ne yerleşen Ruslar, bu defa en kalabalık kuvvetin bulunduğu Modon’u muhasara ettiler. Çatalcalı Ali Aga kumandasında gelen yedi bin kişilik Osmanlı kuvveti Ruslar’ı bozguna uğrattı. Ruslar tekrar Navarin Kalesi’ne çekilmeye başladı. Rusların ve asilerin hareketleri haber alınınca, Kaptanı Derya Hüsameddin Paşa kumandasında Osmanlı donanması hazırlıklarını tamamlayarak boğazdan çıktı. Bu sırada Osmanlı donanmasının Midilli’nin güneyinde olduğunu haber alan Orlof o tarafa gidip Koyun Adaları önünde savaş başladı. Osmanlı donanmasını Cezayirli Hasan Paşa idare ediyordu. Rus donanmasına epeyce hasar verildi. Savaştan sonra Osmanlı donanması Çeşme limanına çekildi. Çeşme limanı küçük olduğu için gemiler neredeyse sıkışık haldeydi. Bunu fırsat bilen Rus hizmetindeki İngiliz amirali hazırladığı dört gemiyle gece karanlığında Türk kalyonlarına top ateşi ile hücum etti ve Osmanlı donanması tamamen yakıldı. Bu olay tarihi Çeşme Baskını (1770) olarak geçti. Bundan sonra Ruslar Limni’yi muhasaraya geçti. Limni ahalisi buna kahramanca karşı koydu ve kaleyi teslim etmedi. İstanbul’dan tekrar takviye kuvvet geldiğini haber alan Ruslar Paros adasına çekildiler. Cezayirli Hasan Paşa başarıları sonucunda “Gazi” unvanını alarak Kaptanı Derya’lığa yükseldi. Ruslar ise kışı Paros adasında geçirdikten sonra Midilli, Rodos ve Eğriboz adalarını almak istedilerse de başarılı olamadılar.

Ruslar Kırım’da da hâkimiyet kurmak istiyordu. Bunun için hazırlıklarını tamamlayan Ruslar 1771’de Kırım’a taarruza geçtiler. Kırım Hanı Selim Giray’ın da yanlış hareketleri Serasker İbrahim Paşa’yı zor durumda bırakmıştı. Kırım kuvvetleri stratejik önemi büyük olan Urkapı Kalesi’ni müdafaa etmedikleri gibi Ruslar’ın mühim mevkiileri de ele geçirmelerine sebep oldular.[16] Nihayetinde Serasker İbrahim Paşa kuvvetlerinin dağılması üzerine 1771’de Ruslar tarafından esir edildi ve Petersburg’a götürüldü. Diğer taraftan Ruslar Kırım ileri gelenleri kendilerine istiklal vaad ederek kandırmaya çalışıyorlardı.

Tuna civarında da Osmanlı Devleti kötü bir vaziyetteydi. Muhsinzade Mehmet Paşa ile Sadrazam iki taraftan Ruslar’a saldırarak düşmanı Tuna civarından atmayı planladı ise de başarılı olamadı. Yeniçerilerin firarı üzerine, geride kalan Osmanlı ordusu Rusçuk’a çekilmek zorunda kaldı. Ruslar, beş bin kişilik kuvvetle Babadağı’ndaki ordugaha başarılı bir baskın yaptılar. [17] Bunun üzerine tekrar sadrazam olan Sadrazam Muhsinzade Mehmet Paşa, Rusya ile bir antlaşma yapılmasını istiyordu. Ruslar’ın Kırım ve Tuna civarındaki saldırı hareketleri ve istekleri Osmanlı Devleti tarafından olumsuz karşılansa da artık antlaşma yapmaktan başka çare kalmamıştı. Nihayet 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma Osmanlı Devleti için ağır hükümler içeriyordu:

