![]() |
HADÝS ve SÜNNET NEDÝR? HADÝŽS Hz. Peygamber (s.a.s)'in sözleri, fiilleri, takrirleri ile ahlâkî ve beþerî vasýflarýndarý oluþan sünnetinin söz veya yazý ile ifade edilmiþ þekli. Bu mânâda hadis, sünnet ile eþ anlamlýdýr. Hadis kelimesi, "eski"nin zýddý "yeni" anlamýna geldiði gibi, söz ve haber anlamlarýna da gelir. Bu kelimeden türeyen bazý fiiller ise haber vermek, nakletmek gibi anlamlar ifade eder. Hadis kelimesi, Kur'ân'da bu anlamlarý ifade edecek biçimde kullanýlmýþtýr. Sözgelimi, "Demek onlar bu söze (hadis) inanmazlarsa, onlarýn peþinde kendini üzüntüyle helâk edeceksin" (el-Kehf, 18/6) âyetinde "söz" (Kur'ân); " Musa'nýn haberi (hadîsu Mû»sa) sana gelmedi mi?" (Tâhâ, 20/9) ayetinde "haber" anlamýna gelmektedir. "Ve Rabbinin nimetini anlat (fehaddis)" fiili de "anlat, haber ver, teblið et" anlamýnda kullanýlmýþtýr. Hadis kelimesi zamanla, Hz. Peygamber'den rivâyet edilen haberlerin genel adý olarak kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Kelime, bizzat Rasû»lullah (s.a.s) tarafýndan da, bu anlamda kullanýlmýþtýr. Buhârî'de yer alan bir hadîse göre Ebû» Hüreyre, "Yâ Rasû»lAllah, kýyâmet günü þefâatine nâil olacak en mutlu insan kimdir?" diye sorar. Hz. Peygamber þöyle cevap verir: "Senin "hadîse" karþý olan iþtiyakýný bildiðim için, bu hadis hakkýnda herkesten önce senin soru soracaðýný tahmin etmiþtim. Kýyâmet günü þefâatime nâil olacak en mutlu insan, "Lâ ilâhe illâllah" diyen kimsedir" (Buhârî, Ýlim; 33). Hadisin Dindeki Yeri ve Önemi: Rasû»lullah (s.a.s), Allah'tan aldýðý vahyi yalnýzca insanlara aktarmakla kalmamýþ, ayný zamanda onlarý açýklamýþ ve kendi hayatýnda da tatbik ederek müþahhas örnekler hâline getirmiþtir. Bu nedenle O'na "yaþayan Kur'ân" da denilmiþtir. Ýslâm bilginleri genellikle, dinî konularla ilgili hâdislerin, Allah tarafýndan Hz. Peygamber'e vahyedilmiþ olduklarýný kabul ederler; delil olarak da, "O (Peygamber), kendiliðinden konuþmaz; O'nun sözleri, kendisine gönderilmiþ vahiyden baþkasý deðildir" (en-Necm, 54/3-4) âyetini ileri sürerler. Ayrýca, "Andolsun ki; Allah, mü'minlere büyük lütufta bulundu. Çünkü, daha önce apaçýk bir sapýklýk içinde bulunuyorlarken, kendi aralarýndan, onlara kitap ve hikmeti öðreten bir elçi gönderdi" (û‚l-i lmrân, 3/164) âyetinde sözü edilen "hikmet" kelimesinin, "sünnet" anlamýnda olduðunu da belirtmiþlerdir. Nitekim, Hz. Peygamber ve O'nun ashâbýndan nakledilen bazý haberler de, bu gerçeði ortaya koymaktadýr. Rasû»lullah'tan (s.a.s) þöyle rivayet edilmiþtir: "Bana kitap (Kur'ân) ve bir de onunla birlikte, onun gibisi (sünnet) verildi" (Ebû» Dâvû»d, Sünen, II, 505). Hassan Ýbn Atiyye, ayný konuda þu açýklamayý yapmýþtýr: "Cibrîl (a.s.) Rasû»lullah (s.a.s)'e Kur'ân'ý getirdiði ve öðrettiði gibi, sünneti de öylece getirir