![]() |
Avrupa Hunları Avrupa Hunları Hunlar Doğu Avrupa ile tanışana kadar Türkistan’da (Orta Asya’da) yaşamış bir devlettir. Türk oldukları tartışılan İskitler ve menşeileri tartışılan Kimmerleri göz önünde bulundurmazsak Doğu Avrupa’ya giden ilk Türk devleti Hunlardır. Bizans, Sassani ve Çin ile ciddi anlamda ilişkileri olmuş bir devlettir. Hunlara ait en önemli bilgiler Bizans ve Latin kaynaklarında mevcuttur. Bunlardan en önemlisi Hunları bizzat görerek eserini yazan Priskos’tur. Bunun dışında Jordanes’in verdiği bilgilere biraz temkinli yaklaşmak gerekmektedir çünkü kendisi, koyu bir Hıristiyan ve Hunların ağır şekilde yenilgiye uğrattığı Got kavimlerindendir. Bunun dışında Marcellinus, Hunlarla aynı dönemde yaşamasına rağmen onları hiç görmemiş, Hunların Avrupa önlerinde görülmelerinden ve Alanları mağlup etmelerinden ayrınıtılı olarak bahsetmiştir. AVRUPA HUNLARI’NIN MENŞEİ Hunların kökenleri hakkında kaynaklarda ve tarihçiler arasında pek çok görüş ortaya atılmıştır. Latin ve Ermeni kaynakları; iskit yani barbar olarak, Suriye kaynakları ise Ostrogotlar diye nitelendirmiştir. Grek ve Latinler kendileri dışındakileri barbar olarak adlandırmışlardır. Diğer görüşler ise şöyledir; • Moğoldurlar • Türk-Moğol karışımıdırlar • Türk-Moğol-Mançu karışımıdırlar • Fin-Ogordurlar • Germen meşelidirler. • Slav menşelidirler. • Fin-Türk karışımıdırlar. • Kafkas ve Orta Asya menşeli bir kavimdir. • Sumerler gibi menşei bilinmeyen bir kavimdir. Deguignes’in çalışmalarıyla başlayan ve 1940’lı yıllardan itibaren Hunların, Hiung-nu denilen Asya Hunları’nın devamı olduğunu ispata çalışan Friedrich Hirt, Çin yıllıkları üzerine yaptığı çalışmalar ve bunları batı kaynaklarıyla karşılaştırması sonucunda Hunlar ile Hiung-nular’ın aynı kavim olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Hunlar’ın Türk olduğu oldukları görüşü Türkoloji çalışmalarının yoğun olduğu yerlerde de kabul görmüştür. Bu görüş üzerinde coğrafi arkeolojik ve dil çalışmalarının büyük yeri vardır. Hunlara ait arkeolojik malzemelerdeki benzerlikler, Atilla’nın oğulları olmak üzere kaynaklardaki isimlerin Türkçe olması, önemli coğrafya eserlerinde Hun ve Hiung-nu’ları (Asya Hunları’nı) gösteren yerlerir aynı olması Avrupa Hunları’nın Asya Hunları’nın soyundan olduğunu göstermektedir. HUNLARIN BATI’YA GÖÇLERİ Asya Hunları’nın Orta Asya’daki (Türkistan) hakimiyetleri sona erince çeşitli sosyal, siyasal, iktisadi bazı nedenlerden dolayı Kazakistan’dan batıya doğru göç etmişlerdir. Bu göçün belkide en önemli nedeni coğrafi etkenler ve iklimdi. Çünkü Hunlar hayvancılıkla uğraşıyorlardı ve bozkır kültürüne sahiptiler. Don ve İtil bölgelerine uzanan bozkırlar, tarihte “Kavimler Kapısı” olarak anılan, kum ve çöl sahalardan sonra İtil’in batısından yeniden bol otlu meralar, dağlık tepelik yaylalar ve hakiki bozkırlar olarak Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanmaktaydı. Bu bozkırlar Orta Asya ve Sibirya’daki bozkırların devamı niteliğindeydi; orada geçmeyi zorlaştıran yüksek dağlar ve büyük çöller olmadığından rahatlıkla batıya göç edilebilirdi. Tanhu Mo-tun zamanında (M.