1. Kırım, Kuban, Besarabya Tatarları’nın istiklali ve yalnız mezhebe ait maddelerde hilafet makamına yani Halife’ye tabiyyetleri.
2. Yenikale, Kerç, Azakkale arazileriyle Kabartayların Özi suyu meyanında kâin memleketlerin Kılburun kalesiyle beraber Rusya’ya terk edilecek.
3. Gürcistan ile Eğlak, Boğdan ve Beserabya emaretlerinin Rusya tarafından tahliyesi ve Aksu nehrinin hudud ittihazı.
4. Karadeniz ile Akdeniz’de ticaret ve seyr-i sefainin serbestisi ve Osmanlıda konsolosluklar açılması.
5. Osmanlı Devleti’nin 15.000 kese akçe tazminat vermesi.
6. Eskisi gibi Hristiyan diyanetinin serbest olması, icraasına hiçbir şekilde karışılmaması, kiliselerin inşa ve tamirine yardım edilmesi.
7. Eflak ve Boğdan Voyvodalıklarının iktizasına göre denetlenmeleri ve bunun için de Rusya elçileri ile müzakere edilmesi
8. “Hristiyan diyanetinin hakkını kiliselerinin kaviyyen siyanet” hususu Osmanlı Devleti tarafından taahhüt olunması. Her ihtiyaçta Rusya elçilerinin İstanbul’daki kiliseleri ve mensuplarını denetlemelerine müsaade edilmesi
9. Galata tarafında “Beyoğlu nam mahallede” Rusya tarafından bir kilise yaptırılarak bunun her şeyi ile Rusya elçiliğinin kontrolü altında bulunmasına Osmanlı’nı9n müsaadesi
10. Harp esnasında Ruslara yardım edenler hakkında umumi bir af ilan edilmesi[18]

Antlaşmanın en ağır maddelerinden biri Kırım meselesi idi. Kırım’ın sadece halifelik yoluyla Osmanlı Devleti’ne bağlı hale gelmesi Kırım’ın elden çıkış sürecisi hızlandırıyordu. Ruslar ise Ortodoksların hamisi sıfatını alarak Ortodokslar aracılığı ile Osmanlı Devleti’nin zaaflarından yararlanmayı umuyordu. Ayrıca Ruslar’ın konsolosluk açabilmesi de Osmanlı Devleti’ni takip etme konusunda önemli bir maddeydi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’nde Padişah değişikliği de yaşanmış, 21 Temmuz 1774’te I. Abdülhamit (1774-1789) tahta cülus etmiştir.

5. KÜÇÜK KAYNARCA ANTLAŞMASI’NDAN SONRA KIRIM MÜCADELESİ VE AYNALIKAVAK TENKİHNAMESİ

Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra Rusya Kırım’ı hâkimiyeti altına almak için kendi hâkimiyetlerini kabul eden Sahip Giray’ı Hanlığın başına geçirmişlerdi. Hanlığın Rus yanlısı birinin eline geçmesi üzerine Kırım ileri gelenleri İstanbul’a elçi yollayarak Han’ın değiştirilmesini istemeye başladılar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Giray’ı Han ilan etti. Buna karşılık Rusya da kendi taraftarı olan Şahin Giray’ı Hanlığa getirdiler. I. Abdülhamit ise harp taraftarlarının ileri sürdüğü sebepleri de göz önüne alarak donanmanın hazırlıklı olması için emir verdi. Tatarlarda hücum ederek birçok Rus askerini katletmişti.[19]

Gün geçtikçe iki tarafı savaşa sürükleyen Kırım meselesinde İngiliz ve Fransız elçileri buna engel olmak için iki tarafın antlaşma yapmasını sağladı. 21 Mart 1779 tarihinde Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı. Antlaşma şu maddeleri içeriyordu:

