Forumunuz.Com

Forumunuz.Com (https://www.forumunuz.com/)
-   Mitoloji ve Efsaneler (https://www.forumunuz.com/mitoloji-ve-efsaneler/)
-   -   savaşçıların en güzeli, en yiğidi, en yenilmezi, kahraman Akhilleus (https://www.forumunuz.com/mitoloji-ve-efsaneler/15648-savascilarin-en-guzeli-en-yigidi-en-yenilmezi-kahraman-akhilleus.html)

Elif 22 Mart 2015 23:29

savaşçıların en güzeli, en yiğidi, en yenilmezi, kahraman Akhilleus
 
Yunan donanmasının Troia’ya doğru götürdüğü savaşçıların en güzeli, en yiğidi, en yenilmezi, kahraman Akhilleus’tu. Peleus ile bir deniz perisi olan Thetis’in oğlu Akhilleus çok hızlı koşan ve hiç yaralanmayan, yani vücuduna ok girmeyen eşsiz bir yiğitti. Annesi onun bütün uzuvlarını demirden müteessir olmaz bir hale sokmak için çok küçük iken onu, Styks’in sihirli sularına daldırmıştı. Annesinin tuttuğu yer suya değmemişti. Bu sebeple Akhilleus’un yalnız sihirli suya değmeyen topuk kemiğinden başka her yeri demir işlemez, yaralanmaz olarak kalmıştı. Babası, Akhilleus’u iyi yetiştirmesi ve terbiye etmesi için, elion dağının yamaçlarında, bir mağarada oturan Kentaurların en bilginlerinden olan Khiron’a göndermişti. Akıllı Khiron, ünlü öğrencisinin vücudunun kuvvetlenmesi için, onu kurtların ve yaban domuzlarının kemiklerinin iliği ile besliyordu. Bu rejim sayesinde, daha çok küçük iken o çocuk eliyle en ağır mızrakları, havaya kaldırıp sallayabiliyordu.
Akhilleus altı yaşına bastığı zaman rüzgar gibi koşuyor, koşuda geyikleri geride bırakıyordu. O yiğitlikle, aslanları bile korkutuyor, yakaladığı aslanları sırtına yükleniyor, alıp öğretmeni Khiron’a getiriyordu. Khiron ona daha başka şeyler de öğretmişti. O, öğretmeninden çalgı çalmasını, yaraları tedavi etmesini, otların işe yarayan gizli hassalarını, güzel vasıflarını da öğretmişti.
Akhilleus dokuz yaşına geldiği zaman meşhur kahin Kalkhas ilerde olacak bazı vakaları haber verdi. Kahinin ifadesine göre, Troia şehri, Akhilleus olmadan zaptedilemeyecekti. Fakat; şehrin Yunanlılar eline geçmesinde aslan payı olan ve onsuz ele geçirilemeyecek bulunan, meşhur şehir aynı zamanda Akhilleus’un da ölümüne sebep olacaktı. Gerçekten kahin Kalkhas eşsiz kahramanın Troia surları altında öleceğini haber veriyordu. Akhilleus’un annesi oğlunun başına gelecekleri öğrenince, onun kaderini değiştirmeye yeltendi. Ona kızların giydiği güzel süslü bir kız elbisesi giydirdi. Ve Skyros adası kralı Lykomedes’e götürdü, evlatlık olarak ona takdim etti, kral da bu güzel kızı aldı, kendi öz kızları arasına karıştırdı.
Fakat Yunanlılar Troia seferine çıkmadan önce Akhilleus olmadan Troia’nın alınamayacağını bildikleri için, onun gizlendiği yeri öğrendiler, Skyros adasına bir heyet göndererek kraldan genç kahramanı istediler. Kral, Lykomedes Akhilleus’un sarayında gizlendiği haberini kabul etmedi. Gelen Yunanlılara sarayını aramalarına bile müsaade etti. Gelenler arasında kurnaz ve akıllı Odysseus da vardı. O kralın kızlarını çağırttı, gözlerinin önüne elmaslar, inciler, kıymetli, gözalıcı kumaşlar, süslü elbiseler serdi, ayrıca kadınlara mahsus bu değerli hediyeler arasında bir mızrak, bir de kalkan bulunuyordu. Kralın kızlarına bu hediyeleri almaları söylenirken, bir trampet çalınmaya başlandı. Akhilleus trampet gürültüsünü duyarak kaçışan kızların arasından çıktı, üstündeki kadın elbisesini yırtarak, Odysseus’un hazırladığı mızrağı, kalkanı aldı ve bir asker gibi savaşa koşmak istedi. KAlbinde savaş zevki duyan Akhilleus üstündeki kadınlık maskesini attı ve arkadaşı Patroklos ile beraber Troia savaşına katıldı.