Ö 209-174) devletin sınırları giderek büyümüş, Hunlar büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Fakat daha sonra meydana gelen iç karışıklıklar, Çin entrikaları, tanhuların ülkeyi iyi yönetememesi ülkeyi zayıflatmıştır. Tanhu Ho-han-yeh Çin himayesine girmeyi kabul etmiş, kardeşi Çiçi ise buna karşı çıkarak Türk kavminin Türkistan bölgesine iyice yerleşmesini sağlamıştır. Bu durum Çin ile Çiçi’yi karşı karşıya getirmiş ve Hunlar ağır bir yenilgiye uğramışlardır. Daha sonra Tanhu Yu döneminde, Hunlar toparlanma dönemine girmiş ama Yu’nun ölümüyle sağlanan birlik yeniden bozulmuştur. Kuzey Hunları’nın iktisadi öneme sahip İç Asya’daki büyük şehirlere sahip olması onları yeniden Çin ile karşı karşıya getirmiştir. Hunlar bir yandan Çinliler ile bir yandan da Sienpiler ile uğraşmışlardır. Sienpilerin Kuzey Hunları’nın topraklarını işgal etmesiyle; Hunlar kalabalık gruplar halinde batıya doğru ilerlemişler, Çiçi’nin bakıyeleri olan Hunlara katılmışlardır. HUNLARIN AVRUPA’DA GÖRÜNMELERİ VE YERLEŞMELERİ Hunlar henüz batıya göç etmeden önce Güney Rusya üzerinde uzun süre bulunan İskitler ve Sarmat grupları tarafından batıya itilmişlerdir. Bu Sarmat gruplardan bir tanesi de Alanlardır. Ayrıca Romalılar bu Sarmat grupları ve çeşitli kavimlerle iç içeydiler. Bu kavimlerden bazıları; Batı Gotları (Vizigotlar) ile Doğu Gotları (Ostrogotlar) idi. 366’da Romalılar ve Gotlar arasındaki mücadele 370’de imzalan bir anlaşma ile Gotların bağımsızlığıyla sonuçlandı. Balamir Dönemi ve Kavimler Göçü IV. asrın ikinci yarısında Çin ve Roma kaynaklarında yeniden ortaya çıkan Hunlar (355-365) Alanları mağlub etmişlerdir. Hunların bu galibiyeti yeni bir çığ açmıştır; o güne kadar yenilemez olarak görülen, mükemmel ok kullanan bu grup Hunlar karşısında mağlub olmuştur. Daha sonra bunlar kendi istekleriyle Hun komutanlarının emri altına girmişlerdir. Balamir idaresindeki Hunlar, emirleri altına giren Alanlar ile Ostrogotların topraklarına girmiştir. 17 kavmin itaat ettiği, güçlü bir imparatorluk olan Ostrogotlar, Hunlar karşısında başarısız olmuşlardır (374-375). Bu yenilgiden sonra Ostrogotlar iç işlerinde serbest, dış işlerinde Hunlara bağımlı olmuşlardır. Bu bağımlılıktan kurtulmak için girişimlerde daha bulunan Ostrogotlar, Balamir’in Ostrogot kralı Vithimer’i öldürmesiyle Vizigotların yanına sığındılar; böylelikle Vizigotlar ve Hunlar karşı karşıya gelmişlerdir. Bu karşılaşmada Vizigotlar büyük bir yenilgiye uğramış savaş meydanında yalnızca ölüler kalmıştır (376). Gotlar Hun tehdidinden kurtulmanın tek yolunu Doğu Roma İmparatorluğu’na sığınmakta bulmuşlardır. Karşılığında da Roma’nın yüksek hakimiyetini tanıyacaklarını söylemişlerdir. Fakat daha önceden Doğu Roma’ya verdikleri zararlardan ötürü kabul edilip edilmeyecekleri şüphelidir. Sonunda imparator Valens tarafından Doğu Roma topraklarına kabul edilirler (364-378). İlk başlarda rahat olan Gotlar daha sonra Romalıların zulümleriyle karşılaşmışlardır; aç kalmışlar, kadınlarını kötü yollara düşmekten kurtaramamışlar, çocuklarını ve kendilerini köle olarak satmak zorunda kalmışlardır. Bu şartlara daha fazla dayanamayıp isyan edip birçok yeri talan etmişler, Hun-Alanlarla ittifak yapmışlar hatta İstanbul üstüne yürümüşlerdir. Bunun