Forumunuz.Com

Forumunuz.Com (https://www.forumunuz.com/)
-   Tasavvuf (https://www.forumunuz.com/tasavvuf/)
-   -   Islam Tasavvufu (https://www.forumunuz.com/tasavvuf/21478-islam-tasavvufu.html)

Damla 09 Nisan 2015 14:03

Islam Tasavvufu
 
Islam Tasavvufu




İslam dininin çok güzel ve çok faydalı bir yapısı, çok engin ve çok derin anlamlı prensipleri vardır. O, insanın hem bedenini sağlıklı tutar, hem ruhunu besler, hem gönlüne nur ve huzur doldurur; hem dünya işlerini düzenler, hem ahiret saadetini sağlar; hem ferdi korur,
hem aileyi kurtarır, hem de cemiyete, devlete dirlik ve düzenlik kazandırır; güçsüzü korur, zorbayı durdurur; herkese hakkını verir, görevini de düşündürür, kadını himaye eder, erkeği yüceltir; fakiri güldürür, zengini hayra yönlendirir; işçiyi sevindirir, ağayı, patronu duygulandırır...
Ne kusursuz, ne tam, ne harika, ne şahane nizamdır, İslam! İslam, her çağın, özellikle şu hasta asrın şifası; tüm maddî ve manevî, ferdî ve ictimaî dertlerin devası; akılların gıdası, gönüllerin sefası; karanlık gecelerin nurlu sabahı, ölümlü dünyanın âb-ı hayatıdır.
Fakat, bir de tasavvuf denilen çok sevimli ve çok önemli bir şer'î ilim vardır ki, o olmadan imanın tadını duyarak yaşamak; İslamın özünü, iç yapısını, ruhunu, mahiyetini, inceliklerini, esrarını kavramak, bugünün ve belki her devrin insanı için hemen hemen imkansız gibidir.
Çünkü tasavvuf Kur'an ahlakıdır, Resulullah'ın derûnî ahvâl ve hâlâtı, şeriatın ince adabıdır. Tasavvuf bencillik değil, diğerbinliktir, merhamettir, hizmettir; laf ebeliği ve söz kalabalığı değil, samimiyet, ihlas ve hikmettir; kalp temizliği, irfan yüceliği ve amel-i salih üretiliciğidir; kıyl u kâl değil, güzel haldir; taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir; gözlere nur, gönüllere sürûrdur.
Tasavvuf deliyi veli yapar; taşkını uslu kılar; taş bağrı ısıtır, yumuşatır; merhametsizi rikkatli, katı kalpliyi gözü yaşlı eder; şaşkını, gafili zulümattan nura çıkarır; deryada çırpınanı sahil-i selamete ulaştırır; cahili eğitir, marifet hazinesi eder; çöllü çorağı irfan pınarlarıyla sular, yeşertir; çobanı sultanlaştırır; sığ bilgiyi ummanlaştırır; kişiyi halka mahbub ve mergup, Hak'ka mahbub eder; topraktan yaratılan insanı nurlandırır, melekleştirir, Rahman'ın huzuruna layık eyler, iltifatına ulaştırır.
Tasavvufla samanlık seyran, daracık yerler adeta meydan olur, tasavvufla gaflet ve körlük izale edilir, müminin basiret gözü açılır; dünya sevgisiyle harabe haline gelen kalpler, Allah aşkıyla mamur olur; manevi zulmetler dağılır, insanların içi dışı pürnûr olur; mümine bir zindan olan şu köhne cihan gerçek bir gülistan haline gelir.
Tasavvuf, dinimizin özü ve gerçek anlamı; asıl gaye olan "İnsanı Kamil" olmanın yolu ve yöntemidir.
Özetle tasavvuf tüm devirlerde olduğu gibi hatta onlardan da fazla, 20. yüzyılın şu stresli, sinirli, gerilimli, bunalımlı, şüpheci, aceleci, dertli, hasta ve bedbaht insanının da; "nerede" diye gece gündüz aradığı, yalan yanlış yerlerden sağlamaya çalıştığı gerçek mutluluğun ilahi yolu ve anahtarıdır.
O halde sen de bu önemli ve hayâtî konuya ciddiyetle eğil, bu nurlu ilâhî yola gir, iki cihan saadetini bul!
Ramazan rahmet ayıdır, ibadet ayıdır, Kur'an ayıdır, itikaf ayıdır, hayrât u hasenât ayıdır, yani kısaca TASAVVUF ayıdır.(YU,20-21)

