![]() |
Affetmek Affetmek Affetmek, yaşadığımız travmatik deneyimlerden ve sağlıksızlıklardan dolayı kendimize acı vermeye, ya da başkasının bize acı vermesine izin vermemize son vermek ve kurban zihniyetinden kurtulmak demektir. Egomuzun bizim üzerimizdeki iktidarını dengeleyip ve egomuza yapışmış acıları farkındalıkla çözümleyip öz’ümüzün sevgi ve huzur frekansında olmayı sağlayabilmemiz ve bunu yaşamımızda sürdürebilmemizdir. Affettiğimiz zaman, kişiyi değil, duygularımızı yani öfkemizi ve acımızı affediyoruz. Diğer bir deyişle içimizde bizi kemiren öfkeyi ve acıyı özgür bırakıyoruz. Yükleri bırakıyoruz. Bir başkasına ‘’Seni affettim. Seni affediyorum’’ demek affetmek değildir. Bu söz kibirden gelir. Affetmek, daha yüksek merciilerin, Bütünsel İlahi Kudret’in işidir. Biz sadece geçmişi geçmişte bırakırız, geçmişi ve yapılanları unutmayız ama olanlara ve bize yapılanlara bakış açımızı değiştirebilir, onların bizde yarattığı toksik etkiyi sistemimizden uzaklaştırırız ve an’da yaşamaya, süreçten keyif almaya odaklanırız. Affetmek bir seçimdir. Amaç bizim öz mutluluğumuz, rahatlamamız, özgürleşmemiz, hastalanmamamız ve hayatımızı sağlıklı ve mutlu yaşamamızdır. Sevgi frekansında kalabilmektir. Çocukken bu sağlıksız ve travmatik koşulları başkası yaratmış olabilir. Ancak yetişkin yaşamda, kişi kendi koşullarını oluşturmaktan sorumludur. Yetişkin kişi kendi seçim ve tercihlerini yapabilecek akıl, deneyim ve donanıma sahiptir. Bir çocuk ve yetişkin arasındaki en önemli fark budur. Öncelikle bize artık gereksiz acı veren duygularımızı bırakmaya ve özgürlüğümüze niyet ederiz. Bu niyetimizi tüm samimiyetimizle kendimize ilan ettiğimiz andan itibaren, ilahi Bütünlük’ten bize bu süreci kolaylaştıracak mucizevi destekler yağar. Affetmek o ana mahsus bir durum değildir. Bir süreçtir. Zaman içerisinde sabırla yavaş yavaş olur. Affetmek unutmak değildir. Geçmiş unutulmaz. Unutmamalıyız da. Unutursak kendimizi yanlışlıkla aynı acıya tekrar maruz bırakabiliriz! Bizim yapacağımız, geçmişte yapılanların farkında olup onların yıkıcı etkisini yaşamımızdan kaldırmaktır. Acının içinden geçeriz, sağlıklı bir şekilde yüzleşir, içimizdeki acının yasına izin verir, gözyaşımızla içimizde bastırılmış ve birikmiş zehiri akıtırız ve bir zaman gelir artık o acıları hissetmeyiz. Affetme süreci, yas tutma sürecidir. Kişi affetse de kaybetme duygusunun ve yaralanma duygusunun acısını hissedebilir. Onarım zaman gerektirir. Affetmek sadece “Hadi bari ben affedeyim…. affettim” demekle gerçekleşmez. Önce zihinsel kayıtlar tek tek anlaşılmalıdır. Duygularımızla tek tek yüzleşmemiz gerekir. Zihinsel kayıtlar tek tek anlaşılmaz ve boşaltılmazsa sadece “affettim” demekle kayıtlar daha da güçlenebilir. Zira zihinsel inatlaşma ve direnç olabilir ya da maskeleme oluşabilir. Tıpkı “pozitif olmak” gibi, “ben pozitifim ya da pozitif oluyorum” demekle pozitif olunmaz. Önce gerçekle ve duygularımızla tek tek yüzleşmemiz gerekir. Yani önce duygularımızı anlayıp ifade edeceğiz, onların zehrini gözyaşımızla akıtacağız ve sonra da o duygularımızı affetmeye yani bırakma aşamasına geçeceğiz! Bir duyguyu bırakabilmemiz için önce inkarı bırakıp o duyguyla yüzleşmek gerekir. Bilmediğimiz bir şeyi yani neyi bırakacağımızı bilmezsek o şeyi nasıl bırakabiliriz?! Kendi içimizdeki affedebilme gücüne inanmamız çok önemli. Kutsal Bütünlük (Allah/Tanrı/Yaratıcı Güç/Evren) kendindeki bu gücü her insanın ruhuna koymuştur. Bu gücümüzü kullanabiliriz. Bu güç bize Sonsuz Sevgi Kaynağı’ndan gelir. Aslında affetmek kendimizi sevmek demektir. Affetmek insanın tamamen kendisi için yaptığı bir eylemdir. Her affediş tüm Varoluş’u da olumlu etkiler! Affetmek yapılanları onaylamak, hoşgörmek değildir. Yapılanları önemsiz farz etmek, örtpas etmek, yapılanların kötü olduğunu geçersiz farz etmek ya da o kişinin haklı olduğunu zannetmek de değildir. Tam tersi “Yapılanlar kötüydü. Başıma gelenler beni çok incitti. Şu an ………. hisleri içersindeyim.” diyerek ve yüzleşerek yola çıkılır. Affetmemiz için o kişiyi illaki anlamamız gerekmez. Olayları illaki hatırlamamız da gerekmez. Empati kurabilmek bazen süreci kolaylaştırır ama şart değildir. Bazen sadece yaşadığımız an içersinde duygularımızla yüzleşmek ve kabule geçmek ve o an farkındalıkla bilince dönüştürmek çözümde önemli bir adım olabilir. Affetmek kimseye yaptığımız bir iyilik ya da yücelik hali değildir. Sadece kendi yaşam enerjimizi tedavi etme, iyileştirme ve şifalandırma sürecidir. Affetmek fedakarlık veya katlanmak değildir. İyilik perisini, melek insanı oynamak da değildir. Affedince kendimizi yiyip bitirmeyi ya da kişiye bedel ödetme takıntısını bitiririz. Böylece varolan yaşam enerjimizi tüketmeyiz. Yaşam enerjimizi, kendi özvarlığımızı hissetmek, an’da olabilmek, mutlu olabilmek ve Bilinç’e doğru tekamül edebilmek için kullanırız. Affetmek o kişiyi ezerek ve o kişiye kendimizi daha büyük hissettirerek onu bize karşı borçlu kılmak değildir! O kişiden beklentiye girmek de değildir. Bu ancak egomuzun bir oyunu olabilir. Affetmeyi seçtiğimizde