üzerine Valens tek başına baş edemeyince yeğeni Bretianus’tan yardım istemiş ama tek başına kallmış, büyük bir yenilgiye uğrayarak savaş meydanında ölmüştür (378). Valens’in ölümüyle tahta geçen I. Theodosios Gotlarla savaşmakta kararsız kalmış ve 384’te anlaşma yaparak onlarla müttefik olmuştur. Ostrogotlar’ı Macaristan civarına, Vizigotlar’ı Trakya civarına yerleştiriyor. Bu anlaşmayla Gotlar’ı vergiden muaf tutmuş ve onlara özerklik vermiştir. Ama bu Bizans’ın aleyhine olmuştur. Çünkü böylelikle Bizans’ın gelirleri azalmıştır. Ayrıca Gotlar devlette en yüksek makamlara gelmişler ve ücretleri de çok yüksek olduğu için Roma bunu karşılayamamıştır. Daha sonra baş komutan Taltus’un tüm Romalı liderlere gönderdiği mektupta, Gotları ortadan kaldırmak için kurduğu tuzak işe yaramış ve doğu eyaletleri artık büyük bir tehlikeden kurtulmuştur. Uldız Dönemi ve Romalılarla ilk Münasebetler 376 yılındaki kavimler hareketinden sonra Hunlar 20 yıl boyunca devletlerinin teşkilatlanmasıyla uğraşmışlar bir nevi kendilerini Doğu Roma İmparatorluğu’na unutturmuşlardır. Hunların Avrupa önlerine gelmeleri Alanların ve Gotların Roma İmparatorluğu sınırlarına gelmelerine neden olmuş ve bu göç hareketinden en çok etkilenen de Doğu Roma İmparatorluğu olmuştur. Hunlar 375-400 yılları arasında Doğu Roma’ya karşı bir harekette bulunmadılar ama en iyi fırsat olan Doğu Roma ile Batı Roma’nın karşı karşıya gelişini de çok iyi değerlendirdiler. 395’te I. Theodosios’un ölümüyle iki cepheden harekete geçtiler; bir kısmı Balkanlar’dan Trakya’ya ilerlerken, bir kısmı ise Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gitmişlerdir. Avrupa’yı tanımak için yaptıkları keşif akınlarında, Azerbaycan üzerinden Ankara, Kayseri ve Urfa’ya gitmişlerdir. Amaç kendileri için yerleşilecek en uygun toprağı bulmaktır. Anadolu Seferi yapan Hunlar dönüş yolunda Sassanilerle mücadele etmiş ve yenilmişlerdir. Gotlar 400 yılında Gainas komutasında İstanbul’u fethedip, adeta bir terör estirdi. Fakat yaptıkları Doğu Roma halkının isyanıyla karşılandı; Gainas ve geri kalan ordusu sürüldü. Gainas’ı, geri dönüş yolunda Hunların batı kanadı reisi Uldız yakaladı ve kafasını keserek Doğu Roma imparatoru Arcadius’a gönderdi. Böylece aralarında bir ittifak gerçekleşmişti. Bizans’ın baskı altında tutulması ve Batı Roma ile iyi ilişkiler kurulması Hunların dış siyasetini oluşturuyordu. Batı Roma’yı tehdit eden kavimler aynı zamanda Hunların da düşmanıydı. İtalya’ya saldıran Vizigot tehlikesi Romalı komutan Stilicho tarafından Hunların yardımıyla atlatılmıştı fakat bundan sonra, Hunlardan korkan çeşitli kavimleri kendi idaresinde birleştiren Radagais İtalya’ya saldırdı ve Stilicho Uldız’dan yardım alarak bu tehlikeyi ikinci kez atlatmış oldu. Hunların başarılar kazanırken, Batı Roma gittikçe güçsüzleşiyordu. İtalya kurtulmuştu ama Vandallar, Alanlar ve Suebler Galya’yı istila etmişlerdi. Stilicho ve Arcadius’un ölümünden sonra yerine geçen 7 yaşındaki oğlu II. Theodosios, Uldız’ın Doğu Roma’ya saldırması için bulunmaz bir fırsattı. İmparator, Uldız ile barış yapmaya çalıştı fakat Uldız’ın istekleri imparator tarafından kabul görmedi ve Uldız’ı geri püskürttüler. Aralarında