Emile Romanının Özeti J.J.Rousseau

J.J.Rousseau Emile Kitabının Özeti

Emile (J.J.Rousseau) Kitabının Özeti

Jean Jacues Rousseau Emile Kitap Özeti



Yazar, romanında 5 ana bölüm oluşturmaktadır. Bu bölümleri de alt başlıklara bölerek, çocuğun tüm alanları ile incelemektedir.

Birinci bölümü ‘Doğuştan İlk Çocukluk Çağının Sonuna Kadar’ ana başlığı ile başlayarak; Her şey aslında iyi olarak yaratılır, Alışkanlık kişilik değildir, Ruhsal karmaşa nerede başlıyor, Kundak bebeğin özgürlüğünü sınırlar, Kadınlar anne olmak istemezlerse, Çocuğu kötü eğitme yolları, Çocuk hastalanmayı bilmeli, Kır havası çocuğa iyi gelir, Yıkanma, Yatma, İnsanın algılaması, ilk hali ve gelişimi, Çocukların kazanması gereken alışkanlıklar, Çocuk dili, Çocukların ağlaması nedensiz değildir, Bebeğinizi susturmak için pışpışlamayın, Ağlamaya karşı, Dişleri iyi çıksın diye, Konuşması için acele etmemeli, Çocuk grameri bizden iyi sezer, Kekelemek olmak üzere yirmi alt başlıkta anlatmaktadır.

Yazarın bu bölümde ele aldığı konuları kısaca özetlemek gerekirse; Doğuştan hepimiz iyi olarak dünyaya geliriz; ancak değişimler geçirir, her şeyi değiştirip farklılaştırarak, sıradanlıktan uzak dururuz. Daha sonra birtakım alışkanlıklarımızın farkına varıp, kişiliğimizle odaklarız. Oysa her şey ilk görüşten sonra hoşlanıp hoşlanmadığımızı duyularımızın yardımı ile fark eder ve kabul ederiz. Bir süre sonra ruhsal karmaşa içerisine giriyoruz. Zayıf doğuyoruz, kuvvete ve eğitilmeye ihtiyacımız var.

Bize eğitim veren kişilerin bizim için seçtikleri yol ile bizim yaratılışımıza uygun olmayan seçimler yapıldığında ruhsal karmaşıklık içerisine gireriz. Çocukları, yeteneklerini ortaya çıkarmaları ve olmak istedikleri şeyi olmaları için özgür bırakmalıyız. Çocuklar, annesinin karnından çıkar çıkmaz kollarını, bacaklarını, hareket ettirme özgürlüğünü tadarlar; ancak bu çok kısa sürmektedir. Çünkü düzgün görünümlü bir vücudun kundağa sokularak oluşacağını düşünen yanlış zihniyetler vardır; oysa çocuk elleri, kolları bitiştirilerek kundağa sokulduğunda kan dolaşımını sekteye uğratır ve bu baskı çocuğun mizacına da etki edecektir. Kimi kadınlar vardır anne olmak istemezler, evlerinde kederli bir inzivadan kurtulmak amaçlı neşelenmek için başka yerlere gitmeye alışmışlardır. Fakat bazı kadınlar anne olmaktan kaçınmazlar çünkü yetiştikleri ortam herkesin birbirine karşı muhabbet hisleriyle dolu olduğu ailelere sahiptirler.

Lakin kadınlar annelik duygusunda aşırıya kaçmamalı ve çocuklarını adeta bir robot haline getirmemelidirler. Bazı anne ve babalar çocuklarını kötü eğitme yollarına sevk ederler. Fiziksel hastalıklara maruz kalmasından korkup ruhsal hastalıklara düşebileceklerinin farkında değildirler. Oysa ki insanı ümitsizliğe düşüren ruhsal hastalıklardır. Çocuklarımızı iyi eğiteceğimize onları sakinleştirmek için ya şımartır ya da tehdit eder, bu da yetmiyormuş gibi döveriz. Yazar eğitimde yaptığımız en büyük hatanın bu olduğunu savunmaktadır. Yazar doğru olanın çocuklarımızı yapay yöntemlerle değil karakterine uygun biçimde eğitmek olduğunu belirtmektedir.

Çocuklarımıza zorunlu olmadıkça ilaç vermemeli ve hayati bir tehlike bulunmadığı sürece doktor çağırmamalıyız. Yazarın romanında ele aldığı bir konuda, “çocuklarımız hastalanmayı bilmeli. Şunu hepimiz bilmeliyiz ki en çok egzersiz yapan ve yorgunluğa en iyi tahammül eden insanlar daha uzun yaşıyorlar” . sözü ile açıklamaktadır. Çocuklarımızın özellikle hayatının ilk senelerinde soluduğu hava bünyesi üzerinde çok etkilidir. Onları temiz hava teneffüs edebilmeleri için kırlara çıkarmalı kalabalık yerlerde kaybettikleri canlılığı kazanmalarını sağlamalıyız.