1. Kırım Hanı intihap olunan zata Halife olan Osmanlı hükümdarı tarafından menşur gönderilmesine Rusya hükümetinin muhalefet ve mümanaat göstermeyecek.
2. Tatar Hanlarının işlerine ve istiklallerine her iki devlet müdahale etmeyecek.
3. Hanlık, gerçekten mahlûl olunca yeni intihap olunan Kırım Hanı’na gönderilecek menşura hiçbir suretle özür ve bahane gösterilmeyecek.
4. Menşurun yazılması nasıl takarrür etmiş ise bu şeklin hiçbir suretle harf ve kelimeleri tağyir edilmek suretiyle değiştirilmeyecek.
5. Osmanlı Devleti, Kaynarca muahedesiyle Tatarlara karşı bütün maddi hak ve himayesinden vazgeçtiği için artık hiçbir suret ve bahane ile Tatarlar üzerinde bir hak ve himaye iddiasında bulunmayacak.
6. Herhangi bir suretle Tatarlara dair bu muahede senedinde hatıra gelmeyen bir mesele söz olursa iki devletin birbirleriyle dostça görüşüp haberleşmeden evvel hiçbir tedbire başvurulmayacak.[20]

Bu antlaşma ile Kırım’ın artık Osmanlı’nın elinden çıkması ve Ruslar’ın eline geçmesi kolaylaşmıştır. Çünkü Kırım hanlığına getirilen Şahin Giray tam bir Rus yanlısıdır. Halk tarafından kabul edilmeyişi ve yaşanan hadiseler sonucunda Ruslardan yardım isteyen Şahin Giray, Rusların, 1783 yılında Kırım’ı tamamıyla almalarını sağlamıştır. Kırım ahalisi bunun üzerine ayaklanıp Bahadır Giray’ı tahta geçirmiştir. Rusya’ya sığınan Şahin Giray, Ruslardan istediğini alamayınca Osmanlı Devleti’ne sığınır ancak önceki hareketlerinin bedeli olarak Rodos’a sürülüp idam edilmiştir. Kırım’ın konusunda son karar ise 1792’de imzalanacak olan Yaş Antlaşması’nda verilecekti.

6. OSMANLI – RUS & AVUSTURYA SAVAŞI (1787 – 1792)

Rus saldırılarına karşı sefer ilanı 19 Ağustos 1787’de yapılmıştı. Fakat olayları iyi takip etmeyen Osmanlı Devleti, ümit etmediği acı bir sürprizle karşı karşıya kaldı. Rusya ile gizlice anlaşmış olan Avusturya ile Rusya Osmanlı Devleti’ne harp ilan etmişti. Avusturya ile Rusya 1780 Petersburg Görüşmesi esnasında Osmanlı toprakları üzerindeki emperyalist emellerini nasıl tahakkuk ettirecekleri hususunda anlaşmışlar idi.[21] Bu plana göre Rusya Kırım’ı almıştı. Osmanlı Devleti sert tepki gösterince de müttefiki olan Avusturya hemen harbe girivermişti.

Osmanlı Devleti, bütün kışkırtmalara, Avusturya’nın müşkül ve nazik bir vaziyette olmasına rağmen Avusturya’ya hücum etmemişti. Bütün bunların arkasından Avusturya’nın Rusya ile anlaşarak Osmanlı Devleti’ne harp ilan etmesi, Osmanlı Devleti için büyük bir sürpriz olmuş; bu olayın Rusya ile harbe karar verildikten sonra ortaya çıkmasıyla Osmanlı Devleti iki cephede harp etmek zorunda kalmıştı. Bunun üzerine Rusya üzerine yapılacak harp planları değişti ve Avusturya ve Rusya cephelerine savaşacak iki ayrı ordu oluşturulmuştu. Karadeniz’e Cezayirli Gazi Hasan Paşa komutasında bir donanma çıkarıldı. Ruslar bundan çok telaşlandı. Çariçe III. Katerina’ya Rus Generali Potemkin dahi Kırım’ın boşaltılmasını teklif etti.[22] Rus donanması Sivastopol önlerinde mağlup edildi. Boğdan Cephesinde ise birleşik Rus ve Avusturya kuvvetlerine karşı Yaş ve Hotin kaleleri iyi müdafaa edilemedi. Bu haber İstanbul’a ulaşınca I. Abdülhamit Han hastalandı ve öldü. Yerine yeğeni III. Selim (1789-1807) tahta geçti.