ve öðretirdi" (Ýbn Abdilberr, Câmiu'l Beyâni'l-ilm, II, 191). Yukarýda zikredilen âyet ve haberlerden de anlaþýlacaðý gibi, Kur'ân ve hadîs (daha geniþ ifadesiyle sünnet), Allah (c.c.) tarafýndan Rasû»lullah (s.a.s.)'a gönderilmiþ birer vahiy olmak bakýmýndan aynýdýrlar. Þu kadar var ki; Kur'ân, hadîsin aksine, anlam ve lâfýz yönünden bir benzerinin meydana getirilmezliði (i'câz) ve Levh-i Mahfû»z'da yazý ile tesbit edildiði için, ne Cibrîl (a.s.)'in ve ne de Hz. Peygamber'in, üzerinde hiçbir tasarruflarý bulunmamasý noktasýnda hadîsten ayrýlýr. Hadîs ise, lâfýz olarak vahyedilmediði için, Kur'ân lâfzý gibi mu'ciz olmayýp, ifade ettiði anlama baðlý kalmak þartýyla sadece mânâ yönüyle nakledilmesi câizdir. Hz. Peygamber'den hadîs olarak nakledilen, fakat daha ziyade, O'nun (s.a.s) sade bir insan sýfatýyla, dinî hiçbir özelliði bulunmayan, günlük yaþayýþýyla ilgili sözlerinin, yukarýda anlatýlanlarýn dýþýnda kaldýðýný söylemek gerekir. O'nun (s.a.s.) bir insan sýfatýyla hata yapabileceðini açýklamasý (Müslim, Fedâil, 139-140-141) bunu gösterir. Nitekim bazý ictihadlarýnda hataya düþmesi, bu konularda herhangi bir vahyin gelmediðini gösterir. Ancak bu hatalarýn da, bazan vahiy yolu ile düzeltildiði unutulmamalýdýr. Vahye dayalý bir fýkýh kaynaðý olarak hadis, Kur'ân karþýsýndaki durumu ve getirdiði hükümler açýsýndan þu þekillerde bulunur: 1. Bazý hadisler, Kur'ân'ýn getirdiði hükümleri teyid ve tekit eder. ana-babaya itâatsizliði, yalancý þâhitliði, cana kýymayý yasaklayan hadisler böyledir. 2. Bir kýsým hadisler, Kur'ân'ýn getirdiði hükümleri açýklar, onlarý tamamlayýcý bilgiler verir. Kur'ân'da namaz kýlmak, haccetmek, zekât vermek... emredilmiþ, fakat bunlarýn nasýl olacaðý belirtilmemiþtir. Bu ibadetlerin nasýl yapýlacaðýný hadislerden öðreniyoruz. 3. Bazý hadisler de, Kur'ân'ýn hiç temas etmediði konularda, hükümler koyar. Hadîsin baþlý baþýna müstakil bir teþri' (yasama) kaynaðý olduðunu gösteren bu tür hadislere, ehlî merkeplerle yýrtýcý kuþlarýn etinin yenmesini haram kýlan, diyetlerle ilgili birçok hükmü belirten hadisler... örnek olarak verilebilir. Buraya kadar anlatýlanlar, hadîsin (sünnet) Ýslâm dinindeki önemli yerini gözler önüne sermektedir. Din açýsýndan, Kur'ân'dan hemen sonra gelen bir hüküm kaynaðý olarak hadislere gereken önemin verilerek Hz. Peygamber'in sünnetine uyulmasý, baþta Allah (c.c.) olmak üzere, O'nun Rasülü Hz. Muhammed (s.a.s) tarafýndan da çok kesin ifadelerle emredilmiþtir. Bu konuda Kur'ân'da þu âyetlere yer verilmiþtir: "Ey Peygamber de ki: Eðer Allah'ý seviyorsanýz, bana uyunuz ki; Allah da sizi sevsin ve günâhlarýnýzý baðýþlasýn"(û‚lu Ýmrân, 3/31); "Ey Peygamber de ki: Allah'a ve peygamber'e itâat ediniz. Eðer yüz çevirirseniz, biliniz ki Allah kâfirleri sevmez" (û‚lu