Tasavvuf nefsi terbiyedir, sağlam iradedir, güzel ahlaktır, salih ameldir; a'mâl-i salihayı zahirî ve batınî şartlarına uygun olarak usulünce eda etmektir, İslamın özüdür, inancın icabıdır, sonucudur, tezahürüdür, İslamın görünen halidir; tembellik, miskinlik ve âtıllık değildir; çünkü İslam aleminde en büyük liderler, aksiyonerler ve mücahitler bu mutasavvuflar içinden çıkmıştır. Emperyalistler hala en çok mutasavvıflardan korkmaktadırlar. (TG,118; BİTÖ,53)
Tasavvuf, şeyhe bağlılıktır, zikirdir, dünyaya meyletmemektir, zühd sahibi olmaktır, günahlardan şiddetle sakınmaktır, takvadır... Biz mutasavvıf olmaktan önce müslümanız , ehl-i Kur'an'ız , ehl-i sünnet vel cemaatiz, Rasûlullah'ın ümmetiyiz. Bizi Kur'an'a bağlı olmak ve bizi Rasûlullah'a ittibâ etmek arzusu bir hale getiriyor; o halin adına tasavvuf demişler; tarikat demişler; yolumuz bu . (TG,139)
Ben Allah'ın rızasına uygun hayat tarzını hedef alıyorum. Ben illa mutasavvıf olacağım diye yola çıkmış da değilim. Ben Allah'ın rızasını kazanmak için yola çıkmışım. O yol beni nereye götürürse ben oyum: Mutasavvıfsam mutasavvıfım, fakihsem fakihim, softaysam softayım, yobazsam yobazım; kim ne derse desin. İster softa desinler, ister yobaz desinler, isterse gerici desinler bana ne! Ben Allah'ın rızasının nerede olduğunu anlayabilirsem, sezebilirsem ona uymaya çalışırım; gerisi vız gelir. Benim çıktığım hedef, vardığım nokta, görüntüm eğer tasavvufsa, tasavvuf o işte. Tasavvufsa tasavvuf, ama, tasavvuf öyle değil de başka bir şey ise, o zaman ben de mutasavvıf değilim. O zaman ben buyum, o değilim. Hepimizin böyle olması lazım. Çünkü bize düşen Allah'ın emrettiği Kur'an'a uymaktır, Allah'ın emrettiklerine, Rasûlullah'a uymaktır.(TG.138)