Çocuğumuza yıkanma alışkanlığı kazandırmamız gerekiyor. Sık sık yıkanmaya teşvik etmeli kuvvetlendikçe suyun ılıklığını azaltmalı ama bunu ağır ağır ama sıkça yapmalıyız. Çocuk bu şekilde yıkanmaya alışınca artık ara vermeden bütün hayatınca onu koruması teşvik etmeli. Bebeğimizi, içinde yün yatak olan ve kolaylıkla hareket edebileceği büyükçe bir beşiğe yatırmalıyız. Kuvvetlenmeye başlayınca onu oradan tırmanmaya, küçük uzuvlarını çalıştırmaya ve geliştirmeye bırakmalıyız. Bu şekilde çocuğumuzun gün günden kuvvetlendiğini görebilirsiniz. Öğrenmeye el verişli; fakat hiçbir şey bilmeyerek doğuyoruz. Algılamamız ve gelişimimiz ömrümüzün sonuna kadar değişken hallerde olmaktadır. Hiçbir zaman “Artık ben olgunlaştım” diyemeyiz. Yazar,

Çocuğun kazanması gereken bir takım alışkanlıkların olduğunu ve onun hayatını ihtiyaçlarına göre düzenlememiz gerektiğine de değinmektedir. Çocukların her daim annelerinin dizi dibinde olmaları doğru değildir.

Çocuk kısa süreli de olsa anne yokluğunu bilmeli. Çocuk, herhangi bir nesneye doğru elini uzattığında birçok anne baba o nesneyi alıp çocuğun önüne koymaktadır. Ancak bu çocuğun tembel ve mesafe kavramını öğrenememesine sebep olur. Doğru olan çocuğu o nesneye doğru emekleyerek yönelmesi teşvik etmektir. Bu yöntem ona, istediklerine ulaşmak için çaba sarf etmesini ve bazı cisimlerin kendisinden uzakta bulunduğunu öğretir. Çocuk dili şüphesiz tüm insanlığın konuşmayı öğrenmeden önce kullandıkları ortak bir lisandır. Henüz yeterince kuvvetlenmemiş el ve kollarını kullanamaz durumdadırlar; ancak, o an ne hissettiklerini yüz ifadeleriyle ele verirler.

Çocukların ağlaması nedensiz değildir. Bir takım ihtiyaç ve şikayetlerini ağlayarak belirtirler. Yardıma muhtaçtırlar. Ağlamalarının nedeni bulunamadığı ya da tatmin edilemediği zaman gözyaşları devam eder ve çocuk bundan dolayı çok mutsuz görünür. Bebeğimizi susturmak için pışpışlamamalıyız; çünkü benekler ihtiyaçlarını ağlayarak belirtmektedirler. Neden ağladığını anlayamadığınızda onu susturmak için pışpışlamaktan, battaniyede sallamaktan kaçının; yoksa diğer zamanlarda ihtiyaç için ağlamaktan çok sizi emir altında tutma yolu olarak ağlamayı seçecektir, ve bu şekilde büyüyen çocuklar ileride rüşvet ile susan bireyler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çocukların çoğu ağlayarak bazı şeyleri elde etmek ister. Böyle kötü bir alışkanlığı bırakması için ona asla dikkat etmemeliyiz. Onlar bir şeyi isterken oldukça inatçıdırlar, bizde buna karşın kararlı olmalıyız ki bu huyundan vazgeçirelim. Çocuk için dişlerinin çıkması çok zahmetli ve elem vericidir. Diş çıkarırken elleri sürekli sert cisimlere gider bunlardan onu uzak tutmalı ve onlara kuru meyve, kabuk, ekmek ve bisküvi verilmesi daha doğrudur. Böylelikle katı gıdalar yemeye de hazırlanmış olur. Çocukların konuşmaları için acele edilmemeli, onlara kısa ve anlaşılabilir cümleler kullanılmalı. Onun ilk telaffuz ettiği kelimeler dokunup, görebileceği somut kelimeler olmalı.

Bizler bebekliğinden itibaren çocuğumuzla ne şekilde konuşursak, o da bizim kurduğumuz cümlelere birebir kullanacaktır. Bu nedenle onlarla konuşurken özenli, açık, anlaşılır konuşmalıyız; aksi taktirde telaffuz bozukluklarından büyüdüğünde sıkıntı yaşar. Çocuklar konuşmalarının teşvik edildiği, sözlerinin ikide bir bölünmeden ilgiyle dinlendiği, serbest ortamlarda büyüyorlarsa konuşmamalarının yada kekelemelerinin tek nedeni, uzuvlarındaki bir sıkışıklık olabilir. Erken konuşsun diye fazla acele edilen ne öğrenmeye, ne iyi telaffuz etmeye, ne de kendilerine zorla söyletilen kelimeleri tasavvur etmeye zamanları vardır. Onları doğal bir süreçte bırakırsak her şey daha kolay olur.