Ýmran, 3/32; "Allah'a ve Peygamberlere itâat ediniz, umulur ki rahmet olunursunuz" (û‚lu Ýmrân, 3/132); "Peygamber size neyi getirmiþse onu alýn, neyi yasaklamýþsa ondan sakýnýn" (el-Haþr, 59/7). Görüldüðü gibi bu âyetlerde, Rasû»lullah (s.a.s)'e itâat, Allah'a (c.c.) itâat ile birlikte emredilmiþ, hatta Peygamber (s.a.s)'e itâatin Allah'a (c.c.) itâat demek olduðu açýkça belirtilmiþtir. Rasû»lullah (s.a.s) da bir hadîsinde: "Þunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur'ân ve onunla beraber onun bir benzeri (sünnet) daha verilmiþtir. Karný tok bir halde rahat koltuðuna oturarak;' Þu Kur'an'a sarýlýn; O'nda neyi helâl görürseniz onu helâl, neyi haram görürseniz onu da haram kabul ediniz' diyecek bazý kimseler gelmesi yakýndýr. Þüphesiz ki, Allah Rasû»lünün haram kýldýðý þey de Allah'ýn haram kýldýðý gibidir" (Ebû» Davû»d Sünnet, 5; Ýbni Mace, Mukaddime, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV,131) buyurarak, sünnetini küçümseyip dinden ayýrmak isteyenlere karþý müslümanlarý uyarmýþ ve dinin sünnetsiz düþünülemeyeceðini vurgulamýþtýr. Nitekim, Hz. Peygamber'in burada geleceðini ikaz ettiði kiþi ve gruplar Hicri birinci ve ikinci asýrlarda ve bir de XIX-XX. asýrlarda müsteþriklerin etkisiyle, Hindistan (Ehl-i Kur'an Cemiyeti) ve Mýsýr'da (Tevlik Sýdký, Mahmud Ebû» Reyye..) ortaya çýkmýþ, fakat bunlarýn hadis ve sünnete hiçbir etkisi olmamýþtýr. Hadisin Yapýsý: Hadisler yakýndan incelendiði zaman, birbirinden farklý iki ana kýsýmdan oluþtuðu görülür: Sened ve metin. Sened: Güvenmek, dayanmak anlamýn gelen "sened" kelimesi, bir hadis terimi olarak, metnin baþýnda yer alan ve biri diðerinden almak ve nakletmek suretiyle hadîsi rivâyet eden kiþilerin, Rasû»lüllah'a varýncaya kadar sayýldýðý kýsýmdýr. Baþka bir deyiþle, râvîler zincirinin adý olup bu zincir, hadîsin Hz. Peygamber'den kimler aracýlýðýyla ve hangi yollarla bize ulaþtýðýný gösterir: Meselâ: "Haddesenâ Muhammed Ýbn Beþþâr, kâle; haddesenâ Yahyâ kâle; Haddesenâ Þu'be, kâle; haddesenâ bu't-Teyyâ'h, an Enes, ani'n-Nebiyyi sallellahü aleyhi ve sellem kâle: (Enes'ten Ebu't-Teyyâh, ondan Þu'be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed Ýbn Beþþâr naklederek, Rasû»lullah (s.a.v.)'in þöyle dediðini rivayet etmiþlerdir:)." Senette geçen "haddesenâ" (bize nakletti, rivayet etti) ve "an" (ondan) kelimelerine "rivâyet lâfýzlarý" denir. "Kâle", dedi anlamýndadýr. Senedi, yani râvîler zincirini zikretmeye "isnâd" adý verilir. Râvîlerin hadisleri nakletmesine "rivâyet", rivâyet ettikleri hadise de "mervî"denir. Senede "târik" veya "vecih" adý da verilmektedir. Sened daha çok hadis uzmanlarý için, hadisin sýhhatini, yani, hadîsin Hz. Peygamber'e âit olup olmadýðýný kontrol edebilmek açýsýndan önem taþýmaktadýr. Metin: Senedin, ya