GERÇEK TASAVVUF Bunca yıllık tecrübeden sonra vardığım sonuç şu:
İki cihan saadetimizin anahtarı TASAVVUF'tur. İslâmî ve Kur'ân'î; şeriate tam tamına bağlı bir tasavvuf.
Tasavvufun çeşitleri çok; yerlisi-yabancısı; İslam öncesi-İslam sonrası; sahihi-sakatı; şer'îsi-râfizîsi; şeriate uygunu-aykırısı; doğrusu-eğrisi; hakîkisi-taklîdisi; tatlısı-acısı; sevimlisi-sevimsizi; nurlusu-nursuzu; gelenekseli-moderni; huşûlusu-fantâzisi; takvalısı-lâubâlisi; klâsiği-folkloriği; tarihîsi-sosyetiği; ihlaslısı-göstermeliği... Onun için "İslam'a ve Kur'an'a, şerîate tam bağlı" bir tasavvuf diyorum. İşte o GERÇEK TASAVVUF'tur.
Gerçek tasavvuf Rasûlullah Efendimizin -salallahu aleyhi ve âlihî ve sellem- nurlu ve zâhidâne olan hayatıdır. Çok güzel ve pek şahane olan ahlakıdır. Onun emsalsiz ahvali ve fevkalade hakîmâne hâlâtıdır, en iyi mümin, en kamil müslüman, en olgun, en yetkin insan olmak, ona en güzel ittiba etmekle ve tam yolundan gitmekle, onun sünnet-i seniyyesine eksiksiz uymakla mümkündür. (YU,23)
Gerçek tasavvuf, semere olarak insanı muhabbet-i Rasûlullah'a, hatta müşâhade-i Rasûlullah'a ulaştırır. İmam Sûyûtî (rh. aleyh), uyku dışında, uyanıkken Rasûlullah'ı elli (50)den fazla gördüğünü beyan ediyor. Muhammediyye'nin yazarı, o kitabı Rasûlullah'tan aldığı talimat üzere yazdığını söylüyor. Hatta büyük mutasavvıflar büyük eserlerini böyle emir olmadıkça kat'iyyen yazmamışlar. (TG,81)
İslam tasavvufu, Peygamber s.a.s. Efendimizin hayatını yaşama çabası, şeriatın hayata uygulanma özlemidir; dînî vecibelerin samimiyetle edası, iman esaslarının sîneye sindirilmesidir; İslam'ın aslı, ruhu ve özüdür; ibadette ihsan makamıdır; laf değil iş, kâl değil haldir; gaflet, cehalet ve hurafe değil, ilim-irfan ve âgâhlıktır. Çünkü büyük din alimlerimizin ekseriyeti aynı zamanda bir veli ve tasavvuf lideriydiler. Tasavvuf da, Tefsir, Hadis, Kelam, Akaid ve Fıkıh gibi "şer'î" bir ilimdir, Kur'an'dan ve hadisten alınmıştır, "fıkh-ı zâhir"e mukâbil "fıkh-ı bâtın" ve "ilm-i ahvâli kalb ve tezkiye-i nefs" tir. (TG,117)
Ehl-i sünnet tasavvufu, bazı yol ve sapık tarikatlardaki zındıklık ve safsatalardan âlî, berî ve paktır; bu sapıklıklar islam aleminin ilimden uzak geri yörelerine sonradan girmiş, komşu yabancı kültürlerden sokulmuştur. Papaza kızıp oruç bozmağa, sapıklara bakıp asil tasavvufa kızmağa lüzum yoktur. Zaten zındıklarla, sapıklarla en güzel mücadeleyi gene mutasavvıflar vermiş ve vermektedir.(TG,118)
Bugün bizler, yirminci yüzyılın insanları, iyi ve doğru bir tasavvuf terbiyesi görürsek, hem ferd ve hem toplum olarak, hem dünya hem de ahirette mutlu ve bahtiyar oluruz. Çünkü tasavvuf, hem gerçek iman ve irfan ve hem de güzel ahlakı öğretir ve en güzel nizamı sağlar.
Tasavvuf insanı taklîdî imandan, sathî ve şeklî müslümanlıktan kurtarır, "Marifetullah"a erdirir. Allah'ın sevgili kulu derecesine çıkarır.
Tasavvuf insana iç terbiyesini, vicdan eğitimini kalp temizliğini bahşeder, başa bela olan Nefsi Emmâreyi ıslah eyler, Nefsi Mutmainne, Nefsi Râziye, Nefsi Merzıyye haline yükselir.