kimse bize borçlanmayacaktır. Diğer insanın da affetmesini, özür dilemesini, değişmesini ve bizim istediğimiz gibi olmasını beklemeyeceğiz. Çünkü biz ancak kendi duygularımızı, davranışlarımızı, algımızı ve bakış açımızı kontrol edebiliriz ve değiştirebiliriz. Bir başkasının seçimlerini kontrol edemeyiz. Böyle bir gücümüz yok. Ayrıca karşıdaki kişiden değişmesini beklersek, beklentiye girmiş oluruz ve bu da bizim sürekli hayal kırıklığı ve öfke hissetmemize neden olur. Affetmek, kontrolcülüğü bırakmaktır! Başkasını kontrol etmeyi bırakmak ve kendi yaşamının kontrolünü sevgi ve kabulle ele almaktır. Affetme sürecinde mümkün olduğunca ruhani bir teslimiyetle kabule geçmek gerçekten çok önemlidir. Yani bir geri çekilip, içtenlikle kendinize ‘’Şu an yaşadığım her şeyi sevgiyle kabul ediyorum. Tüm bu olanlara rağmen hala hayatta oluşumu, varoluşumu kutluyorum ve kendimi derinden sevmeyi seçiyorum’’ diyebilmek ve buna inanabilmek çok önemlidir. Acele etmeyin.. Siz yapın, süreç içersinde ödülünüzü alacaksınız! . Affetmek, o kişiyi sevmek zorunda olmak değildir. Hiçbir şeye mecbur değiliz! Mecburiyet yok! Seçim var! O kişiyle konuşmak, görüşmek zorunda da değiliz. Affetmek, o kişiyle ilişkiyi ve görüşmeyi sürdürmek zorunda olmak değildir. O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak da değildir. Kendi içimizde barışı sağlamak çoğu zaman yeterli olabilir. Kendimize gösterdiğimiz özsevgi ve özsaygıyla sevgi frekansında kalabiliriz. Ayrıca zamanla istersek o kişiye uzaktan sevgi yollayabiliriz. Affederken, o kişiyi suçlu, suçsuz ya da haklı, haksız bulmak affetme yolunda size bir şey kazandırmaz. Hatta kaybettirir. Egoyu besler. Herkes kendi dünyasında kendi doğrularına ya da kendi sağlıklı sağlıksız hayat görüşlerine göre haklı olabilir. Kriter nedir? Genel doğrular nereye kadar geçerlidir? Burada mühim olan sizin canınızın acımasıdır. Hissettiğiniz duygulardır. Bu duygulardan öncelikle kendi hayrınız için, sonra da tüm insanlığın ve evrenin hayrı için yavaş yavaş arınmanız çok önemlidir. Hayatın geri kalan bölümünü mutlu, sağlıklı ve keyif alarak özgürce sevgi içinde yaşamak istemez misiniz? Yoksa kendinizi cezalandırmaya devam mı edersiniz? Seçim sizin! Hayatta hiçbir şeye mecbur değiliz. Ancak illaki bir zorunluluktan bahsedeceksek, tek zorunluluğumuz ve bu dünyadaki görevimiz, mutlu olmak, kendimiz olmak, kendimize kabul vermek, olduğumuz gibi olmak ve kendimizi gerçekleştirmektir! Affetme sürecinin, zorundalık olmadan, kendinizi ve başkasını suçlamadan, haklı haksız davasına girmeden sakin sakin, sabırla ve süreç içerisinde yaşanması önemlidir. Burası çok önemli!. Zira her türlü suçlama blokaj oluşturur! Eğer alışkanlık icabı suçlamalar ve yargılar yapıyorsanız, olsun, farkettiğinizde sadece kabule geçin. Kendinizi veya başkasını suçladığınızı ve yargıladığınızı farkettiğinizde hemen o anda önce bir kabule geçip sakin olun, sonra affetme niyetinize devam edersiniz. Panik yok! Affetmek öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir. Acı, öfke, yetersizlik ve çaresizlik hislerinden özgürleşmektir. Geçmişe değil, şimdiye ve gelecekteki umut dolu yarınlara yatırım yapmaktır. Affetmeyi gerektiren her yara ve travma, içinde önemli bir öğretiyi de barındırır. Öğretiyi görebilmek için yarayı yeniden deşmemiz, yüzleşmemiz gerekebilir. Cesurca bunu yapmalıyız. Affetmenin gerçek yolu buradan geçer. Ancak abartmadan ve gereğinden fazla bir melankoliye girmeden! Önce yarayı ve acıyı tesbit edeceğiz. Sonra kendimize soracağız: ” Peki benim bu deneyimden ne öğrenmem hayrıma olur? Bu deneyimin altında bana ‘’saf sevgi’’ ve ‘’özsevgi’’ adına ne gibi bir öğreti olabilir?” diye. Sonra da ‘’Bu acı durum acaba benim bastırmış olduğum hangi korkularımı tetikledi? Benim sevgi akışım hangi konuda eksik ya da tıkanık kalmış?’’ diye soracağız. Zira öncelik kendimizi sevebilmektir. Kendimizi sevmeye başladığımız zaman Varoluş’u, Tanrı’yı, evreni, ilahi Bütünlüğü ve diğer herşeyi sevmeye başlayabiliriz. Korkunun ve acının olduğu yerde kabul yoktur. Yaradılış’ın yüce matematiğine teslimiyet yoktur ve sevgi bastırılmıştır. Bu sorularımızdan sonra aldığımız cevapları sahiplenip kabul edeceğiz ve sonra yavaş yavaş kendimizde keşfettiğimiz ve kabul ettiğimiz bu durumu farkındalıkla bilince dönüştürecegiz. Affetmek, yaşam enerjimizden verdiğimiz kaçağı geri almaktır. Kendimizle bütünleşmektir. Zira öfke duyup affedemediğimiz her kişiye doğru yaşam enerjimizden kaçak veriririz. Yaşam enerjimiz bölünür. Parçalanırız. Affedemediğimiz yani zihinsel ve duygusal olarak bırakamadığımız her şey, bizim ego kayıtlarımıza eklenir ve bizi sevgiden ve özümüzden biraz daha uzaklaştırır. Yaşam enerjimize sahip çıkmak ve bütünlüğümüzü geri kazanmaktır affetmek! Kendimizle ve evrenle bütünleşmek! Bir’leşmek! İkilik’ten Bir’liğe geçiş! Dualitenin bilince dönüştüğü an! Affetmek, kendini yiyip bitirmek ya da kişiye bedel ödetmeye uğraşmak yerine varolan enerjimizi kendimizi geliştirmek ve özsevgi frekansında kalmamız için kullanmamızı