Yeni padişahın cülusu ile harp yeni bir hal aldı. Sadrazam ve Serasker değiştirildi. III. Selim yayımladığı fermanla ordunun moralini yüksek tutmayı amaçladı. Bu arada Ruslar, Osmanlı Devleti’ni Fokşani’de mağlup etti. Bunun intikamını almaya girişen Osmanlı Devleti İsmail kalesi Seraslerliğine tayin edilen Cezayirli Gazi Hasan Paşa kumandasında Ruslara karşı galip geldi. Bu ordunun moralini biraz olsun düzeltmişti.

Harbin başlangıcında Rusya ve Avusturya ile tek başına savaşan Osmanlı Devleti, yanına müttefik olarak İsveç’i aldı ancak İsveç iyi bir müttefiklik gösteremedi. Diğer taraftan Rusya’nın ve Avusturya’nın genişlemesini istemeyen Prusya da Osmanlı Devleti’ne ittifak teklifinde bulundu. Tartışmalara da sebep olsa bu teklif kabul edildi. Bu ittifak üzerine Rusya ve Avusturya ağır şartlarla barış teklifinde bulundu. Bu arada karada ve denizde büyük başarılar kazanan Cezayirli Gazi Hasan Paşa ölmüş ve bu Osmanlı Devleti için büyük bir talihsizlik olmuştu. Bundan sonra Kaptan-ı Derya Giritli Hüseyin Paşa kumandasında Karadeniz’e açılan Osmanlı donanması önceleri başarılı olsa da 1790 Eylülünde hava muhalefeti sebebiyle İstanbul’a geri çekildi ve seferde bir sonuç alınamadı. Bu çekilme sonrasında Rus donanması ilk defa Karadeniz’de hâkim duruma geçmiş ve Rus kara kuvvetlerinin daha başarılı olmasına yardım etmiştir.[23]

Bundan sonra Avusturya, Prusya’nın takındığı tavır, yer yer aldığı yenilgiler ve Fransız İhtilali’nin etkilerinden çekindiği için 4 Ağustos 1791’de elli yıl süreli Ziştovi Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi.

Bu harp esnasında Ruslar, Kafkaslarda da tehlikeli hareketlerde bulunuyorlardı. Gürcü prensleri kışkırtarak onların Rus hâkimiyetini tercih etmesi için uğraşıyorlardı. Osmanlı Devleti bunun üzerine Trabzon valisi ve Samsun’da bulunan Battal Hüseyin Paşa’yı Anapa limanına gitmeye me’mur etmiş, Battal Hüseyin Paşa’nın ihanet edip Ruslara ilticası üzerine yerine Abdullah Paşa gönderilmiş ancak Anapa Rusların eline geçmişti.[24]

Rusya, Fransız İhtilali’nin gelişmesinden korktuğu için bir an evvel barış antlaşması yapmak istiyordu. Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın vefatından sonra harbin Osmanlı Devleti aleyhine gelişmesi ve Prusya’nın da Rusya’ya karşı savaşa girmeyeceği anlaşılınca Osmanlı Devleti barış isteğini kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Uzun süren görüşmelerden sonra 9 Ocak 1792’de Yaş Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın önemli maddeleri şunlardı:

1. 1774 Kaynarca Muahedesi, 1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi, 1783 Ticaret Muahedesi ve 1784’de Kırım ile Taman’ın ilhakı ve Kuban Nehri’nin hudut tayini hakkındaki muahedeler yürürlükte kalacak.
2. Turla’nın sol tarafındaki arazi Ruslara; sağ tarafındaki Bender, Akkerman, Kili, İsmail ve sair o tarafta Rusların işgal ettikleri kale ve şehirler Osmanlı Devleti’ne iade edilecek.
3. Harekât sahası olan Boğdan Voyvodalığı hakkında, Kaynarca Muahedesiyle bu muahededen sonraki antlaşmalar yürürlükte kalıp bu beyliğin borçları, bakaya vergileri ile muahedenin imzasından sonraki iki yıllık vergisi affedilecek: umumi af ilan edilip isteyenlerin Boğdan’a dönmesine müsaade edilecek.
4. Kuban, Kafkasya’da iki devlet arasındaki hududu teşkil edecek.
5. İki devletin daimi surette sulh içinde yaşamalarını temin için Tiflis Gürcü Prensliğine, Çıldır valileri tarafından taarruz olunmayacak.
6. Garb ocakları korsanlarına karşı Rus ticaret gemileri muhafaza ve vuku bulan zararlar ocaklarca tazmin ettirilecek; şayet bu zarar ocaklarca ödenmezse Osmanlı hazinesince tazmin edilecek.[25]