Romanın birinci bölümü bu şekilde geçmektedir. Çocukluğun ilk devrini sona erdirmiştir. İkinci bölümüne de “Konuşan Çocuk Çağı” başlığı ile başlayarak; İnsan acıyı da bilmeli, Bireyin hayatı gerçekte ne zaman başlar, Çocukluk sevilmeli, Çocuğa hayatı tattırmalı, Ölüm gerçekten kötümüdür, Gerçek özgürlük nedir, Çocuk ne buyurgan ne de uysal olmalı, Çocukların hareketlerine karışmamalı, Çocuklar bir şeyi ağlayarak elde etmemeli, Elinin altındaki her şeye kendi malı gibi bakmak insanın doğal eğilimidir, şımarıklık çocukları sefil eder, Çocukla öğretmenin ilişkileri hakkında konuşma, Çocukla öğretmen arasında ahlak üzerine konuşma, Çocukların isteklerini kabul ya da red ederken dikkat edilecek kurallar, Zamanından önce bilgi verilmemeli, Zaman kaybetmek ne zaman faydalıdır, Çocuklarla nasıl ilgileneceksiniz, Şımarıklık, Öfke, Emil’i niçin köyde yetiştirmek istiyorum, Emil’in bahçıvanla konuşması, Adalet ve doğurduğu iki his, Deha çocukta budalalık şeklindedir, Çocuklar gerçek anlamda geometri öğrenemez, Çocuklar coğrafyayı nasıl algılar, Emil ezberlemeyecek, Masallar, Çocuklara okumayı öğretmenin yolu, Çocuk her şeyi deneyerek öğrenmeli, Kuralsız idare etme sanatı, Çocuk kendisinin hakim olduğunu sanmalı fakat bizim irademiz altında olmalı, Kedi ilk kez gördüğü her şeyi kontrol eder, Çocukların giyimi, Çocukları fazla giydiriyoruz, Çocukların çok uyumaya ihtiyaçları vardır, Çocukları uyutmanın yolları, Çocuklara acılara neşe içinde katlanmalı, Gecenin sürprizleri hakkında, İnsan beklenmedik tehlikelere karşı hazır olmalı, Çocuğun yarış faaliyetinden alacağı ders, Matematik eğitim yöntemimiz akıldan çok hayal gücüne seslenir, Emil matematiği nasıl öğrenecek, Vücudumuzu gıdalarla kuvvetlendirelim, Çocuklar bizim yediklerimizle beslenemezler, Zevk hakkında düşünceler, En insani zevkler tabii olanlardır, Emil’in 12 yaşındaki gelişimi olmak üzere kırk yedi alt başlıkta açıklamaktadır.

Çocuklukta ilk cesaret dersleri alınır. Kimileri ufak tefek yaralarla geçirirler bu dönemi, kimileri ise yetişkinlerin bile dayanması güç acılar alırlar. İnsan acıyı da bilmelidir. Çocuğu bir odaya kapatıp oyun alanı olarak göstermek yerine, onu kırlara götürüp serbestçe kendi haline bırakmalıyız. Çocuklar yalnız başlarına çok daha iyi öğrenebilmektedirler. Çocukluğu sevmeliyiz biz farkında olmadan geçen bu zamanı çocuklarımızda da sınırlı tutmamalı, onun eğlencelerine hoş görü ile bakmalı, hayatın onlara verdiği kısa zamanı ellerinden alıp sonra pişmanlık duymamak için bu zevklerden istifade etmelerini sağlayalım. Böylece çocuk hayatı tatmayı öğrenmede de ilk adımı atmış olur. Çocuk mutluluğu doğdu günden itibaren hisseder, birde ona büyüdükçe ona elde edebilecekleri ile hayal arasında geçen ince çizgilerden bahsederek, ileride ona yardımcı olacak bilgiler vermeliyiz. Gerçek özgürlük, çocuğun ancak bir yetişkin olduğun da anlayabileceği bir durum; çünkü çocuk her ihtiyacı aileden gelen yardım ile gerçekleşir. Yani tam anlamı ile özgür değildir. Anne babaların yanı sıra hiç kimse çocuklarına faydalı olmayan bir şeyi emretme hakkına sahip değildirler. Her birimiz birbirimize muhtaç olduğumuzdan dolayı tam anlamı ile özgür değilizdir; fakat bu ihtiyaçlık boyunduruk altına girmemelidir. Çocukların hareketlerine karışılmamalı yaratılışlarının gerektiği şekilde davranmalarına izin verilmeli.