Tasavvuf, yeryüzünde mevcut ahlakların en ilerisi ve en güzeli olan Hz Peygamberimizin yüce ahlakını, asil Kur'anı Kerim ahlakını, necip islam adabını; karşılıksız, hesapsız, yapmacıksız, hasbî ve aslî, sıcak ve halis, gerçek ve öz güzel ahlakı kazandırır.
Tasavvuf insana samimi duygular tattırır, içten sevgi ve saygıyı öğretir.
Bilin ki Allah celle celâlühû'yu sevmek, Rasûlullah aleyhisselât ü vesselâm'a uymak tüm hayırların ve iyiliklerin asıl kaynağıdır ve insanı muhabbetli, merhametli, şefkatli, dikkatli, rikkatli, asâletli, çalışkan, olumlu, verimli, kaliteli bir kimse haline getirir.
Dünyada ve ukbâda hakikaten mutluluk istiyorsanız, bu sözlerimi ve hayat tecrübemi yabana atmayın, kendinizi ve çoluk çucuğunuzu edîb ve zarîf, kâmil ve sâlih dervişler ve ârifler olarak yetiştirmeye çalışın.
Bu dünyadan manevî yönde a'mâ olarak göçmemeğe çok dikkat edin ki sonra pişman olmayasınız. (YU, 23-25)
Tasavvuf olağanüstü yükseklikte bir yoldur, fevkalade bir yoldur ve insanı çok olağanüstü yapar. Tarikatta olağanüstülük vardır, keşif vardır, keramet vardır, harika haller vardır, ama, bunlar gaye değildir, bunlar iyi bir insanın halinin sonuçlarıdır, yan ürünüdür. (TG,140)
Tasavvuf hayattır, tasavvuf dışı ölümdür. Rasûlullah s.a.s. "Zikrullah kalbi diriltir, suyun bir kuru araziyi yeşillendirdiği gibi" diyor. İnsanın gönlü katı olduktan sonra, ondan bir hayır gelmesi mümkün değildir. Türkiye'nin, dünyanın, insanoğlunun problemleri incelenecek olursa, iş, sonunda, o insanın iç alemine, psokolojik yapısına, yani "gönül diriliği"ne gelir. Gönlü diri olan insanlar dinamiktir, başkalarına müsbet bir tavır ile yönelmiştir.
Gönlü ölü olan insanlar, her yerde her zaman problemdir, çıban başıdır, dikendir; takılır, yırtar, koparır durumdadır. Onun için ben tasavvufu ihtiyari bir zevk meşrebi olarak görmüyorum. İnsanın gerçek yaşayışa erebilmesi, gafletten kurtulması, bir nevi ölümden kurtulup hayata dönmesi için, gerçek hayatı tatması için zaruri bir faaliyet olarak görüyorum; ve Allahü Teala'nın insana işaret ettiği hayat gayesi olarak görüyorum. Allah Teala: "Hanginiz daha güzel amel edecek diye sizi dünyaya getirdim" (Tebareke,2) buyuruyor. O en güzel ameli yapmaktır gaye. Tasavvufu, "Allah'tan hakkıyla korkun da müslüman olarak ölün" (Al-i İmran 3/102) tavsiyesinin zarûrî gereği olarak görüyorum. (TG,83)
Onun için herkesin muhakkak tasavvufun şu iki gayesini (madem Kur'an ve hadis-i şeriflerin emridir.) kendi içinde tahakkuk ettirmesi lazımdır:
1- Allahu Teala Hazretlerini tanımak ve O'nunla beraberleği, ünsiyeti tatmaktır.
2- Nefsini tezkiye, ahlakını terbiye etmektir.
Bir insanın bu iki gayeyi tahakkuk ettirmeden insan olması mümkün değildir. (TG,85)
Bir bakıma tasavvuf, insanın rûhî boşluğunu doldurma meselesidir. Onun için tasavvuf, zengin için de, fakir için de, Amerika için de, Avrupa, Türkiye için de, Kuveyt, Hindistan, Japonya, Çin için de aynı derece ihtiyaçtır. Dün olduğu gibi bugün de ihtiyaçtır. Çünkü insan ruhunun tatmine ihtiyacı olan, doldurulmasını temenni ettiği boşluğu vardır. (TG,92)