gidip gelen elçilerle de uzlaşma sağlanamayınca II. Theodosios İstanbul’u korumak için yeni bir sur yaptırdı. Bu sırada Alarik Batı Roma’ya saldırmaya devam ediyordu. Alarik Honorius’u Batı Roma imparatoru yapmak için kendisinden para talep etmiş, Honorius bunu kabul etmemişti. Attalus’un da onun yerine geçmesiyle durum değişmedi ve Batı Roma İmparatorluğu, Gotlar tarafından zapt edildi. Hunların 400-415 yılları arasındaki faaliyetleri sonucunda, İtalya, Avrupa, Galya, işgal edildi. Hunların saldırıları, çeşitli kavimlerin Batı Roma İmparatorluğu üzerindeki faaliyetlerini hızlandırmıştır. Rua Dönemi (422-434) Hunların Gotları mağlub etmesinden sonra, daha çok Doğu Roma İmparatorluğu ile mücadele edilmiştir. Hunlar bu esnada Güney Rusya’dan Macaristan ovalarına, Türkistan’dan da Güney Rusya’ya hareket etmişlerdir. 422 yılında Hunların başında Rua vardı. Rua döneminde devlet imparatorluk haline gelmeye başlamıştır. 421’de Sassani ve Bizans mücadelesi ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde Rua iç karışıklıklardan istifade ederek 422’de Doğu Roma’ya saldırır; Makedonya ve Trakya’yı ele geçirir. Bu saldırı ona hareket kolaylığı sağlamıştır. Bizans mecburen geri dönüp Hunlarla anlaşma imzalamış ve onlara 350 libre altın vergi ödemeye mecbur kalmıştır. 423’te Batı Roma İmparatorluğu tahtına Honorius’tan sonra bir İtalyan soylusu olan Johannes geçmiştir. Johannes, Aetius’a kumandanlık vermiş, Doğu Roma İmparatorluğu buna karşılık Johannes’e karşı taaruza geçmiştir. Bunun karşılığında Johannes, Rua’dan yardım istemiş fakat yardım gelmeden önce Johannes tahttan indirilmiştir. Yerine III. Valentinianus geçmiş (425-455), yaşı küçük olduğu için Aetius ile anlaşılmıştır. Hunlar bu dönemde Batı Roma İmparatorluğu’nun iç işlerinde oldukça söz sahibi olmuşlar ve hiç zorlanmadan İmparatorluğun merkezi İtalya’ya ulaşmışlardır. Aetius ile Hunlar arasındaki dostluk sayesinde bazı tehlikeler önlenmiş, Vizigotlar geri püskürtülmüştür (425). Hun dostluğu Aetius’un oldukça işine yaramış fakat Doğu Roma İmparatorluğu bunu kabul etmeyerek artık onu ortadan kaldırmak gerektiğine karar vermiştir. Bu sebeple 432’de başkumandanlık ünvanı elinden alınmış ve Bonifacius’a verilmiştir. Aetius bunun üzerine Rua’da yardım istemiş, Doğu Roma’da Vizigotlardan yardım almıştır. Fakat Rua hızlı davranmış ve Aetius’u kurtararak onu Roma’ya kadar götürmüştür. Hunlar Batı Roma’yı desteklemeleri karşılığında mükafatlandırılmışlar; Pannonia kendilerine verilmiştir. Doğu Roma’nın vermesi gereken vergileri vermemesi ve Doğu Roma’nın Hunlara tabi olan kısmını kışkırtması Hunlarla Doğu Roma’nın sürekli mücadele etmesine neden olmuştur. Doğu Roma, Hunlarla anlaşma yolu ararken Rua ansızın ölmüştür. Attila ve Bleda Dönemi Rua'dan sonra Bleda ile Attila onun yerine geçmişlerdi. İktidara gelen iki kardeşin karakterlerinin birbirinden farklı olduğundan başka bir bilgimiz yoktur. Attila'nın karakteri hakkında azimli, kararlı, merhametsiz bir şahsiyeti olduğu bildirilir. Bizans senatosu, Rua'nın ölümünden sonra da Hunlarla müzakerelerin devamına karar verdi. Plintha idaresinde bir heyeti Margus şehrine gönderdi. Morova ırmağının Tuna'ya