Akhilleus Troia savaşlarında büyük yaratıklar gösterdi. Pek uzun süren bu savaşın daha ilk senesinde, yirmi üç Anadolu şehrini tahrip etti. Troia civarında bulunan bu şehirlerden Lyrnessos şehrinin zapt ve tahribinden sonra ele geçirilen esirler arasında bulunan Briseis adında güzel ve genç bir kız Akhilleus’un eline düştü ve onun çadırına götürüldü.
Bu hadiseden az bir zaman sonra yine Troia bölgesinde bulunan Khrysa kalesi ele geçirildi. Bu defa da Agamemnon’un hissesine, Khrysa şehrinin Apollon mabedine rahibe olan, Khryseis adındaki bir bakire düşmüştü. Yunan ordusu, Troia bölgesine çıkarma yaptıktan ve Troia kalesi yakınlarında kamp kurduktan sonra, Khryseis’in babası, çok kıymetli hediyelerle geldi, kızının kölelikten kurtulması için her şeyini vereceğini yalvararak, ağlayarak rica etti. O bütün Yunanlılara, bilhassa Agamemnon ve Menelaos’a yalvarıyordu.
Ey Atreus’un şerefli oğulları ey kahraman Yunanlılar, bana acıyınız! Kızım Apollon mabedinin rahibesiydi. Ateşten oklarını çok uzaklara fırlatabilen güneş tanrısı Apollon’dan korkuyorsanız, kızımı para mukabilinde serbest bırakınız. Bütün Yunanlılar arasında yalnız Agamemnon yalvaran, yakaran babaya acımadı, onu hakaretlerle, tehditlerle daha çok yaraladı. Ona şunları söyledi. Ey ihtiyar! Bu gemilerin yaından defol git. Buralarda kalmamaya ve bir daha gözümüze görünmemeye dikkat et. Çoktan benim olan kızını, sana artık geri veremem, boş yere uğraşma! Çabuk, buralardan çekil git. Kendi yurdunun mavi semasını bir daha görmek isteğinde isen, yalvarma ve sızlanmalarla beni kızdırma!
İhtiyar, zavallı baba, bu tehditlere boyun eğdi, yüreğinde acılar, gözünde yaşlar, sahili takip ederek oradan uzaklaştı. Deniz sahilinde dalgalar kudurmuş, hiddetli hiddetli kıyıya çarpıyor, köpürüyordu. Dertli babanın hıçkırıkları duyulmuyordu. Fakat, Apollon her şeyi görüyor ve duyuyordu. Kendi mabedinin rahibesine yapılan bu muameleden ötürü hiddetlendi ve Yunan ordusunun üzerine öldürücü vefa oklarını savurdu. Her tarafta askerler düşüp ölüyorlardı. Dokuz gün süresince cesetleri yakan ateşler hiç sönmedi. Onuncu gün Akhilleus bu kadar felaketlere üzülerek bütün Yunanlıları topladı ve onlara şunları söyledi;
Dostlarım, dedi. Harp ile hastalık bizi mahvetmek için birleştiler. Az zaman sonra başarıya ulaşamadan, utanç içinde, yurdumuza döneceğiz. Bu felaketleri önlemek için hangi çarelere başvurmamız gerektiğini Tanrı Apollon’a danışmalıyız. O sırada kahin Kalkhas ayağa kalktı ve şu sözleri söyledi; Ey büyük Akhilleus, Tanrıya danışmak için bana emir verdin. Ben de çekinmeden her şeyi söyleyeceğim: Tanrı Apollon, kendi tapınağının rahibesinin ve onun ihtiyar, dindar babasının intikamını alıyor. Çünkü Agamemnon o zavallı ihtiyara hakaret etti ve onun esir kızı Khryseis’i serbest bırakmadı. Güzel yanaklı kızını, dertli babasına geri vermez isek Tanrı Apollon başımıza daha bir çok belalar, felaketler yağdıracaktır.
Kahinin bu sözlerine Agamemnon şöyle cevap verdi; Uğursuz haberci diyerek kahinin yüzüne korkunç bir şekilde baktı. Haber verdiğin gibiyse, ben Apollon’un cezalarından kurtulmak için kızı babasına vermeye razı oluyorum. Fakat bana bu kızın yerini tutacak başka birini mükafaat olarak kim verecek? Nasıl başka bir mükafaat istiyorsun? diye hiddetli Akhilleus onun sözünü kesti. Yunanlılar buna mecbur mudur, bizim tarafımızdan zaptedilen bütün şehirler talan ediliyor ve herkes hissesine düşeni alıyor. Sen şimdi elinde bulunan esir kızı babasına geri ver. Zeus’un müsaadesi ile Troia şehri alınırsa sana bu iade ettiğin üç misli mükafat verilir.