Tasavvuf ve tarikatlar tarihî bir vâkıa olarak fetihlere yol açmış, fetihlerin kaynağı olmuştur. (TG,86) Siyasi başarıda da tasavvufun verdiği gücün büyük etkisi vardır. (TG,88) Osmanlı kültüründe tasavvufun sanata, edebiyata, musıkîye, mimariye kaynaklık ettiğini görmek mümkündür. Diğer sahalardaki tesirlerinin hepsi de ispat edilebilir. (TG,89)
Tasavvuf gerçek olduğuna ve faydalı olduğuna göre, insanları dirilttiğine göre, dolayısıyla bu surette cemiyeti dirilttiğine göre, Cenab-ı Hakk'ın üzerimizdeki sayısız nimetlerinden birisi de modern cemiyette tasavvufun kadrinin anlaşılması diyebiliriz. (TG,95)
ŞERİAT - TASAVVUF AYIRIMI Bu son derece önemli bir konudur. Tasavvufu şeriattan ayırmak, insanın derisini yüzerek etinden ayırmak gibi bir şeydir. Çünkü şeriatsız olarak tasavvufun gayelerine ermek mümkün değildir. Kainatın sahibi var ve her şey O'ndan gelmektedir. Kainatın sahibinin rızası olmadan birşeyi elde etmek mümkün değildir. Onun için şeriat hükümlerdir, işin sözleridir; tarikat onun "hâl"e intikalidir. Hüküm olmazsa "hâl"i olmaz; zarf olmazsa mazruf (zarfın içindeki) durmaz. Su ile bardağı nasıl düşünmek gerekirse, Şer'i şerif ile tarikatı da öyle düşünmek, aralarındaki ilgiyi böyle bilmek gerekir. (TG,90) Şeriatın sıkıcı ve dar, tasavvufun ona reaksiyon mahiyetinde ve müsamahakar olduğunu mukallitler ve gafiller söylüyorlar. Gerçek mutasavvıf erişmiştir, çünkü gerçek müslümandır, Allah'ın tecellisine mazhardır, onlar o zevki tatmış kimselerdir. Onun için bu kimselerin şeriatı bir külfet olarak kabul etmeleri, şer'i şerifin ahkamını dar kalıplar olarak görmeleri mümkün ve mutasavver değildir. Bu sözü söyleyenlerin sözleri cehaletlerine işaretten başka birşey değildir. (TG,82) Tasavvuf ahlak ilmidir, nefsi terbiye ilmidir. Allahu Teala'yı dosdoğru bilip (ki buna marifetullah denir) O'na, rızasına uygun, halisane kulluk etme ilmidir. Binaenalehy ilimlerin en şereflisi ve İslamın özü, hakikatıdır. Yayılmış ve günümüze kadar dipdiri gelmiştir. Bugün işte ve dışta birçok tasavvuf muhibbi, derviş ve sûfî görüyor, çeşit çeşit tarikat ve meşrepler tanıyoruz. Avrupa ve Amerika'da da tasavvufa karşı büyük ilgi duyuluyor. Müslüman olan bazı garplıların bir tarikata bağlanmayı da ihmal etmediğini, hatta ismine "sûfî" lakabını eklediğini ve bununla iftihar eylediğini duyuyoruz. (TG, 101) Şeriat ve tarikatın birbirleri karşısında durumları üzerinde tarih boyunca çok sözler söylenmiştir. Bir kısım ulema, şeriat namına ve onu bid'atlardan koruma niyetiyle, tarikat ve tasavvufa muhalefet etmiş, aleyhte konuşmuştur. Bunlar içinde İmam Gazali'nin İhyâu Ulûmi'd-Dîn'ini bile zararlı görüp, bulunduğu yerde alınıp yakılmasına fetva veren müftüler çıkmıştır. Günümüzde dahi "Vallahi İslam'da tarikat, tasavvuf yoktur" diye kürsülerden yemin eden vaizler duyuyoruz. Yalnız şurasını da belirtmek gerekir ki tarikat ve tasavvuf da tek tip değildir. "Tarikat ehliyim" diyen bazı cahillerin, küfre kadar varan safsataları ve münker halleri her zaman, her yerde görülegelmektedir. (TG,111) Onun için, tasavvufun çeşitleri çok olunca, birisi