da râviler zincirinin kendinde son bulduðu, rivâyet edilen asýl hadis kýsmýna metin denir. Yukarýda örnek olarak verdiðimiz sened, metni ile birlikte þu þekilde kaydedilir: "Enes'ten Ebiý't-Teyyâh, ondan Þu'be, ondan Yahyâ, ondan da Muhammed Ýbn Beþþâr naklederek, Nebi (s.a.s.)'in þöyle dediðini rivâyet etmiþlerdir: "Kolaylaþtýrýnýz güçleþtirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz. " Hadislerin Sýnýflandýrmasý: Saðlamlýk yönünden hadisler üç kýsma ayrýlýr: Sahih, hasen, zayýf. Hadislerin çeþitli yönlerden deðerlendirilmesi yapýlmýþtýr. Bu deðerlendirmelerde doðruluðu (sýhhati) araþtýrýlan, hadîsin Hz. Peygamber'e âit olan metin kýsmý deðil; metnin Rasû»lullah (s.a.s)'e âit olup olmadýðýný gösteren sened kýsmýdýr. Bu durumda deðerlendirme sonunda bir hadîse sahih, hasen veya zayýf denildiðinde bu, Hz. Peygamber'in söz veya fiilinin sahih veya zayýf olduðu anlamýnda deðil, hadis metnindeki ifadenin Rasû»lullah'a (s.a.s) âit oluþunun sahih veya zayýf olduðu anlamýndadýr. 1. Sahih hadis: Adâlet ve zabt sahibi râvîlerin, yine ayný durumdaki râvîler vasýtasýyla Hz. Peygamber'e kadar ulaþan kesintisiz bir senedle rivâyet ettikleri, þâz ve illetli olmayan hadistir. Bu tür hadislerin Hz. Peygamber'den geldiðinde herhangi bir þüphe yoktur. Yukarýdaki tariften de anlaþýlacaðý gibi, bir hadisin sahih olabilmesi için bazý þartlarýn bulunmasý lâzýmdýr. Bu þartlar þunlardýr: a) Hadîsi nakleden râvîler âdil olmalýdýr. Burada sözü edilen adâlet, zulmün zýt anlamlýsý deðil; þirk, fýsk ve bid'at gibi bütün büyük ve küçük günâhlardan sakýnmak ve takvâ sahibi, samimi bir müslüman olmak anlamýndadýr. Bu özelliðe sahip kimselere hadis ýstýladýmda, "adl" (âdil) denir. Hakkýnda gerekli araþtýrmalar usû»lüne uygun þekilde yapýlýp, adâlet prensibine aykýrý davranýþlarý nedeniyle "âdil' olmadýklarý anlaþýlan (mecruh) râvîler ile kim olduklarý bilinmeyen, ya da durumlarý belirsiz olduðu için adâletleri tesbit edilemeyen kimselerin (meçhû»l) rivayet ettikleri hadisler, "sahih" hadislerin dýþýnda kalýr. b) Râvîler, rivâyet edecekleri hadisleri, doðru bir þekilde öðrenme, aradan uzun bir zaman geçse bile aynen hatýrlayabileck ölçüde "öðrendiðini koruma" (zabt) yeteneðine sahip olmalýdýr. Öðrenme ve öðrendiðini koruma yeteneðine sahip olamayan râvîlerin naklettikleri hadisler de "sahih" kabul edilmez. c) Hadîsi nakleden râvîlerin her biri, kendisinden hadis naklettikleri kimseler ile bizzat görüþerek hadis almýþ veya en azýndan, görüþme imkân ve ihtimaline sahip, çaðdaþ (muâsýr) kiþiler olmalýdýr. Râvîler arasýnda gizli veya açýk bir kopukluðun (inkýta') bulunmasý, yani senedin muttasýl olmamasý hadîsi "sahih"likten çýkarýr. d) Güvenilir (sika) bir râvî tarafýndan rivâyet edilen hadis, daha güvenilir bir veya birden fazla râvînin rivayetine ters düþerek, tek (þâzz) kalmamalýdýr. Çünkü bu durum, hadîsin sihhatine engeldir. e) Hadîsin metin veya senedinde, onu zaafa düþüren herhangi bir kusur bulunmamalýdýr. Ýlletli (muallel) kabul edilen bu tür hadisler, sahihlik vasfýný kaybeder. Ýþte bu beþ þartýn hepsini taþýyan hadisler sahihtir; yani teknik olarak bu hadislerin Hz. Peygamber'e âit olduðunda þüphe yoktur. 