döküldüğü yere yakın bir şehir olan Margus önemli bir ticaret merkeziydi. Bizans heyeti Bleda ve Attila'nın elçilerini şehrin surları dışında karşıladılar ve Hunlar atlarından inmek istemediklerinden müzakereler at sırtında sürdü. Aslında müzakereler formaliteleri yerine getirmekten ibaretti, zira Hunların isteklerinin hepsi kabul edilmişti. Antlaşmaya göre Bizanslılar bundan böyle Hun kaçaklarını kabul etmeyecek ve O güne kadar sığınanları da geri vereceklerdi. İade edilmeyenlerin her biri başına 8 Solidus ödenecekti. Bu para ile o bölgede 100 kile buğday (Mod) satın alınabiliyordu. Bundan başka Bizanslılar, Hunların Harp halinde bulundukları hiçbir kavimle ittifak kuramayacaklardı. Yine bu antlaşma, Hunlara imparatorluk şehirlerinde ticaret hakkı tanıyordu. Plintha, Hunlara ödenen verginin iki misline çıkarılmasına razı olmak zorunda kaldı. Bu 700 Libre altın (yaklaşık 229 kilo) idi. 435 Margus Antlaşması aslında bir emirname idi ve böylece muharebenin önü alınmış oluyordu. Bundan sonraki 4-5 yıl olayları karanlıklar içindedir. Attila'nın ordugâhı bugünkü Bükreş ile Ploesti arasında bir yerde idi. Attila'nın bu sıralarda Sororgi kavmini itaat altına almakla meşgul olduğu bilinir. Batı sınırları Alplere kadar uzanıyordu ve kuzeyde Baltık Denizi'ne çıkılmıştı. Hunların sağladıkları emniyet sayesinde ticaret büyük bir atılım yaptı. Don Irmağı ile Aral Gölü arasındaki bozkır Hun hâkimiyetini tanıyordu. Alp dağları ile Baltık Denizi arasında yaşayan Cermen Kavimleri ve diğer kavimler, Hazar Denizi'nin biraz ötesindeki bölgeler Attila ve Bleda'nın hâkimiyeti altında idi. İki kardeş imparatorluğu aralarında bölmüştü. Rua'nın ölümünden sonra, imparatorlukla Hunlar arasındaki ihtilafın çözülmesinde Bleda'nın payı büyüktü. Ayrıca, müzakereler sırasında Hun arazisi ile imparatorluk arazisi arasında "tarafsız" bir bölge bırakılması da kararlaştırılmıştı. 435 ile 440 yılları arasında Bizans, kuzey hudutlarında huzursuz bir sulh devresi yaşadı. Batı Roma İmparatorluğu'na karşı Attila, amcasının siyasetini sürdürdü. İmparator II. Theodosios, her ne kadar 435'de imza edilen sulhu kabul ettiyse de şartlarını yerine getirmek niyetinde değildi. Kendisine iltica eden Hun kaçaklarını hemen iade etti. Bunlar arasında Attila ailesine mensup kimseler de vardı. Bundan sonra, Hunlara göndermeyi vaadettiği 700 Libre altını ihmal etti. İzlediği politikanın tehlikesini iyi biliyordu ve 439'da bir adım daha attı. 408'den sonra inşa edilen Theodosios surlarını tahkim etti. 439'da mühim olaylar oldu. Kuzey Afrika kaynıyordu. Bizans Batı İmparatorluğu'na yardım etti, Vandallar Rodos'a hücum etmişlerdi. 440'da Kartaca'yı Vandallardan kurtarmak üzere bir donanma yola çıktı. Bunun üzerine İran Ermenistan'a hücum etti ve Bizans toplayabildiği bütün orduları silâh altına aldı. Bu yüzden kuzey hudutları savunmasız kalmıştı, bütün bunlardan Hunların haberi vardı. Bu devri iyi değerlendiren Bleda, imparatorluğun Tuna üzerindeki son kalesi Castra Constantia'ya hücum etti ve Bizans bu hareketi Margus sulhunun ihlâli sayarak protesto etti, bu bir harp sebebiydi. Muharebeyi önlemek üzere girişilen müzakerelerde Hunlar birçok suçlamada bulundular ve bu yüzden müzakereler kesildi. Hunlar haklıydılar ve Bizans delegeleri bu iddialar karşısında kaçamak cevaplar verdiler. 