sağlar. Affetmek kendimize verdiğimiz en büyük armağandır! Yolculuğunuzu bu kararınızdan dolayı kendinizi kutlayarak ve kendinizle onur duyarak devam edin! Kendinizden utanarak, sıkılarak ve suçluluk duyarak, kendinize öfkelenerek değil! Böyle hissederseniz, farkedin, yüzleşin ve kabule geçin. Sonra da yolunuza devam edin. Gerçek affediş, mazeret uydurmak değildir. Örneğin: “Annem babam yapabileceklerinin en iyisini yaptılar, naapsınlar.. ah canim benim” deyip geçiştirmek te değildir. Gerçekten de anne baba ve herkes aslında o an o şartlarda yapabileceklerinin en iyisini yapmışlardır. Onların da içinde yaralı iççocukları vardı ve kimbilir kendilerini ne kadar zorda ve çaresiz hissediyorlardı. Ancak her ne olursa olsun yine de bunu duygularımızın üstünü örtmek için kullanmayacağız ve duygularımızla cok acı verse de gayet net bir şekilde yüzleşeceğiz. “Peki ben o sırada ne hissetmiştim.. şimdi neler hissediyorum” diye. ‘’Öfke’’ ve ‘’Affetmek’’ birbirinin zıttı değildir. Bu yüzleşme ve farkındalık sürecinde birlikte çalışılması gereken enerjilerdir. İçimizdeki öfke, korku, hüzün ve acı, bize neyi affetmemiz yani neyi bilince dönüştürmemiz gerektiği konusunda ipucu verecektir, yol gösterecektir. Öfke enerjisinin görevi bize yeniden sınırlarımızı belirleme gücünü vermektir. İkisi aynı süreç içersinde yaşanır. Her bir duyguyu hissettiğimizde bilince dönüştürebiliriz ve affediş kendiliğinden gerçekleşebilir. Affetmek, bir keşiftir. Kendimizi keşfetme ve farkındalık sürecidir. Affetmek, başarılı bir “Aynalık” çalışmasıdır. Şöyle ki: Bazen diğer kişide gördüğümüz ve mana yüklediğimiz öfkemiz, kendimizle yüzleşmekten kaçındığımız, çok derinlere bastırdığımız bir tarafımızı yansıtıyor olabilir. Çoğu zaman öfkemiz ve kavgamız aslında kendimizle ilgilidir. Egomuz özümüzle savaşır durur. Affetmek istediğimiz kişiyle aramızdaki benzerliği keşfetmek çok önemlidir. Egomuz ‘’hadi canım olur mu, hiçbir şekilde ben bu insana benzemiyorum’’ diyerek kabul etmekte zorlansa da, hepimiz birbirimize aynayız. Bazen bu benzerlik, sadece her iki bireyin de birbirine farkında olmadan yansıttığı derinlerdeki ‘’şükretmeme, nankörlük, öfke, kontrol veya utanç duyguları’’ bile olabilir. Kabul etmesi zor da olsa takıntı halinde neyi eleştiriyor ve kızıyorsak aslında biz oyuz. Yalnız ‘’takıntı halinde’’ dedim, dikkatinizi çekerim. Kendi içimizi karşımızdakine yansıtıyoruz. Onu suçlayıp duruyoruz ama o kişi aslında bizim içimizdeki enerjiye ayna oluyor. Bazen içimizin derinliklerindeki korkularımızı ve gizli kalmış öfkelerimizi derinlere gömüp özümüzden uzaklaşabiliyoruz ve kendimize yabancılaşabiliyoruz. Bu sefer bunları başkaları aracılığıyla yaşıyoruz. Başka bir deyişle kendi korkularımızdan, duygularımızdan ve kendimizle yüzleşmekten korkuyoruz. Bir başkasına kızıp bir türlü bu öfke halinden çıkamıyorsak, bilin ki aslında kendimize kızıyoruz. Ama kendimize olan bu öfkeyi kaldıramayacağımız için zihnimiz bu öfkeyi ve suçlamaları başkasına çevirmek gibi bir savunma mekanizması geliştiriyor. Halbuki tahammül edemediğimiz kişi, kendimiz olabiliriz! Bu farkındalık yöntemiyle, kendi korkularımızla en hızlı şekilde farkedip duygularımıza sahip çıkabilir ve sorunlarımızı çözümlemek üzere kucaklayabiliriz. Canlı cansız her yaratılan kendi içinde bir bütün oluşturur. Bunların toplamı da evrenin, yaratılışın yani Varoluş’un bütünlüğünü oluşturur. Tüm maneviyat ilimleri, evrende yaratılmış, gözle görülen veya görülmeyen her canlının ve cansızın birbirine bir görevle ve bir amaçla bağlı olduğunu söyler. Kimya, Matematik, Astronomi, Tıp ve Fizik gibi bilimler de bu söylemi destekler. Melek enerjisi de şeytan enerjisi de bu dualite dünyamızda mevcuttur. Sembolik melek enerjileri içimizdeki saf sevgi ve iyilik enerjilerimizle, şeytani enerjiler ise korku, hırs ve öfke enerjilerimiz ile uyumlanır. Yaşadığımız hiçbir olayın alalade bir tesadüf olmadığı, karşılaştığımız her kişinin hayatımıza mutlaka bir evrensel görevle geldiği ve bu kişilerin bazen geçici, bazen de kalıcı olduğunu anlamamız ve unutmamamız gerekir. Onun için yaşadığımız iyi veya kötü her duruma, ne kadar acı verirse versin, kabul, saygı ve şükran duymak, affetme yolculuğunda çok önemlidir! Böylece özgür irademizle ve seçimlerimizle bilince dönüşebiliriz, eğer seçersek sevgide ve meleksi enerjimiz olan ışıkta kalabiliriz, mutlu olabiliriz. Mutluluğumuzu paylaşarak etrafa saçabiliriz, varoluşumuzu kutlayabiliriz. Sevgi frekansımızı yükselterek yaşamımızı tam arzu ettiğimiz gibi yaşayabiliriz. İlahi sevginin huzurunu heran içimizde hissedebiliriz! Bu şahane bir duygu, harika bir ‘’olma’’ halidir. Ancak bu yolculuğun ömür boyu olduğunu da unutmayalım! Yaptım bitti, ben artık yükseldim hadi sıra sizde demek bir illüzyondur. Bu yolculuğun bir yaşam tarzı olması çok önemli. Zaten bu huzuru, ışığı ve sevgiyi bir kez tadınca ve hele ki hayatınızı bu şekilde yaşadığınızda evrenin size sunduğu mucizelere şahit olursunuz ve arzu ettiğiniz ve sizin için hayırlı olan herşeyi hayatınıza çekmeye başlarsınız. Yaşamınızı heran içinizdeki huzurla ve her an sevgi frekansında kalarak devam ettirirsiniz . Akışa uyumlanırsınız. Akışla birlikte siz de uyum içinde akarsınız. Ben bildiklerimi size sunabilirim. Ama uygulaması ve deneyimlemesi sizin yolculuğunuza aittir. AFFETME SÜRECİ NASIL BAŞLAR? 