2. Hasen hadis: Sözlükte "güzel" anlamýna gelen "hasen" kelimesi, hadis ýstýlahýnda sahih hadisle zayýf hadis arasýnda yer alan, fakat sahih hadîse daha yakýn olan hadis türüne verilen addýr. Daha açýk bir ifade ile, hasen hadisle sahih hadis arýsýndaki fark, hasen hadîsin râvîlerinin durumu kesin olarak bilinmemekle birlikte, yalancýlýkla suçlanmamýþ, dürüst ve güvenilir olmalarýna raðmen, titizlikleri (itkân) ve hâfýzalarýnýn saðlamlýðý (zabt) açýsýndan sahih hadis râvîlerinden daha aþaðý derecede bulunmasýdýr. Hasen hadis, bu iki özellik dýþýnda sahih hadîsin bütün özelliklerini taþýr. Bir de, hasen hadislerin mütâbi'teri olmalýdýr. Mütâbi', bir râvînin naklettiði hadîsin baþka râvîler vasýtasýyla da rivâyet edilmesidir. Böylece hasen hadis râvîlerindeki zabt eksikliði takviye edilmiþ olur. Hasen hadis terimi, yaygýn þekilde ilk defa Tirmizî tarafýndan kullanýlmýþtýr. Tirmizî'den önce hadisler, sahih ve zayýf diye ikiye ayrýlýr, zayýf hadis de; terkedilmiþ, terkedilmemiþ olmak üzere iki kýsýmda deðerlendirilirdi. "Terkedilmeyen zayýf hadisler", Tirmizi (279/892) tarafýndan hasen cerimiyle "zayýflýktan" çýkarýlmýþ oldu. Bunun tabii sonucu olarak da Tirmizî'nin Câmi'i, hasen hadîsin baþlýca kaynaðý sayýlmýþtýr. Ebû» Dâvû»d'un Sünen'i de, hasen hadîsin çokça bulunduðu eserlerden biri olarak kabul edilir. 3. Zayýf Hadis: Zayýf hadis, sahih veya hasen hadîsin taþýdýðý þartlarýn birini veya birkaçýný taþýmayan hadistir. Bu þartlarýn bulunup bulunmadýðý, hadisin çeþitli yönlerden tetkik ve tenkide tâbi tutulmasýyla anlaþýlýr. Sözgelimi, hadîsin râvîsi adâletindeki kusur sebebiyle, zabtýnýn zayýflýðý, seneddeki kopukluk, râvînin kendindan daha sikâ bir râvî veya râvilere aykýrý rivâyeti... sebepleriyle hadîsin Hz. Peygamber'e âit olduðu zayýf kabul edilir. Hadis bilginleri, zayýf hadisleri çeþitli yönleriyle pek çok kýsma ayýrmýþlardýr. Hadis âlimleri, zayýf hadisle amel edilip edilemeyeceði konusunda üç görüþ ileri sürmüþlerdir. a) Hiçbir konuda zayýf hadisle amel edilmez. Yahya b. Maîn'den nakledilen bu görüþü, Buhârî ve Müslim'in yanýsýra Ýbn Hazm ve Ebû» Bekr Ýbnu'l-Arabî benimsemiþtir. b) Her konuda zayýf bir hadisle amel edilebilir. Ahmed b. Hanbel ve Ebû» Dâvû»d "zayýf hadis re'y, yani kýyastan daha iyidir" diyerek bu görüþü tercih etmiþlerdir. c) Bazý þartlarý taþýmasý hâlinde, amellerin fazileti ile ilgili konularda