440 sonbaharında Bizans'ın Tuna üzerindeki Viminakion'a (bugünkü Kostolac) hücum eden Hunlar kaleyi ele geçirdiler. Bleda bundan sonra Margus kalesini zaptetti. Tuna'nın güneyinde ilerleyerek Illıyricum'a taaruz etti. Bir kuşatmanın ardından Singidunum (Belgrad) tahrip edildi. Bleda 441'de önemli bir mevkideki Sirmium'u zaptetti. Bundan sonra Güney Pannonia'yı ele geçirdi. Böylece 441 seferleri sona ermiş, imparatorluğun savunma hattında bir gedik açılarak bütün Balkanlar Hun akınlarına açılmıştı. Bütün bu olaylar sırasında gelişmeleri uzaktan seyreden Attila, muharebenin başlamasından uzun bir süre sonra Bizans ile barış müzakerelerinde bulunmak üzere 441 baharında araya girdi. İmparatoru tehdit etti ve ödenmeyen haracın gönderilmesini ve arttırılmasını istedi. Asıl isteği, bir kısım Hun prensleri ile ileri gelen Hun kaçakların iade edilmesiydi. Attila, Bizans ile tek başına baş edemeyeceğini anladı. Zira II. Theodosios kaçaklarla ilgili isteği reddetmişti. Fakat kendi ordusu ile aşağı Tuna'da bir çok kaleyi ele geçirdi. Birleşik Hun orduları Niş'i aldılar, ardından Serdica (Sofya)'yı zapt ettiler. Ondan sonra Trakya'ya girerek birçok kaleyi ele geçirdiler. Bu sıralarda sadece Edirne ve Marmara Ereğlisi karşı koydu. Başarı büyüktü ve artık Hun orduları İstanbul'u tehdite başlamışlardı. Bu başarılarının sebebi Bizans ana kuvvetlerinin Vandallara karşı savaş halinde bulunması idi, nitekim az sonra Güney İtalya'dan dönen Aspar idaresindeki Bizans ordusu da yenildi ve II. Theodosios Aspar aracılığıyla sulh istedi. 443'de varılan barış Bizans'a ağır yükümlülükler getiriyordu. Yıllık haraç 3 katına (2100 Libre) çıkarıldı. Bu haraç geçmiş ve ödenmemiş 3 yılın haracı olarak isteniyordu. Bir defasında 6000 Libre (1962 kilo) istediler ve aldılar. Kaçaklar için istenilen fidyeyi de 8 altından 12 altına çıkardılar. Bizanslılar bundan böyle iltica kabul etmeyeceklerdi. Bu antlaşma 27 Ağustos 443'de geçici olarak imzalandı. Bu arada Bizans orduları Trakya'da ana kuvvetlerden ayrılan Hun kıtalarına karşı bir zafer kazandılar. Ana kuvvetlerden ayrılan seçme Hun müfrezeleri aşağı Mösya'de akınlar yapmış ve çok sayıda ganimet ve esir ele geçirmişlerdi. Asemus (bugünkü Osma) halkı çok sayıda esir ve ganimetlerle ilerleyen Hunlara baskınlar yaparak onların birçoğunu öldürdü ve esirleri kurtardılar. Barış müzakerelerinde Attila, Asemusluları cezalandırmak istedi ve esir olan Hunları geri almayı istediyse de başaramadı. Attila orada uğradığı haysiyet kırıcı muameleyi unutmadı. Barış müzakerelerinden sonra Bizans'da kısa süren bir nefes alma devri başladı. Attila yakın adamlarından birini haracı ve kaçakları almak üzere İstanbul'a gönderdi. Bu adama vergi teslim edildi, fakat kaçaklar iade edilmeye razı olmadıklarından kılıçtan geçirildiler. İade edilmeyi istemeyenler arasında Attila'nın akrabası da vardı. Sonunda Hunlarla Bizans arasında barış 443 sonbaharında imzalandı. Attila, kaçakları geri almak maksadıyla İstanbul'a arka arkaya elçi gönderdi. İmparatorun adamları elçilere bol miktarda hediyeler