Kırım’ın elden çıkmasına tahammül edemeyen Osmanlı Devleti beş yıl kadar süren bu savaş ve sonunda imzalanan Yaş Antlaşmasıyla Kırım’ın Rus hâkimiyeti altına girmesini kesin olarak kabul ediyordu ve stratejik önemi büyük Özi kalesini de kaybediyordu. Osmanlı Devleti böylece Dağılma Dönemi’ne girmiş bulunuyordu. Rusya ise harpten az da olsa kazanç sağlamıştı. Rusya’nın Avusturya ile hazırladığı Grek Projesi[26] Avusturya’nın savaştan erken çekilmesi ve Fransız İhtilali sebebiyle gerçekleştiremedi. Bundan sonra ise Osmanlı Devleti ve Rusya tarihlerinde ilk kez müttefik olacaklardı.

7. İLK OSMANLI – RUS İTTİFAKI (1798)

Rusya, daha Napolyon'un Dalmaçya kıyılarına gelmesinden ve Rumlar arasında isyan düşüncelerini yaymaya başlamasından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu'na yaklaşma girişimlerinde bulunmaya başlamıştı. Hatta bu amaçla, Fransa'nın Tulon'daki hazırlıklarını ve hedeflerini de İstanbul'a bildirmiş ve yardım önerisinde bulunmuştu. Fakat Osmanlı Hükümeti bu öneriyi kabul etmemişti. Ancak, Napolyon'un Mısır'a çıkması üzerine Babıâli, bu yardım önerisini görüşmeyi kabul etmiştir. Ne var ki, daha bu görüşmeler sonuçlanmadan, bir Rus filosu, işi oldubittiye getirerek, 31 Ağustos 1798'de Karadeniz'den İstanbul Boğazı'na girerek, Büyükdere önlerinde demirledi. Böylece Rusya, Doğu Akdeniz'de meydana gelen yeni gelişmelere müdahale etmeye kararlı olduğunu göstermiş oldu. Bunun üzerine, iki devlet arasında yapılmakta olan görüşmelere bu filonun durumu da girdi. Bu konuda varılan anlaşma ile Rus gemileri, Osmanlı gemileriyle birlikte, Rusya'nın özellikle üzerinde durduğu Mora ve Dalmaçya kıyılarını Fransızlardan kurtarmak göreviyle 19 Eylül 1798'de Akdeniz'e gönderildi. Biraz sonra da 23 Aralık 1798'de Osmanlı-Rus Savunma Antlaşması imza edildi.[27] Bu anlaşma açık ve gizli olmak üzere iki bölümden meydana geliyordu. Açık hükümlerine göre:

1. Osmanlı ve Rusya devletleri birbirlerinin toprak bütünlüklerinin korunmasını karşılıklı olarak garanti ediyorlardı.
2. Rusya; Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları olarak Fransa'nın Mısır'a saldırmasından önceki şeklini kabul ediyordu.
3. İki devletten birine veya ikisine bir saldırı olduğu takdirde, iki tarafın çıkarları doğrultusunda hareket edilecekti. Bunun için, biri diğerine, ya kara ve deniz kuvvetleri veya para ile yardım yapacaktı. Bu husus varılacak anlaşmaya göre saptanacaktı.
4. Yardıma gelen devlet, vereceği askerin her türlü ihtiyacını kendisi karşılayacaktı.
5. Osmanlı ve Rusya devletleri; bu savunma anlaşmasını, ülkelerini
genişletmek amacı ile değil, ülkelerinin bütünlüğünü korumak
için yaptıklarından, bu anlaşmaya Avusturya, İngiltere ve Prusya'yı
da katılmaya davet edeceklerdi.
6. Bu savunma anlaşmasının yürürlük süresi, sekiz yıl olacaktı.