zayýf hadisle amel edilebilir. Ýbn Hacer el-Askalânî bu þartlarý þöyle sýralar: aa. Hadis aþýrý derecede zayýf olmamalýdýr. bb. Zayýf hadis, kitap veya sünnete dayalý olarak amel edilen bir aslýn kapsamýna girmelidir. cc. Zayýf hadisle amel edilirken sâbit olduðuna kesin gözle bakmamalý, ihtiyaten amel edildiði bilinmelidir. Bazý alimlerin ileri sürdüðü, "gerek þer'î hükümler ve gerekse fezâil konusunda, elimizde zayýf hadîse lüzum býrakmýyacak kadar çok sahih ve hasen hadis vardýr" görüþü, tercihe þâyân bir görüþ olsa gerektir. Kudsi ve Nebevi Hadis: Mânâsý Allah'a, lâfýzlarý Hz. Peygamber'e âit olan hadislere kudsi hadis; mânâ ve lâfzý Hz. Peygamber'e âit olan hadislere de nebevî hadis denir. "Ýlâhî hadis" ve "Rabbânî hadis" diye de adlandýrýlan kudsî hadis: Hz. Peygamber'in, anlam bakýmýndan Allah'a dayandýrdýðý, baþka bir deyiþle O'ndan nakiller yaparak söylediði sözdür. Kur'ân ile nebevî hadis arasýnda yer alan bu tür hadislerin "kutsal"lýðý, mânâsýnýn Allah'a âit olmasýndan; "hadis" diye adlandýrýlmasý ise, Hz. Peygamber tarafýndan dile getirilmiþ olmasýndan kaynaklanmaktadýr. Allah tarafýndan gelen vahiy olmalarý bakýmýndan, Kur'ân âyetleriyle kutsî hadisler arasýnda bir fark yoktur. Fakat Kur'ân hem anlamý, hem de lâfýzlarý yönünden Allah'a âit iken, kutsî hadis, sadece mânâ açýsýndan Allah'a âittir. Kur'ân ile kutsî hadis arasýndaki diðer farklar þunlardýr: a) Kutsî hadis, namazda okunmaz. b) Abdestsiz olarak dokunulmasý câizdir. c) Lâfzý Allah'a âit olmadýðý için Kur'ân gibi mu'ciz deðildir. d) Lafzî rivâyeti þart olmayýp, sadece anlam olarak rivâyet edilmesi câizdir. Kutsî hadîsin ilk kaynaðý Allah olduðu ve esasen hitap O'ndan geldiði için, rivâyet edilirken baþýna, "Hz. Peygamber'in rivâyet ettiðine göre Allahu Teâlâ þöyle buyurdu:..." veya "Rasû»lullah (s.a.s), Rabbinden rivâyet ettiði hadiste þöyle buyurdu:..." þeklinde bir rivâyet lafzý getirilir. Diðer hadislere göre kutsî hadislerin sayýsý çok azdýr. Hadisin dindeki önemli yeri zamanla müstakil bir ilim hâline dönüþmesine sebep olmuþtur. Hadis âlimleri, Ýslâm'da Kur'ân'dan sonra en önemli yeri iþgal eden bu ilim dalýný, sahih olanlarýný sahih olmayanlardan ayýrmak için, hadîsin sened ve metninin araþtýrýlmasýný konu edinen bir ilim olarak tanýmlamýþlardýr. Hadis ilmi üzerinde devamlý geliþen çalýþmalar, bazý konularýnýn baðýmsýz araþtýrma alanýna dönüþmesine yol açmýþtýr. Bu ilim dallarý þunlardýr: 1. Rivâyetü'l-Hadis Ýlmi: Hz. Peygamber'in sünnetini (hadisler) toplayan, nakleden ilim. Hadislerin yazýlý þekillerini ihtivâ eden bütün hadis kitaplarý (Sahihler, Câmiler, Sünenler, Müsnedler...)'bu ilme âit malzemeyi oluþtururlar. 2. Dirâyetü'l-Hadis Ýlmi: Hadislerin sýhhat durumlarýný tesbit için, sened ve metnin durumlarýný anlamaya imkân veren ilim dalýdýr. 