Kral Agamemnon, Akhilleus’a şöyle cevap verdi; Akhilleus! Sen ve senin gibi kahramanlar, benim cesaretimin mükafatını geri vermemi istiyorlarsa, veririrm fakat geri verdiğime eşit bir ödül istemek de benim hakkım. Bana sen Briseis’i ver. Sen vermezsen ben gelir kendim, senin çadırından onu alırım. Bu sözleri duyunca Akhilleus’un kalbi hiddetle doldu, kaynadı ve kendine hakim olamadı. Açgözlü haris, doymaz Agamemnon’a şöyle hitap etti;
Senin dilin, kendini beğenen ve edepsizce konuşan bir alçak, bir cai dili gibi konuşuyor, bu kadar insanın huzurunda bana hakaret ediyor. Büyük zaferler kazanarak elde ettiğimi, beni korkutarak, benden kapmak istiyorsun. Ben buraya, senin ailenin şerefini kurtarmak için ölümü göze alarak geldim. Yunanlıların en kahramanlarının katıldığı bu harbin alçaklıkla lekelenmesini, başarısızlıkla bitmesini istemiyorum. Bu hareketinden pişman olacaksı, sen bir dağ köpeği gibi küstah bakışlı, fakat bir dişi geyik gibi korkak yüreklisin, gün gelecek, Yunanlıların, Troia’lıların vuruşları ile, sonbahar yaprakları gibi döküldüğünü görecek ve o sıralarda Akhilleus’un muharebeye katılmasını ısrarla isteyeceksin, fakat o zaman iş işten geçmiş olacak.
Akhilleus bu sözleri söyledikten sonra sevgili arkadaşı ve diğer dostları ile beraber çadırına çekildi. Agamemnon Khryseis’i babasına yolladı. Kızın geri gönderilmesinden sonra Apollon’un kızgınlığı geçti, öldürücü intikam oklarını Yunanlıların üzerine artık yağdırmadı. Fakat Agamemnon kahraman Akhilleus’a savurduğu hareketi unutmadı ve onu sözde bırakmak istemedi, iki hizmetçi çağırdı ve onlara şöyle emir verdi.
Gidin, Akhilleus’un çadırında bulunan genç kız Briseis’i yakalayın, buraya getirin. Gönderilen adamlar, Anadolu’nun Lyrnessos şehrinin fatihini çadırının önünde oturmuş buldular. Onu hiddetli bir halde gördükleri için başkomutan, kral Agamemnon’un emrini ona söylemeye cesaret edemediler. Akhilleus onların şaşkınlığını görünce; Bana yaklaşın dedi. Agamemnon sizi Briseis’i almak için gönderdi değil mi? Alın, onu götürün. Fakat şunu bilin ki ben artık muharebeye katılmayacağım ve buradan gideceğim, kaybolacağım. Ben olmadan yapılacak savaşın, Yunanlılara zafere ulaştırmayacağını herkes biliyor. Yunan ordusunun nankör başkomutanı yardıma çağırmak istediği zaman artık beni bulamayacaktır, bunu ona söyleyin, dedi. Sonra cesur Patroklos’a dönerek; Güzel esir Briseis’i çadırdan çıkar, bu iki hizmetçiye teslim et dedi.
Patroklos ünlü dostunun emrine uyarak, Briseis’i Akhilleus’un çadırından çıkardı ve gelen adamlara teslim etti. Güzel yanaklı esir kız, istemeyerek, üzülerek Agamemnon’un adamlarının arkasından gidiyordu. Çetin savaşların tatlı mükafatlarının uzaklaştığını görünce, Akhilleus’un kalbi yandı, ağlamaya başladı. O, çok üzgün olarak arkadaşlarından ayrıldı, yalnız başına köpüklü denizin kıyısına doğru yürüdü. O gün Çanakkale Boğazı sakin değildi. Deniz, Akhilleus’un kalbi gibi heyecanlı heyecanlı çırpınıyordu. Kederli Akhilleus, sahilde kumların üzerine uzandı, dalgalara bakmaya başladı, ızdıraptan yanıyordu, onun büyük kalbi, teselli bulamıyor, yanıp yıkılıyordu. Oğlunun perişan ve üzgün halini gören, bir deniz perisi olan annesi Thetis birdenbire dalgaların arasından çıktı ve oğlunun yanına geldi ve ilahi eliyle onu okşamaya başladı. Ona;