tasavvufu tenkit ediyorsa, tarikatı tenkit ediyorsa, onunla terminolojimizi eşitlememiz lazım; neyi kastettiğini beraber düşünmemiz lazım. "Sen hangisini kastediyordun? Neye düşmansın, neye dostsun?" diye kavramdan, kelimeden anladığımız mana üzerine bir ortak zemin bulmamız lazım ki, ondan sonra haklısın veya haksızsın denilebilsin. Çünkü belki aynı şeyi söylüyoruz; belki onların tenkit ettiği hususu biz daha çok tenkit ediyor ve düzeltmeye çalışıyoruzdur. Biz hiçbir zaman şeriatın dışında, Kur'an-ı Kerim'e aykırı, Sünnet-i Seniyye'ye aykırı bir davranışı, küçük bir jesti bile tasvip etme zevkinde ve zihniyetinde değiliz. (YDYG, 210) İmamı Gazali, Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin, Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin, Mevlana Celaladdin-i Rûmî vb. gibi alimler gösteriyor ki, ulûm-u şer'iyye'de rusuh peydah edince , insanın varacağı zirve, son durak " İslamî Tasavvuf " oluyor. (YDYG,213) Bu konuda meşhur bir sözü de nakledelim : "Tasavvufsuz tefakkuh eden (yani, tasavvufa bağlanarak içini terbiye etmeden; takva ve ihlası, irfanı elde etmeden fakihlik taslayan, dinde ahkam kesen, ilmi hazmetmeyen kimse) fâsık olur; tefakkuhsuz tasavvuf isteyen (yani dini ilimlerini, Kur'an-ı, hadisi, fıkhı öğrenmeden, ahkam-ı şeriate vakıf olmadan tasavvufa dalan, mânevî hayatın inceliklerinden dem vuran) zındık olur; tasavvufla tefekkuhu cem eden ise (yani, zahiri de batını da mamur, ergin ve olgun, arif ve kamil kimse) muhakkik olur. (TG,112) Tasavvuf sahasının meşhur ve maruf simalarından biri olan Ebu'l-Kasım İbrahim en Nasr Âbâdî (v.367h/978) tasavvufun aslı ile ilgili şunları söyler;
Tasavvufun aslı :
1. Kur'an-ı Kerim'e ve Resûlullah (sas) 'in sünnetine sımsıkı sarılmak, 2. Nefsânî arzuları ve bid'atleri terketmek , 3. Mürşid ve mürebbi olan şeyhlere hürmet, itina etmek... (Bu sevgi ve saygının manevi ilerlemede taşıdığı ehemmiyeti kavramak; edepsizliğe düşüp feyz ve terakkiden mahrum kalmamağa büyük önem vermek), 4. Halkın cahilliğini mazur görüp; kusurlarına bakmamak, (hatalarını bağışlamak, onlara acıyıp şefkatli davranmak), 5. Dostlar ve ihvan ile hoşça geçinmek (usûlünce, edeb dairesinde, fedakarlıkla, sabırla, dostluk ve muaşeret eylemek) 6. O dostların hizmetini görmek ( onlara her hususta, malca, bedence yardımda gayretli olmak) 7. Güzel huylulukla, iyi ahlakla amil olmağa çalışmak (huylarını düzeltmek, kötüleri bırakmak, iyileri tatbik etmek) 8. Tarikatının günlük evradına müdavim olmak... (virdlerini, zikir ve tesbihlerini çekmeğe devam etmek, ihmal ve tembellik yapmamak ) 9. Ruhsatlarla amel etmeyi, dini ahkamı tevillerle çığırından çıkarmayı bırakmaktır. Çünkü dindeki ruhsatlar zayıf müslümanlara gösterilen kolaylık ve hafifletmelerdir, yüksek himmetli olması şart koşulan dervişlere o gibi kolaylıklara temayül yakışmaz; dinin ahkamını sabır ve tevekkülle yerine getirmek, himmetli ve gayretli kimselerin şiarı olmak gerek. (TG,103-105) Tarihî, dînî, aklî delil ve vesikalardan anlıyoruz ki Muhammed aleyhisselam, Allah Teala'nın son peygamberidir. O'nun