3. Cerh ve Ta'dil Ýlmi: Sahâbeden itibaren bütün hadis râvîlerinin doðruluk ve güvenirlik durumlarýnýn incelendiði bir ilim dalýdýr. Genellikle râvîler isimlerine ve künyelerine göre alfabetik bir tarzda sýralanýr ve her birinin hayatý, kimlerden hadis rivâyet ettiði, kimlere hadis naklettiði, râvîler arasýndaki yeri, adâlet ve zabt yönünden durumu, kendisi hakkýnda hadis münekkidlerinin görüþü... teknik tâbirlerle ifade edilir. Ýlk asýrlardan itibaren pek çok kýymetli eserin kaleme alýndýðý bu ilim dalýnda, Ýbn Ebi Hâtim er-Razi'nin "el-Cerh ve't-Ta'dil" adlý kýymetli bir kitabý vardýr. 4. Râvîler Tarihi Ýlmi: Hadis rivâyeti açýsýndan ravilerin biyoðrafilerini, tabakalarýný... veren ilimdir. Ýbn Sa'dýn "Tabakat" ý, Buhârî'nin "Tarîh"i, Ýbn Hacer'in "el-Ýsâbe"si, bu ilmin en meþhur kaynaklarýndandýr. 5. Hadislerin Vürû»d Sebepleri Ýlmi: Hadislerin söyleniþ sebeplerini tesbit etmeye çalýþan ilim dalýdýr. Hadislerin daha iyi anlaþýlmasýný saðlayan bu dalda, Suyû»tî'nin "el-Lüma" isimli bir eseri vardýr. 6. Garîbu'l-Hadis Ýlmi: Hadis metinlerinde geçen, az kullanýldýðý veya Arapça'ya sonradan girdiði için anlaþýlmasý zor olan kelimelerin açýklanmasý bu ilmin konusunu teþkil eder. Ebû» Ubeyd ve Ýbn Kuteybe'nin "Garîbu'l-Hadis"adlý eserleri ile, Zemahþerî'nin "el-Fâik" ve Ýbnü'l-Esîr'in "en-Nihâye" si, bu ilim dalýnýn önemli kaynaklarýdýr. 7. Ýlelü'l-Hadîs Ýlmi: Herkesin farkedemediði, ancak hadis uzmanlarýnýn tesbit edebildiði ve hadisin sýhhatine engel olan gizli kusurlarý araþtýran bir ilimdir. Ahmed b. Hanbel'in "Kitabu'l-Ýlel" i bunlardandýr. 8. Muhtelifu'l-Hadîs Ýlmi: Bu ilim, gerçekte olmadýðý halde dýþ görünüþü bakýmýndan aralarýnda çeliþki var gibi görünen hadisleri ele alýr ve görünürdeki bu çeliþkiyi giderir. Bu sahada Ýbn Kuteybe'nin yazdýðý "Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis" adlý eseri, hadis Müdafaasý adýyla Türkçe'ye çevrilmiþtir. 9. Nâsih ve Mensû»h Ýlmi: Biri diðerinin hükmünü ortadan kaldýran hadisleri konu edinen bir ilimdir. Bu sahanýn en önemli kaynaðý Hâzimî'nin "el-Ý'tibâr" adlý eseridir. Hadisler Günümüze Nasýl Ýntikal etmiþtir? Kur'ân âyetleri nâzil oldukça onlarý vahiy kâtiplerine bizzat yazdýran Hz. Peygamber, önceleri kendi hadislerinin yazýlmasýný yasaklamýþ, fakat hadisleri birbirlerine rivâyet etmelerine izin vermiþti. Bu yasaðýn sebebi, ashâbýn Kur'ân'la hadisleri birbirine karýþtýrma tehlikesiyle Arap yazýsýnýn henüz geliþmemiþ olmasý, okuma-yazma bilenlerin azlýðý, yazý malzemesinin kýtlýðý gibi sebepler olabilir. Daha sonralarý bu mahzurlar ortadan kalkýnca veya azalýnca Hz. Peygamber'in, hadislerin yazýlmasýna izin verdiðini görmekteyiz. Nitekim, hadis yazan 30-40 kadar sahâbîden biri olan Abdullah b. Amr 1000 civarýnda hadis