Uygun olmayan isteklerde bulunurlarsa, önlerine maddi engelleri çıkarın. Çocukların arzularını, isteklerini, istedikleri için değil ihtiyaç duydukları için yerine getirin. Çocuk isteklerini konuşarak ifade edebildiği halde, arzusunu hemen yaptırmak için, bir şey için izim koparmak adına ağlamaya yeltenirse kesinlikle taviz vermeyin. Çünkü sırf ağladığı için onun isteklerini kabul etmiş ve her konuda ağlamaya siz teşvik etmiş olursunuz. Emirler yağdırması ile her şeyin elinde olmasına alışkın olan bir çocuk, ileride bir konuda reddedilmek onun için anlaşılacak bir durum olamaz. Çocuklarımıza istediği her şeyi önlerine getirmekle onları şımartmış oluruz ve buda ileride onları sefilliğe düşürür. Çocuklarımızla olabildiğince ilgilenmeliyiz. Onlara sevgi, ilgi, ve özenle yaklaşmazsak, kendilerini daima eksik hissedeceklerdir. Öfke; çocukların kayıtsız kalmadıkları bir durumdur. Şiddetli sesler ve hareketler onların dikkatini çeken durumlardır. Böyle durumlarla karşılaşan çocuklara uzun açıklamalar yapmak yerine, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıp, ortada korkulacak bir durum olmadığını ona hissettirmeniz yeterlidir.

Yazarın Emil’i köyde yetiştirmek istemesinin sebebi; icat ve taklit yapmanın çocukların en çok sevdikleri ve başarılı oldukları faaliyetler olması. Bu yüzden köyde bir bahçıvanı bir kez izlemesi ve onun neler yapabileceğini görmek ve onun keyfine keyif katmaktır. Çocuklarımız gerçek anlamda geometri öğrenemezler; onlar kendi kendine tanıdıklarını, ilgilerini çeken hissedilir şeyleri, yani her şeyi değil de kendileri için doğal olan şeyler hakkında fikir yürütebilirler. Gözle görülebilecek bilimlerle uğraşılması gerekmekte yoksa çocuklar coğrafyayı sadece bir kağıt üzerinde görüp, başka bir yerlerde böyle yerlerin olduğunu düşünemiyorlar. Kendi beyinlerinde“dünya nedir” sorusuna “kağıttan bir küredir” cevabı veriyorlar. Yazar Emil ezberlemeyecek derken; “nasıl tarihin kelimeleri kendinin değilse, hikayelerin kelimeleri de başlı başına hikaye değildir. Hikayeler yetişkinler için faydalı, çocuklara hakikat söylenmeli” diye düşünmektedir. Yazar masallar konusunda da, çocuklara anlatılan masalların ne demek istediklerini anlamadıklarını, fakat anlıyorlarsa da bunun çok kötü olduğunu belirtmektedir.

Çünkü masallardaki ahlaki sonuçların karmaşık olduğunu ve bu dolambaçlı yolu takip ederek sonuca ulaşan çocuğun fazilete değil kötülüğe yönlendirilmiş olduğunu savunmaktadır. Çocuklar için hiçbir şey ifade etmeyen bir çok hikayenin arasından sadece çocuklar için hazırlanmış olan hikayelerle yetinmenin en doğrusu olduğunu belirtmektedir. Yazar, çocukların okumayı öğrenmeleri için büyük çaba sarf etmek yerine, çocuğa okumayı öğrenme arzusu uyandırmak okumayı öğrenmesinde ki en önemli unsurdur; içinde okumaya karşı arzu olan çocuk nasıl şekilde olursa olsun okumayı öğrenir düşüncesindedir. Aynı zamanda yazar, çocukların her şeyi deneyerek öğrenmeleri kanısında. Eğer çocuklara her şeyini biz yaparsak, örneğin yemek yemesini, su içmesini, ağlamasını, gülmesini, söyleyen bir anne babanın çocuğu kendisinin yapabileceği her konuda anne ve babasını arar, kendi başına bir şey yapamayan bir yetişkin olur. Yazar dengenin önemli olduğunu, ne sık boğaz edilmeli, ne de tamamen boşa bırakılmalı dengede tutulması gerektiğini açıklamaktadır. Çocukları kuralsız idare etme sanatının zor bir sanat olduğunu söyleyen yazar, çocuklara emirler yağdırarak idare etmenin imkansızlığından söz etmektedir. Çünkü çocuklar, onlardan istenilenleri kendi hoşlarına giden şekilde uyarlamayı bilirler diyerek eklemektedir. Çocuklar kendisini idare edenlerin zaafını keşfetmektedir. Özgürlüğünün kısıtlandığına inandığı kişilerin hakimiyetinden kaçma ihtiyacı ile böyle davranırlar.