Antlaşmanın gizli maddeleri ile de şu hususlar karşılıklı olarak kabul ediliyordu:

1. Rusya, Osmanlı Devletine bir savaş filosu ile yardım yapacaktı. Osmanlı Devleti, bu filonun Boğazlardan Akdeniz'e geçmesine izin verecek ve birlikte Fransa'nın Akdeniz'deki yayılmasına engel olmaya ve ticaret gemilerini batırmaya çalışacaklardı.
2. Savaş bittikten sonra Rus gemileri Karadeniz'e dönecekti. Fakat savaş süresince Rus gemilerinin Boğazlardan geçmesi, bundan sonra Boğazlardan geçmek için hak iddia etmelerinin, bahanesi olmayacaktı.
3. Karadeniz, iki devlet arasında kapalı bir deniz olacaktı. Bu denize girmek isteyecek gemilere karşı birlikte karşı konacaktı.[28]

Görüldüğü gibi bu antlaşma ile Osmanlı Devleti ve Rusya arasında karşılıklı yardımlaşmaya dayanan bir ittifak kurulmuş oluyordu. Bu, Osmanlı tarihinde ve Avrupa siyasetinde önemli bir gelişmeydi. Çünkü Osmanlı Devleti, daha önce bilindiği üzere bu tarihe kadar Avrupa devletleri karşısında izlediği yalnızlık siyasetini terkediyordu. Bundan böyle ittifaklar sistemine fiilen girmiş oluyordu. Bu antlaşmaya kadar, Osmanlı ve Rusya devletleri birbirleriyle mücadele halinde idiler. Bu bakımdan antlaşma, karşılıklı toprak bütünlüklerini tanıma ve dostluk getirdiğinden, iki devlet arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olmuştur. Ancak bu iki devletin de birbirlerine karşı izledikleri siyasetten vazgeçtikleri anlamına gelmiyordu. Bu yönü ile o günkü gelişmelerin sonucunda, iki tarafın yararı için meydana getirilen geçici bir anlaşma idi. Buna karşılık da o güne kadar hukuken bir Türk denizi sayılan Karadeniz'de, Rusya'nın varlığını Osmanlı Devleti ilk defa hukuken ve resmen kabul ediyordu. Ayrıca, yine ilk defa olarak Rusya'ya Boğazlardan geçme hakkını tanıyordu. Böylece Osmanlı Devleti, Rusya ile bu ittifak antlaşmasını imzalamakla, 19. yüzyıl boyunca izleyeceği denge politikasını başlatmış oldu. Nitekim bu politikanın bir sonucu olarak, Rusya ile yaptığı anlaşmanın arkasından İngiltere ile Fransa'ya karşı bir ittifak antlaşması daha imzaladı.


[1]M. Saray, Türk – Rus Münasebetlerinin Bir Analizi, İstanbul, 1998, s. 49.

[2]A. N. Kurat, Rusya Tarihi, Ankara, 1987, s. 256.

[3]Saray, a.g.e, s. 50.

[4]Bu hususta geniş bilgi için bknz., B. H. Sumner, Peter Ther Great And The Ottoman Empire, Hamden-Connectitut, 1965, s. 26- 36.

[5]Saray, a.g.e, s. 54.

[6]Saray, a.g.e, s. 57.

[7]Meclis-i Meşveret: Osmanlı Devleti’nde önemli konuların görüşüldüğü danışma meclisi, daha ayrıntılı bilgi için bknz., Akyıldız, A, Meclis-i Meşveret, DİA, C XXVIII, İstanbul, 2003, s. 248 - 249.

[8]İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. IV, Kısım I, Ankara, 2011, s. 84 - 85.

[9]Saray, a.g.e, s. 61.

[10]Uzunçarşılı, a.g.e, s. 256.

[11]Saray, a.g.e, s. 74.

[12]Kurat, a.g.e., s. 261. Uzunçarşılı, a.g.e., s. 293- 294.