22 BİLGELİK YOLU: 1) Önce bir acı yaşadığımızı, hayatla ilgili bir problemimiz olduğunu ve bunun travmatik olduğunu kabul etmek ve yüzleşmek üzere, bu karanlık durumu sevgiye, huzura ve bilince dönüştürmek üzere kendimizi hazırlayacağız ve affetmeye NİYET ederek yola çıkacağız. 2) Kendi duygularımızdan ve tepkilerimizden dolayı kendimizi suçlamayalım. Eğer suçluyorsak da bunu kabul edip suçlamamaya çalışarak, suçlamamaya niyet ederek, her kendimizi suçladığımızda, bu toksik duyguyu farkedip bilince dönüştürmek üzere bir ucundan başlayıp harekete geçelim. Adım atalım. Ancak kendimizi suçlamayacağız diye sürekli diğer kişiyi suçlayarak da yol alamayız. Burada sadece kendi duygularımızla ve tepkilerimizle kimseyi suçlamadan açıkça yüzleşmek daha doğru olur. Olan zaten olmuştur. Şimdi çözüme gitme zamanıdır. 3) Bir şekilde sınırlarımızı çizip kendimizi güvende hissettiğimiz bir alan yaratmamız önemlidir. Yani sadece kendinize bile olsa, “Tamam. Yeter! Bugune kadar yaptığın yanlıştı. Kötüydü. Bana acı verdi. Ben de bu durumu takıntı yaparak, öfkelenerek, korkarak, kendimi tam ifade edemeyerek, kabul veremeyerek, idraktan uzaklaşarak ve bu durumun devam etmesine izin vererek kendime acı veriyorum. Ama artık tamam. Bundan sonra buna izin vermiyorum.” diyebilmek ve bu sınırı koymaya kararlı olmak çok önemlidir. Gerekirse kişiyle görüşmemek ve uzaklaşmak da bu güvenli alanın bir parçası olabilir. Seçimimizi, kararımızı ve sınırımızı belirledikten sonra çalışmaya devam edelim. Sınır koymak demek, gerekirse o kişiyle görüşmemek ve uzaklaşmak ya da eğer kendinizi hazır hissediyorsanız ve duygularınızı biliyorsanız, karşınızdaki kişinin de sizi anlayacağını hissediyorsanız, duygu ve düşüncelerinizi onu suçlamadan, onu eleştirerek değil de sizin ne hissettiğinizi dile getirerek o kişiye ifade etmek demektir. İfade etmek diyorum bakın, kusmak demiyorum. Dikkat! Aradaki farkı anlamak önemli. 4) Duygularınızı sakince ifade etmeye hazır değilseniz, içinizdeki duygular çok yüksek ve zarar verici boyuttaysa, önce kendinize alan tanıyıp, yani biraz inzivaya çekilip, özellikle de o kişiden biraz uzak kalıp, duygularınızı anlamak üzere bir süre sadece kendiniz için yazmak ve yazdıklarınızı okuyarak kendi duygularınızı anlamak, affetme çalışmasında oldukça etkili olabilir. 5) Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek önemlidir. Değişecek olan diğer insan degil, biziz! Yani beklentimiz ondan değil, kendimizden olmalı. Yoksa takıntı halinde o kişiden beklentiye gireriz ve bu girdaptan çıkmamız zor olur. O kişinin değişmesi de kendi hayrına iyi olabilir. Ancak bunu belirleyecek ve zorlayacak olan biz değiliz. Beklentiye girdikçe ters teper! 6) Duyguları ifade etmek ve bastırmamak çok önemlidir. Duyguları bastırmak, hormonlarımızın dengeli çalışmasını engelleyebilir, ana enerji noktalarımızın (çakralarımızın) tıkanmasına ve bedenimizde çeşitli hastalıklara neden olabilir. İdeal yol, duygularımızı rehber alarak, onları kanalize edebilmek ve bilince dönüştürmektir. Yani korku ve öfkelerimizi tanıyıp onların üzerine çalışmak ve farkındalıkla bilince dönüştürmek önemlidir! Duygularımızı bastırırsak kendimize zarar veririz. Karşı tarafa kusarsak da o kişiye zarar verebiliriz. Ama duygularimızla sağlıklı bir şekilde yüzleşerek, örneğin önce kendimize yazılı olarak ifade ederek, yollamayacağımız mektuplar yazarak ya da yumuşak bir yastık alıp ona vurarak, bağırarak, ağlayarak önce duygu ve düşüncelerimizi bir akıtıp ve kendimiz anlayıp, arkasından sakince kendimize veya dışarıya seçtiğimiz kadarını yazarak ya da sözle ifade ederek, daha fazla zarara izin vermeyecek şekilde o kişiyle sınırlarımızı net çizerek, duygularımızı dönüştürebiliriz ve şifalanabiliriz. 7) Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek ve bunları bedenimizden akıtmak önemlidir. Duyguları tanıyıp akıtmak, ağlayarak, bazen içten gelen kahkahalar atarak, bol bol hareket ederek, yürüyerek, yastığa sıkıp vurarak, kendi kendinize bağırarak, dans ederek, avaz avaz şarkı söyleyerek vs olabilir. Bazen sadece duygunuzu tanıyıp açıkça ifade etmek ve sadece boşaltmak bile şifalanmanızı sağlayabilir. Yeterki duygularınızı saklamayın, bastırmayın ve farkında olarak akıtın ve yüzleşin. Kusmayın! İfade edin! Dönüşmek ve değişmek, olumlamalarla örtpas ederek ya da sözüm ona pozitif olarak, sevgi böcekliği yaparak olmaz. Birebir yüzleşerek ve boşaltarak olur. Sonrasında da olumlamalarla desteklemek önemlidir. Eski birikintileri boşaltacaksınız ki yeniye yer açılsın ve içimizde sıkışıp kalmış olan özümüz parlasın! 