her sözü ve işi, en ince detayı ile ve en titiz bilimsel metodlarla tespit edilmiş, kendi zamanından itibaren dikkat, îtinâ ve ihtimamla muhafaza olunmuştur. Böylece onun sosyal ve özel hayatını, çevresini, hiç bir beşere nasip olmayan incelikle biliyoruz. Saçının, sakalının telleri, hırka-i şerifleri birçok camide yadigar olarak saklanmaktadır. Kabr-i şerifi, hadis-i şerifleri yüzlerce ciltlik kolleksiyonlar halinde toplanmış, okunmakta, uygulanmaktadır. En güzeli kendisine vahyolunan ilahî kitap Kur'an-ı Kerim, bir harfi bile kaybolmadan, eksiksiz ve anında tespit edilmiş, her yere yayılmış, ilgili herkesin eline ulaştırılmış bulunuyor... Bu eşsiz malzemenin artık, tüm insanlıkça nazar-ı dikkate alınması zamanı gelmiştir. Çünkü onun mahiyetinin, özünün, amacının, etkisinin, yararının, sonucunun iyi incelenmesi çağımızın birçok derdine deva olacak, çarelerin bulunmasına vesile olacaktır. (YU,79) İslam alemi parça parçadır, Araplar parça parçadır, Türkler parça parçadır, halklar parça parçadır, parti parti, bölük bölük, grup grup, hasım hasımdır. Sebeb, cahillik, takvasızlık, dünyaperestlik, menfaatperestlik, enâniyet, nefsâniyet, şeytâniyettir. Bunların tek ilacı tasavvuf terbiyesi ve marifetullah tahsilidir ama kim okur, kim dinler.(YU.,28) Maddi ve manevi benliğimizi kaybetmeden, haklarımızı çiğnetmeden, yurt zenginliklerimizi, ekonomik ve kültürel zenginliklerimizi yağmalatmadan, hürriyet ve istiklalimizi elden kaçırmadan, vatanı böldürtmeden her türlü varlığımızı daha da geliştirmeğe, genişletmeğe, yükseltmeğe çalışmalıyız; çok dikkatli, çok müteyakkız, çok olumlu, çok sevimli, çok bilgili, çok çalışkan, çok verimli, çok vefakar, çok fedakar, çok vatansever... (yani özetle "çok derviş") olmalıyız. Bir taraftan çok dürüst ve idealist, diğer yönden de fevkalade pratik ve pragmatik olmamız gerekiyor. (YU.,31) Tasavvuf olmayınca islâmî kalkınma olmaz. Tavavvuf olmayınca insan, insan-ı kamil olmaz. Kamil olmayan insanlardan kamil iş çıkmaz; daima nâkıs işler çıkar, yüzlerine gözlerine bulaştırırlar. Bu, benim kanaatim ve hayatımın tecrübesindir. Aynı kanaate rahmetli Mevdudi de varmıştır. İş sayı üstünlüğünde değildir. Ordu ârif olmazsa başarı olmaz. (YHÇ.,44-45) Şeriatın, tarikatın, maneviyatın, tasavvufun en yüksek makamı, insanın kalbine Rasûlullah sevgilisinin, Allah sevgisinin yerleşmesidir. Gaye budur. İnsan bu gayeye ulaştı mı, Allah'ın evliyası olur. Allah c.c. onun gören gözü olur; görünmeyecek şeyleri görür. İşiten kulağı olur; işitmeyecek şeyleri işitir. (YHÇ.,81) Envar'ul-Kulub'den...

Alıntı.

Alabora 09 Nisan 2015 14:07

Cevap: Islam Tasavvufu
 
@Damla Paylaşım için teşekkürler :) ;acangul

Damla 09 Nisan 2015 14:16

Cevap: Islam Tasavvufu
 
Alıntı:

Alabora Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 50624)
@Damla Paylaşım için teşekkürler :) ;acangul

Rica ederim. ;acangul


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:28.

Powered by vBulletin® Version 3.8.9   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.

Site kurucuları: Damla ve Meltem