verdiklerinden Attila'nın elçileri olur olmaz bahanelerle Bizans başşehrine giderlerdi. Bu sıralarda İran doğu sınırlarında yeniden taaruza geçti, toprak sahipleri de ayaklanmışlardı. Batı Ermenistan'da isyan çıkmıştı. Güney Anadolu'nun sarp eyaleti Isauria'da yine başkaldırma olmuştu. Çölden gelen muharip kavimler de Doğu Anadolu halkının huzurunu kaçırıyorlardı. Habeşistan krallığından da karışıklık haberleri geliyordu. Bu keşmekeş içinde 444'de Attila'nın elçilerinin de arkası kesilmiyordu. İmparatorluğun kuvvetleri her tarafa dağılmış bulunduklarından Hunlara karşı ciddi olarak karşı koyamıyorlardı. Bu güç durumda Theodosios, kuzey hudutlarında emniyet tedbirleri almak ihtiyacını duydu. İmparatorluğun en güvenilir nazırlarından Nomus'a Tuna'nın gerisinde tahkimat yapması emrini verdi. Buradaki kaleler onarıldı ve muhafız kıtaları önemli derecede arttırıldı. Bütün 444 yılı bu önlemlerle geçti ve buradaki başarılarından dolayı imparator Nomus'u Consul yaptı (445). Fakat, bu işler sürerken imparator, arkası kesilmeyen Hun elçilerinin isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Bu arada Hun devleti içinde nifak başgöstermiş ve olay, Bleda'nın kardeşi tarafından öldürülmesiyle son bulmuştur. Kaynaklardaki tutarsızlığa rağmen Attila'nın kardeşini 445 yılında öldürdüğü şüphesizdir. Nifak konusu belli değildir. 440-443 muharebesi ve bunu izleyen sulh Bleda'nın başarısıydı. Bu zaferin neticesi, Hun merkezini tehdit eden Bizans'ın yakındaki Tuna limesinin yıkılmasıyla şehirler sisteminin dağılmasıydı. Bizans'tan alınan haraç da en yüksek seviyesine erişti. 443'den 449 yılına kadar 20700 libre alacakları vardı. Anlaşmalarla tespit edilen bu meblağı Attila, bundan sonra l libre olsun arttıramadı. Hatta hayatının son 4 yılında bu meblağı tamamıyla kaybetti. Bu sebeple Attila son yıllarda şiddetli muharebelere girmek zorunda kaldı. Fakat, Hun İmparatorluğu da bu sırada en geniş sınırlarına erişti. Attila'nın bundan sonraki muharebeleri bu hudutları 1 km kadar olsun genişletemedi. Asıl önemlisi Bleda'nın başarılarının her iki tarafça kabul edilmiş olmasıdır. Attila Sonrası Avrupa Hunları'nın Durumu Attila’nın üç oğlu vardı. Bunlar İlek, Dengizik ve İrnek idiler. Üçü de babalarının yerini tutamadı. Önce İlek imparator oldu. Fakat Germenlerle savaşta öldü (454). Daha sonra geçen Dengizik cesur fakat ileri görüşlü değildi. İmparatorluk birliğini kurmak için çok çalıştı. Sonuç vermeyen mücadelelere katıldı. Sonunda Bizanslıların kılıcı ile can verdi (469). İrnek ise büyük kardeşleri öldüğü için Orta Avrupa’da durmanın zorluğunu anlayarak savaşlarda yorgun düşen Hunlar’ın büyük kısmı ile Karadeniz’in Batı kıyılarına döndü. İrnek idaresindeki Hunlar Karadeniz’in kuzeyindeki Ogur grupları ilebirleşerek Bulgarları meydana getirdiler (482) Kaynaklar Ahmetbeyoğlu, Ali, Avrupa Hun İmparatorluğu, TTK Yayınları, Ankara, 2001. Baştav, Şerif, Avrupa Hunları, Türkler, C. I, Ankara, 2002. Rasonyi, Laszlo, Tarihte Türklük, Ankara, 1971, s. 89. http://www.nkfu.com/wp-content/uploa...un-devleti.jpg |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:36. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucuları: Damla ve Meltem