8) Bu sürecin, ‘’öfke’’mizin rehberliğinde, bir ‘’kendimizi keşfetme’’ süreci olduğunu unutmayalım. Önce kendi öfke ve çaresizlik hislerimizi farkedeceğiz. Öfke enerjimizle sınırlarımızı yeniden belirleyecegiz. Aynalık çalışmalarıyla, sevgi ve kabul meditasyonları yardımcılığı ile, çocukluk halimizle yeniden iletişim kurmak gibi, bir diğer kitabımda size verdiğim çeşitli yöntemlerle içimizdeki öfkenin altında yatan korkuları farkedip sevgiye dönüştüreceğiz. Egodan (= pişmanlıklar, suçluluk, suçlama, haklı çıkma çabası, öfke, kibir, acı, endişeler) serbest kalabilmek ve özümüzün sesiyle yaşama devam edebilmeyi öğrenmek bir süreçtir. Sabırla kendimize nazik olalım ve zaman tanıyalım. 9) Affetmenin kısa yolu, sihirli tarifleri yoktur. Bir sürectir. Sabır gerekir. Herkes için farklı yaşanır. Herkesin affetme yolculuğu birbirinden farklı olacaktir. Öncelikle niyet etmek ve kendimize şefkatle yaklaşmak ve nazik olmak önemlidir. 10) Objektif olarak bize acı veren durumla yüzleştiğimiz zaman, mutsuzluk ve yoğun bir öfke, korku, acı hislerinden sonra gercek uyanış başlar ve yeniden sevme gücünü kazanma şansını elde ederiz. En önemlisi kendi özümüzle bağlantımız güçlenir. Bugüne kadar affetmeye niyetli bildiğim herkes bu yükselişi becerdi. Siz de becereceksiniz. Sadece moralinizi yüksek tutun ve kararlı olun. Zaman zaman nüksler, ‘’eski halime döndüm eyvah’’ panikleri olabilir. Bu çok normaldir. Sakin olun ve yolunuza devam edin! 11) Arada hiçbir şey yapmak istemezseniz de, olsun, ara verin, bırakın dağınık kalsın. Kendinizi başarısız, suçlu, aptal filan zannetmeyin. Olabilir. Bu çalışmalar sizi bazen yoruyor olabilir, ya da yaşam şartlarınız sizi zorluyor olabilir. O sırada kendi varoluşunuza saygı duyup ara verebilirsiniz. Bedeninizi ve hislerinizi dinleyin! Ara verin. Sevdiğiniz şeylerle meşgul olun. Ya da hiçbir şey yapmayın. Sonra yeniden devam edersiniz. 12) Bizi zorlayan herşey ve her olay, bizi özümüze yakınlaştırmak içindir. Bizi özgürleştirmek içindir. Bunu idrak etmemiz çok önemli. Özümüz herkesi olduğu gibi görebilen ve affedebilendir. Özümüz, hem kendimizle ilgili tüm gerçeği, hem de başkalarıyla ilgili gerçeği dürüstçe ve şefkatle görebilen ama yargılamayan parçamızdır. Öz’ümüz, her an İlahi Bütün’e doğru yol alan kutsal parçamızdır. Özü saf sevgi ve Bilinç olan o ilahi Bütün’e aittir. 13) İçimizdeki o huzur ve sevgi dolu ışık parçamızı bulmaya odaklanalım. İçimizdeki sevgi ve huzur parçamızı, yani İlahi Bütün’ün parçası olan öz’ümüzü bulana kadar odaklanalım. 14) Bütün bunları yapmadan affetmeye çalışmak sağlıklı ve yararlı olamaz. Eğer biz bir cesaret yüzleşmezsek, travmalar değişik kılıflarda, farklı senaryolarla yine karşımıza çıkarak kendini tekrarlayacaktır. Bazen de “marazi aşk” senaryosu ile karşımıza çıkacaktır. Takıntılı aşk, çocuklukta yarım kalmış öfke ve takıntıların yetişkin hayatta yeniden yaratılmış halidir! 15) Duygularımız bilinçaltımızın tercumanıdır. Bu dünyada mutlu olmak, kendimiz olmak ve özgürce yaşamak istiyorsak, duygularımızı dinlemeyi ve anlamayı öğrenmeliyiz ve gönülden duygularımızın rehberliğine izin vermeliyiz! Acılarımızı dolu dolu yaşamadan yapılan affedişler gerçek affediş değildir. Affettiğimizi söyleriz ama acı bilinçaltına gömülür, hiç olmadık yerde hiç olmadık farklı şekillerde yansımalarla patlamalar yaşayabiliriz. Bu da bize veya başkalarina zarar verebilir. Örneğin: Fiziksel bedene yansıdığında, hastalık oluşur!. Yaşam enerjimiz eksilerek önce duygularımız ve zihnimiz hastalanır. Sonra da görünen fiziksel bedenimiz!. Ya da ufacık şeylerde abartılı şiddet içeren tepkilerimiz oluşabilir. Durup dururken enerjimiz düşer. 16) Sevecenlik ve affedicilik güçlülerin işidir. İntikam planlarına hiç gerek yoktur. Güçlü kişi sadece uzaklaşır, kendini korumaya alır, olana kabul verir ama yapılanı unutmaz, olana ve kişiye yüklediği anlamı ve bu konudaki duygularını özsevgiyle yani kendi özünü severek serbest bırakır ve affeder. Zaten affettikçe bir zamanlar gözümüze canavar gibi görünen insanın canavarlık boyutu bizim algımızda gittikçe azalır. 17) Çocukluk döneminin travmalarıyla yüzleşmek cok önemlidir. Yoksa eşimizle olan yaşantımızda, çalıştığımız işyerindeki patronumuzla, otorite figürüyle olan ilişkilerimizde, çocuklarımızla olan iletişimsizliklerde hemen aynı sorunlar karşımıza çıkıverir. Çocuğunu takıntılı bir ilgiyle ve korumacılıkla boğan kontrolcu ebeveyn, kendi doğrularını empoze etmeye çalışan mükemmeliyetçi ebeveyn ya da anne-babaların yönettiği diğer tarz yaşamlar, kişide sevgi-nefret ilişkisi yaratmış olabilir. Bunları bastırmaya çalışırsak ruhsal gelişimin yolunu tıkarız. 18) Gerçek affediş, zarar veren kişi için “Sen kendi öfkeni ve çaresizliğini kusuyordun ama bu bana zarar veriyordu. Artık bana zarar veremezsin. Izin vermiyorum! Artık benim üzerimde hiçbir gücün olmasına izin vermiyorum. İçimdeki bu korkan ve çaresiz çocuğa artık ben, yetişkin halimle sahip çıkıyorum. Büyüdüğümü ve gücümü kabul ediyorum. Gücümü, affederek ve artık bana hiçbir şekilde şiddet uygulanmasına ya da kendimi bilinçaltı cezalandırmalarıma izin vermeyerek kullanmayı seçiyorum!” diyebilmek, hissedebilmek, karar vermek ve uygulamaya geçebilmektir. İçimizdeki sevgi, varoluş ve başetme gücünü yeniden kazanmak üzere yola çıkmaktır! 