[13]Saray, a.g.e, s. 79.

[14]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 378.

[15]Saray, a.g.e, s. 83.

[16]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 407 - 408.

[17]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 412.

[18]Antlaşmanın tam metni için bknz., M. S. Anderson, The Great Powers And The Nean East 1774-1923. Documents Of Modern History, London, 1970, s. 9 – 14.

[19]Saray, a.g.e, s. 93.

[20]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 452.

[21]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 507.

[22]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 520-521.

[23]Kurat, a.g.e., s. 291. Uzunçarşılı, a.g.e., s. 564-565.

[24]Uzunçarşılı, a.g.e., s. 583.

[25]Antlaşmanın tam metni için bknz., Anderson, a.g.e., s. 16-17.

[26]Grek Projesi: Grek projesi veya Yunan projesi, 1787-1792 yılları arasında Osmanlılar ile savaşan Avusturya ve Rusya'nın yürütmüş olduğu gizli plandır. Bu plana göre Osmanlı topraklarının bir bölümü Avusturya`ya verilecek, Bizans İmparatorluğu yeniden kurulacak ve başına II. Katerina`nın torunu getirilecekti. Böylece Avusturya Balkanlarda, Rusya Avrupa ve Akdeniz`de daha da güçlenecekti.

[27]A. N. Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara, 1970, s. 43 - 46.

[28]E. Z. Karal, Osmanlı Tarihi, C. V, Ankara 1961, s. 31 - 33.

KAYNAKÇA

Karal, E. Z., Osmanlı Tarihi, C. V, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2007.

Kurat, A. N., Türkiye ve Rusya, DTCF Yayınları, Ankara, 1970.

-----,
Rusya Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1987.

Saray, M., Türk – Rus Münasebetlerinin Bir Analizi, MEB Yayınları, İstanbul, 1998.

Uzunçarşılı, İ. H., Osmanlı Tarihi, C. IV, Kısım I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2011.

Gülfem bunu beğendi.
Eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra bildiklerimiz hiçbir işe yaramayacaktır.
imza

Konu Türkolog tarafından (28 Nisan 2017 Saat 14:55 ) değiştirilmiştir.
Türkolog isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28 Nisan 2017   #2
.
Avatar Seçilmemiş
Üyelik tarihi: 14 Haziran 2016
Bulunduğu yer: Yıldızların çiçeklere göz kırptığı yerden
Mesajlar: 6.914
Konular: 4127
Cinsiyet:
İlişki Durumu:
Burç:
Takım:
Seslenildi: 664 Mesaj
Etiketlendi: 127 Konu
Ruh Hali: Capcanli
Standart Cevap: 18. Yüzyıl Osmanlı - Rus Münasebetleri

Elinize sağlık
Türkolog bunu beğendi.
imza
Gülfem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Yer İmleri

Etiketler
18. yüzyıl osmanlı - rus ilişkileri, 18. yüzyıl osmanlı - rus münasebetleri, münasebetleri, osmanlı, rus, yüzyıl


Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Seçenekler
Stil

Gönderme Kuralları
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Muhteşem Yüzyıl'da para almadan oynuyorlar! Osmanlı Tarihi'nin en kudretli sultanı Kösem Sultan'ını Meltem Magazin Haberleri 1 09 Aralık 2016 21:22
Muhteşem Yüzyıl Kösem 8. Bölümde Neler Olacak - Muhteşem Yüzyıl Kösem 8.Bölüm - Fragman Penia Yerli Dizi Tanıtımları 6 04 Ocak 2016 15:26
Muhteşem Yüzyıl Kösem- 7.Bölüm Fragmanı- Muhteşem Yüzyıl Kösem-7. Bölüm Beren Saat dönemi başlıyor Penia Yerli Dizi Tanıtımları 2 21 Aralık 2015 14:24
Ramazan Ayının Münasebetleri EbruLi İslâmiyet ve Müslümanlık 0 20 Haziran 2015 14:56
Osmanlı Bayrakları ve Osmanlı Sancakları EbruLi Tarih 1 08 Mayıs 2015 23:53