Oğlum! dedi. Hangi kederlere kendini kaptırdın? Neden bu kadar mustaripsin. Benden hiçbir şei saklama, ne derdin varsa söyle. Bana açıkça isteklerini bildir. Senin kalbine batan dikenleri ancak anne eli çıkarabilir, gönülde açılan yaraları ancak anne eli sarabilir, haydi oğlum, çekinme, her şeyi anlat bana.
Akhilleus annesine cevap vererek dedi ki, Zeus’dan, Troia’lıları korumasını dile, Yunanlılar, bozguna uğrayınca, başkomutan, çaresiz kalacak, küçük gördüğü ve kalbini kırdığı kimseye boyun eğecek, böylece incitilen oğlunun şerefi kurtulacaktır. Dalgalı saçları olan, güzel deniz perisi Thetis oğlunu boğazın kenarında, kumlar üzerinde bırakarak Olympos’a doğru yükseldi. Baş tanrının yanına geldi. Bir eliyle, göklerin hükümdarının dizlerini kucaklıyor, diğer eliyle onun vakur çenesini okşuyordu. Yıldırımlar fırlatan tanrıya Thetis’i isteklerini arzetti. Zeus, Thetis’e istediğinin yerine getirileceğini vaadetti. Ve hemen kral Agamemnon’a cazip bir rüya gönderdi. O sırada, başkomutan, gecenin karanlıklarına bürünen çadırında, rahat bir uykuya dalmıştı. Bu sırada, bir rüya görmeye başladı;
Çok akıllı ve bilgin bir insan olan NEstor gelmiş, Agamemnon’un başına doğru eğilmiş, ona şunları söylüyordu; Ey kahraman kral ve başkomutan Agamemnon, sen şu anda derin bir uykuya dalmışsın. Gerçek bir komutan, bütün gece uyuyarak bedenini gevşetmez. Hemen kalk, harp seven Yunan ordusunu uyandır ve onları savaş safına sok. Tanrılar seninle beraberdiler. Onların senin lehinde bir kararları vardır. Bugün hücum ettiğiniz takdirde Troia’nın kuvvetli surları yıkılacak ve aşılacaktır.
Gül renkli Şafak, dünyaya güneşin geri gelmek üzere olduğunu haber verdiği zaman, Kral Agamemnon uyandı. Kalktı, giyindi. Eline krallık asasını aldı ve yunan gemilerine doğru yürüdü. Habercileri çağırdı, orduyu topladı. Çok açık ve yüksek bir sesle; dostlarım, diye bağırdı, tanrılar bugünün bir muharebe günü olmasını istiyor, bugün kati neticenin alınacağı bir gün olacaktır. Şimdi herkes kılıçlarını bilesin, mızraklarını sivriltsin, kalkanlarını hazırlasın. Savaş arabalarına çeki düzen versin. Bu gece gördüğüm rüya gerçekleşirse, güneş batmadan önce biz Priamos’un sarayını ele geçireceğiz.
Başkomutan bunları söyledi ve bu sözler üzerine Yunanlıların kampında, yalçın kayalıklı deniz kıyısında, fırtınalı havalarda dalgaların çıkardığı uzun, karışık, boğuk gürültülere benzer bir gürültü aksetti. Vatanlarından, ailelerinden uzak bir boğaz kıyısında sürüp giden ve netice alınamayan bir harbin biran evvel bitmesi isteniyordu. Bu yüzden askerler muharebeyi, beklemeye tercih ettikleri için bu sözlerden sevindiler, neşe çığlıkları atarak silahlarını almaya koştular.
Anadolu dağlarının tepelerinden doğan güneş ışıklarını Çanakkale Boğazının oynak dalgaları üstüne serperken, silahlanan Yunan askerlerinin tunç kalkanlarında mızraklarının demirlerinde, miğferlerinde de parlıyordu. Skamandros ırmağının geçtiği ovayı, Yunanistan’ın yüzlerce şehrinde gelen ve bir komuta altında hareket eden ordu doldurmuştu. Onların ayakları altında yer


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:52.

Powered by vBulletin® Version 3.8.9   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.

Site kurucuları: Damla ve Meltem