19) Acıyı ilaçlarla uyutmaya ve bastırmaya çalışmak gerçek bir tedavi yolu değildir! Bir psikiyatr olarak söylüyorum: İlaç kökten ve derinden tedavi etmez. Sadece semptomları geçici olarak bastırır! Kişi acıdan dolayı yüzleşmeye tam hazır olamıyorsa ya da ağır bir depresyon, panik atak, endişe bozuklukları veya fiziksel rahatsızlıklar oluşmuşsa, ilaçlar geçici olarak yardımcı olabilir. İlaçlar, siz yüzleşmeye ve kendinizi sevmeye hazır olana dek semptomları sakinleştirebilir, kişinin motivasyonunu kazanmasına geçici olarak yardımcı olabilir. Kendi kendimize ilaca başlamak ya da hekimin verdiği ilacı kendi kendine aniden kesmek sakıncalıdır. Kökten iyileşme, süreç içersinde, farkındalıkla, olan bitene ve kendi duygu ve algılarımıza kabul vererek, kendini derinden tanıyarak ve severek, kendi sevdiği ve mutlu olduğu şeyleri bu dünyada gerçekleştirerek oluşur. Bedensel hastalıklar da aslında duyguların ve çarpık algıların, çelişkilerin hastalığıdır. Egonun beslenmesinden, duyguların bastırlımasından ve kendi özümüze yabancılaşmamızdan dolayı oluşur. Egosal enerjilerimizi, yüzleşerek, sevgiyle bir bir bilince dönüştürmemiz bizi sağlıklı kılar. 20) Affetme çalışmalarımızı kendimizi ve başkalarını suçlamadan yapmamız önemlidir. Kabulle ve suçlamadan. Kendimizi suçlarsak ve utanca boğulursak, ya da başkalarını suçlayıp kendimizi zavallı bir mağdur ilan edersek, çalışma geçici olarak bloke olur, yol almamız zorlaşır 21) Başımıza ne geldiyse, bu bir sonuçtur ve sonuçlar değişmez. Ancak bizim o sonuca yüklediğimiz anlam, bakış açımız ve duygusal tepkimiz değişebilir. Başkalarını değiştirme kaygısını bırakıp, kendi bakış açımızı değiştirerek, olana kabul verererek, yeni bir bakış açısıyla yolculuğumuza devam edebiliriz. 22) Bu kitabı okuduğunuza göre, şimdi yaraları sarma zamanıdır. Çocukken travmalara maruz kalmış çocuk halimize sahip çıkacağız! Aynı bedenin ve zihnin büyümüş hali yani yetişkin bizler, çocuk halimize, çocukluk kayıtlarımıza sahip çıkacağız. Zamanında ihtiyaçları karşılanamamış küskün çocuğa şimdi ihtiyaçlarını biz vereceğiz. Onu yok farzetmeyeceğiz ve yeniden seveceğiz. Bunu ancak bizim kendi yetişkin halimiz ona verebilir. Zaman zaman korktuğumuzda, hayatımızdan şikayet edip kendimizi bazı şeyleri yapamıyor zannettiğimizde, hayatından şikayetçi olan, mızmızlanan, korkan, öfkelenen, kızan, kendini kurban ilan eden içimizdeki küçük çocuktur. Yani içimizde kayıtları hala devam eden bizim 0-10 yaş arasındaki küçüklük halimiz! Zamanında ihtiyaçları karşılanmamış olan kafası karışmış, duygularını ifade edememiş o kırgın çocuk zaman zaman bizim zihnimizi kullanarak kendini ifade etmeye çalışır. Simdi biz artık yetişkiniz ve donanımlıyız. Herşey için yeterliyiz. Bunu unutmayalım ve içimizde sıkışıp kalmış o küçük çocuğa bunu anlatalım. Onu küskün ve sıkıştığı yerden kurtaralım. Yoksa mızmızlıklarıyla bizi hep dürter durur! Bir diğer kitabımda verdiğim ‘’Çocuk Haliyle Bağ Kurma ve Şefkat çalışması’’nı mutlaka okumanızı ve mümkün olduğunca uygulamanızı öneririm. Şiddet ve taciz, çaresizlik ve güçsüzlük içinde kıvranan ağır yaralı bir iççocuğa sahip olan yetişkin kişideki bir davranış bozukluğudur. Şiddet ve tacize hoşgörü sıfır olmalıdır. Ancak affetmemiz, yani şiddet gösterene mesafe koyarak bizim kendimize acı veren duygularımızı bırakmamız, kendi içimizdeki özsevgiye yakınlaşmamız açısından önemlidir. Affetmek, gerçek anlamda duygusal bir özgürleşme sürecidir. Ve herkes bunu sadece ve sadece kendisi için yapacaktır. Dolayısıyle tüm evren de bundan pozitif etkilenecektir. AFFETTİĞİMİZİ NASIL ANLARIZ ? 1) Artık o insandan korkmuyorsak ve ona ve o olaylara sinirlenmiyorsak, 2) Suçlanma ve suçlama hissetmeden, haklı haksız davasına girmeden ve abartmadan onun da iyileşmesi için duacı isek, ama beklenti içinde değilsek, 3) O kişinin başına kötü birşey gelsin ya da mutsuz olsun beklentisinde değilsek, beddua etmiyorsak ve o kişiyi kendisiyle başbaşa bırakabiliyorsak, 4) O kedi buraya gelecek!! şeklinde o kişinin bizden özür dilemesini beklediğimiz takıntımızdan vazgeçtiysek 5) O kişinin adı geçtiğinde ya da karşılaştığımızda artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak, takıntı yapmıyorsak, bilelim ki affetmişiz! Kendimizi kutlayabiliriz! Ancak affettiğimizi zannedip aynı senaryo başka bir kişiye yönelmiş olmasın. Buna dikkat edin. Eğer takıntılı öfkeniz komşuya, başka bir akrabanıza, işteki veya okuldaki veya uzaktaki birine, malsahibi, politikacı veya öğretmen gibi otorite figürlerine yönelmişse, kendinizi kandırıyor olabilirsiniz ve asıl affetmeniz gereken kişinin, affettim zannettiğiniz ama hala affedemediğiniz en yakınınızdaki anneniz, babanız, eşiniz, sevgiliniz, kardeşiniz, çocuğunuz ya da çocukluktaki travmatik birisi olma olasılığı yüksektir. Affedemediğiniz kişi, kendiniz de olabilirsiniz. Ve diğer kişiler size ayna oluyor olabilir. Unutmayalım ki bu bir süreçtir. Zaman ve sabır gerekir. Affettiğiniz konuyla ve kişiyle ilgili, tam affettme süreci