yazmýþ ve bunlarý bir sahife (kolleksiyon) hâline getirmiþ, adýna da "es-Sahîfetü's-Sâdýka" (Doðru Sahife) demiþtir. Saðlýðýnda Hz. Peygamber'den pek çok hadis öðrenen sahâbe, O'nun (s.a.s) vefâtýndan sonra bunlarý baþkalarýna nakletmiþ, böylece hadisler hem sözlü, hem de yazýlý bir halde sonraki nesillere intikal etmiþtir. Hz. Peygamber'in vefatýndan sonra baþlayan hadis toplama yolculuklarý (rýhle) ve hicrî birinci asýr ortalarýndan itibaren görülen "tedvin" (daðýnýk haldeki hadis malzemesini bir araya toplama) faaliyetleri H. 99-101 yýllarýnda halife Ömer Ýbn Abdülaziz (H. 101) zamanýnda vâliliklere gönderilen emirnamelerle resmî tedvin hâlinde devam etmiþ; toplanan bu hadisler konularýna göre tasnif edilerek hicrî ikinci asýr ortalarýndan itibaren hadis kitaplarý meydana getirilmeye baþlanmýþtýr. Günümüze kadar gelen en eski hadis kitaplarý bu devrelere âittir. Bu kitaplardan sonra hicrî üçüncü asýrda " Kütüb-i Sitte" (altý kaynak eser) denilen hadis külliyâtýnýn meydana getirilmesiyle hadis tasnifi altýn çaðýna ulaþmýþtýr. Kütüb-i Sitte; Buhârý ve Müslim'in "el-Câmiu's-Sahîh" leri ile, Ebû» Dâvû»d, Tirmizî, Nesâî ve Ýbn Mâce'nin "Sünen" lerinden oluþmaktadýr. Hadis Kitaplarýnýn Dereceleri: Ýhtiva ettikleri hadislerin güvenilir olup-olmamalarýna göre hadis kitaplarý þu derecelere ayrýlýr: Birinci Tabaka: Mütevâtir, meþhû»r, sahîh ve hasen hadisler. Buhârî ve Müslim'in "Sahih"leri ile Ýmam Mâlik'in " Muvatta"adlý eserleri. Bu kitaplardaki hadislerle amel edilir. Ýkinci Tabaka: Birinci tabakadaki kitaplar seviyesine çýkamayan, fakat, müelliflerinin titizlikle bazý þartlarý uygulayarak hadisleri aldýklarý kitalar. Bunlar da hadis kaynaðý olarak benimsenmiþ, asýrlar boyu faydalanýlmýtýr. Tirmizî'nin Câmi'i, Ebû» Dâvû»d'un Sünen'i Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i, Nesâî'nin Sünen'i (Müctebâ) bu tabakadandýr. Üçüncü Tabaka: Bu tabakadaki kitaplarda sahih hadisler yanýnda zayýf hadisler de olduðu gibi, râvîleri içinde halleri meçhul olanlar da vardýr. Abdürrezzâk'ýn "Musannef" i, Beyhakî, Taberânî ve Tahâvî'nin kitaplarý...gibi. Bu kitaplardaki hadislerden ancak, hadis uzmanlarý yararlanabilir. Dördüncü Tabaka: Bu dereceye giren kitaplar, büyük muhaddisler döneminden ve "tasnif" devrinin bittiði tarihlerden sonra ortaya çýkan, hadis ilmiyle ilgisi olmayan ve bu yolu bir menfaat kapýsý haline getiren ehliyetsiz kiþilerin yazdýðý, içi uydurma ve hurafelerle dolu olan kitaplardýr. Ýbn Mürdeveyh, Ýbn Þâhîn, Ebû»'þ-Þeyh... gibilerin kitaplarý bu tabakadan olup, bunlardan, amel edilmek üzere asla hadis alýnamaz. Ýsmail Lütfi ÇAKAN Akif KÖTEN |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmýþ. Þuanki Zaman: 06:33. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucularý: Damla ve Meltem