bitti zannettiğinizde, zaman zaman yine geçici öfke veya korku veya acı duyulabilir, nüksler olabilir, sürecin bir parçasıdır. Moraliniz hiç bozulmasin panik yapmayin. Geçicidir. Süreç içersinde normaldir. Panik yok! AFFETMEZSEK NE OLUR ? – Sürekli bir güçsüzlük ve acizlik duygusu, kurban olma hali, şikayetlerimiz ve suçlamalarımız hep değişik kişiller aracılığı ile gündeme gelir. Zira böylece tüm onları yapan “kötü kişi” olacağı icin biz otomatik olarak “iyi kişi” konumunda oluruz . Ancak bu bir kandırmacadır. Egonun kandırmacası! – Bitmek bilmeyen ve bahanesi değişen kronik öfke ve kızgınlık, gereksiz veya aşırı bir güç arzusu içinde olma hali ve zaman içersinde gelişen bir ‘’Öfke Bağımlılığı’’. – Affetmediğimiz sürece içimizde derinlerde devamlı bir haddini bildirme arzusu, intikam duygusu, gurur, kıskançlık, pişmanlık, kendimizi hep haklı gösterme çabası, zannedilen bir reddedilmişliğin incinmişliği, sevgisizlik, affedemeyeceğine inanma, diğer kişinin mutluluğunu istememe, ötekileştirme gibi negatif duygulardan dolayı sürekli bir atalet ve yorgunluk hali. (Bu durum bizim yaşam enerjimizi çalar ve düşürür. Kendi yaşam enerjimizden o kayıtları yaşatmaya doğru enerji kaçağı veririz.) – ‘’Hayır’’ deme zorluğu, kendi bireysel sınırlarını koyamama – Farkında olmadan kendini cezalandırma. Zira bu suçlanma, suçlama, yetersizlik, değersizlik, utanç, sürekli öfke hali, yorgunluk, hırslar, kıskançlıklar, onay takıntıları, hayal kırıklıkları, küsmeler, bilincin derinliklerinde “suçluluk hisleri” yaratacaktır ve bilincaltı “suçlular cezalandırılmalıdır!” komutu verecektir. Dışarıya yöneltilen öfke ve tüm suçlamalar, bilinçaltında mutlaka kendimize dönecektir. Kendimize dönen bu gizli suçlanma, öfke ve kendini cezalandırma sonucunda: • Yalnızlaşma ve yabancılaşma, maskeli yüzler • Zarar verici ilişkiler • Dürtüsel, zarar verici davranışlar, inatlaşmalar • Bağımlılıklar, Madde kullanımları • Kazalar • Bedensel hastalıklar. Kronik yorgunluk • Depresyon, Endişe ve Panik Bozukluklar • Büyüyememe ve kendi yaşam sorumluluğunu alamama yani özgürleşememe • Yeniliklere adım atamama, hayatı eksik yaşama • Kendini gerçekleştirememe ve başkalarının hayatlarını yaşama, bundan dolayı çeşitli kişilere ve çokçası da kendine yönelen kronik öfke • Mutlu aile kurmayı istemek ancak buna rağmen kuramamak • Şiddet uygulama ve şiddete maruz kalma • İşgücü kaybı ya da asıl yeteneği ve arzusu doğrultusunda iş ve meslek seçmeme/ seçememe • Mutsuzluğun ve öfkenin bir sonraki nesli etkilemesi • Bilinçaltında kendini olduğundan daha eksiğe layık olduğuna inanma hali (farkında olmadan) • Değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük ve kaybetme korkularının daha da güçlenmesi ve hayatı savaş alanı gibi görmek. Kendini zavallı mağdur kişi gibi görmek • Ruhsal enerjinin bölünmesi ve birkaç karakteri birarada taşıma yani ruh bölünmesi, aynı bedende yaşanan birbirinden gizli farklı hayatlar yaşama • Aldatmalar • Keyifli ve mutlu bir yaşamdan mahrumiyet olacaktır. AFFETMEK BİLİNCİNE BİR DE RUHSAL AÇIDAN BAKALIM ‘’Seni affediyorum’’ ya da ‘’Affettim’’ demek, ‘’Ben hala kıyas ve yargı gerektiren bir dualite (zıtlıklar) dünyasında sıkışıp kaldım’’ demektir. Zaten bu söz egosal bir büyüklük hali, kıyaslama ve yargılama içermeseydi, ‘’seni affettim’’ demek aklımıza gelmezdi. Diğer bir deyişle ‘’Ben seni affettim’’ demek, Ben senden daha (kıyaslama) yükseklerdeyim ve üstün kişi olarak (kibir ve yargı) seni affettim’’ anlamına gelir. Halbuki affetme alışverişi ruhlar arasındaki yani özlerimiz arasındaki bir anlaşma ve özlerimizin birbirini tanıması halidir. Özlerimiz her zaman bizim iyiliğimizi ister, kendi farkındalığımızı ve kendimizi idrak etmemizi ister. Yaşanan herşey bunun içindir. Acı bizi uykumuzdan, illüzyondan uyandıran en önemli hislerden biridir. İllüzyondan (=egosal yanılsamadan) iki şekilde uyanırız: 1) Aşkla 2) Acıyla Acı hissettiğimizde suçlu aramak bir çeşit dirençtir. Haklılık haksızlık yarışı ve suçlamalar devreye girdiği zaman, yaşadığımız deneyimlerin hediyelerini ve altında yatan öğretileri göremeyiz. Tekamül (evrimleşme) fırsatımızı kaçırmış oluruz. Geçmişte birçok travma almış kişiler, başlarına gelen acı deneyimleri affederek bu gücü insanlığa yüksek hizmete çevirmişlerdir. Zamanımız bilgelerinden Louise Hay ve Eckarte Tolle, bu sözlerime birer örnektir. Bizim önümüzde daima iki seçenek vardır: Ya kurban algısında kalır acı çekmeye devam ederiz, ya da çaresizlik travmalarımızı bilince, özsevgiye ve sorumluluk sahibi bir güce çeviririz! Bu yüzden, bizi zorlayan herkese, her olaya ve herşeye, aslında bizi özümüze yaklaştırdıkları için içimizden teşekkür edebiliriz ve kendimizle yüzleşerek evrimleşmemize izin verebiliriz. Bunu idrak edebilmek bizi gerçekten özgürleştirecektir. Her zaman anlattığım gibi, özümüz kendimizi ve diğer herkesi olduğu gibi koşulsuz kabul edebilen ve koşulsuz sevebilendir. Özümüz hem kendimizle ilgili tüm gerçeği görebilen ama yargılamayan, hem de diğer herkesle ilgili gerçeği dürüstçe ve şefkatle görebilen parçamızdır. Hepimiz bu ilahi Bütünlük’ten ruh ya da öz dediğimiz bir parça taşırız. Öz, yok olmayandır. Sonsuz varlığını sürdürendir. Özümüz herkesin kendi farklı bir yolculuğu olduğunu bilen ve buna izin verebilendir. Yollarımız bazen kesişebilir, bazen ayrılabilir. Özümüz bilir ki bizim de tüm travmalarımızın ve dirençlerimizin ötesinde pırıl pırıl bir yolumuz var. O bizi o yola taşımaya çalışır. Bizi hayallerimizin ötesinde, olabilecek en yüksek potansiyelimize doğru taşıyan bizim o parçamızdır. Biz özrehberimizi takip edebiliriz. Bir gün bir danışanım sordu: – ‘’Peki bizler iyi insanlar olacağız ve bir gün kötülük bu evrenden yok mu olacak? Yani bu çalışmaların sonu bu mudur?’’ Ona verdiğim cevap şuydu: – ‘’Evrimin sonu diye bir şey yok ki. Evrim her an. Bu sonsuz bir yolculuk. Bütün mesele an’da özümüzün parlaması! Egomuzla savaşmadan, egomuzun değil, özümüzün yolundan yürümemiz! İnsanın bütün mücadelesi kendi özü ve egosu arasındadır. Şimdi ve her an! Olan sadece şimdi’de. Tek gerçek var, o da şu an. Geçmiş, gelecek, hepsi şu anda. Sadece şimdiye odaklanalım. Evrimleşme (tekamül) her an süregelen, kademe kademe gerçekleşen bir süreç. Kişilerin tekamül tolculuğu ve bulundukları bilinç boyutu da çok farklı olabilir. Biz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Zaten kendimiz olduğumuzda ışığımız da dış dünyaya yansıyacaktır. AFFETMEK ÖZET Affetmek kendimiz için NEDİR? – Seçimdir. Kendimizi iyi hissetmeyi ve duygusal yüklerimizi bırakmayı, içimizdeki zehri artık taşımamayı seçmektir. – Cesarettir. Cesaretle dinginliğe adım atmaktır. – Yaşam sorumluluğumuzu ele almaktır. – Kontrolculüğü bırakmaktır. – Çaresizlik, yetersizlik, değersizlik, suçlama ve suçlanma illüzyonlarını ve kurban zihniyetini bırakmaktır. – Mükemmeliyetçiliğin illüzyonundan kendi gerçeğimize, kendi mükemmel yaradılış özümüze geçiştir. – Kabul verebilmektir. – Kendimizi keşfetme sürecidir. – Yükseliş ve tekamülümüze izin vermektir. – İçimizdeki acının ve bizi yiyip bitiren enerjinin bitmesi ve dinginliğin, sevecenliğin başlamasıdır. – Acıyı ve korkularımızı bilince ve özsevgiye dönüştürmektir. – Suçlamaları dolayısıyla direnci kesmek, akışa izin vermektir. – Öfke Bağımlılığından özgürleşmektir. – Özsevgi, özsaygı ve özdeğerimize sahip çıkmaktır. – Yaşam amacımızı en yüksek potansiyelle gerçekleştirmektir. – Dinamik ve enerjik bir yaşamdır. – Zihinsel, Duygusal, Bedensel dengede sağlıklı bir yaşamdır. – Huzur ve ferahlamaktır. – Hayır diyebilmek ve bireysel sınırlarımızı koyabilmektir. – Hayata olumlu bakıştır. – Samimiyet, dürüstlük ve içtenliktir, maskelerden kurtulmaktır. – İçimizdeki yaralı küçük çocuğu duyabilmek ve onu sevmektir. – Sevgi ve farkındalık/bilinç frekansında mutlu bir yaşamdır. – Bağımlılıklardan, kazalardan ve hastalıklardan arınmaktır. – Doğmak isteyen ışık ve sevgi dolu Yeni Dünya’ya izin vermektir. Affetmek ne DEĞİLDİR? (Özet) – Zorunluluk değildir. Hiçbir şeye mecbur değiliz. – O kişiyle görüşmek zorunda olmak değildir – O kişiyi sevmek zorunda olmak değildir – O kişiyle empati kurmak ve anlamak zorunda olmak değildir – O kişiye hak vermek, haklı bulmak değildir – Kendimizi haklı çıkarmaya çalışmak da değildir – Kimseyi suçlamak değildir – Yapılanları unutmak değildir. Ama kin tutmak da değildir – O kişiyi kendimize borçlu çıkarmaya çalışmak değildir – O kişiye karşı yükseklik hissi ve kibir oluşturmak değildir – Fedakarlık hali ve katlanmak değildir – Iyilik perisi ve sevgi böceği rolleri oynamak değildir – İntikam enerjisine yatırım yapıp yaşam enerjimizden eksiltmek değildir – Olan biteni örtpas etmek, yok farz etmek değildir DR. ŞULE TOKMAKÇIOĞLU YALE ÜNİVERSİTESİ PSİKİYATRİ UZMANI |
Cevap: Affetmek Çok uzun bir yazı ama, keyifle okudum. Alıntı:
Affetmek, egoyu öldürmek demektir. Teşekkür ederim canım. :lovebiz: |
Cevap: Affetmek Alıntı:
|
Cevap: Affetmek çok uzun okumadım "ama affettim olay benden geçti karşı tarafın vicdanına bıraktım onu" bırak ya böyle şey mi olur |
Cevap: Affetmek Sen affetsen ben affetmem..... Allah affetsin. |
Cevap: Affetmek Alıntı:
Affettiğiniz kişi için yapıyorsanız zaten olmaz. Eğer birini affediyorsanız ya da hoş görülü davranıyorsanız bu kimse için olmamalı. Eğer birisi için oluyorsa, riya olur. Kimi, kiminle kandırıyoruz. |
Cevap: Affetmek Alıntı:
öldürülen kızlardan birinin babası seni affediyorum diyordu katilde bunu duyunca ağladı bunu affetmenin gücü olarak servis ettiler yanlış hatırlamıyorsam bense babasına tüff diye tükürdüm |
Cevap: Affetmek bir yerde affedemediğimiz insanlarla ilgili şöyle bir şey öneriliyordu: "seni azat ediyorum" bu lafta aslında kişi değil, kişiye bağlanan duygular azat ediliyor. duygulardan özgürleşince, onların ağırlığını taşımak zorunda kalmıyorsunuz. güzel ve etkili bir teknik. |
Cevap: Affetmek http://www.youtube.com/watch?v=Diq85zNtJlw Bergen ablamızı dinliyorum ben psikologlardan daha etkili geldi :ddd |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:54. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucuları: Damla ve Meltem