Aşk için binlerce tanım yapılmış, binlerce söz söylenmiş. Kimi aşkı için dağları arşınlamış, kimi aşkını türkülerle haykırmış. Hepsi de aşkın anlamını bulmaya çalışmış. Eşrefoğlu Rumi, “Cihanı hiçe saymaktır adı aşk, Döküp varlığı gitmektir adı aşk.” dizeleriyle tarif etmiş aşkı. Abdurrahim Karakoç, “Tarife sığmıyor aşkın anlamı, ancak çeken bilir bu derdi, gamı; bir kördüğüm baştan son tamamı… çözemedim… çözülmüyor Mihriban.” deyip kâğıda yazılamadığını söylemiş. Mevlânâ Hazretleri Mesnevi’sinde yüzlerce tanım yapar ve aşk deryasını şu şekilde gözler önüne serer: “Sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Aşkın sıfatını söylemeye koyulursam yüz kıyamet kopar da yine noksan kalır. Çünkü kıyametin kopacağı bir zaman, dünyanın bir sonu vardır. Fakat Tanrı sıfatına son nerede? Aşkın beş yüz kanadı vardır. Her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kainatı kaplar.”

Her varlığa farklı tonlarda akseden sevgi, çiçek dolu bir vadi gibi binlerce rengi yansıtıyor. Mevlânâ Hazretleri, Mesnevi’de aşkın beş yüz kanadından bahsediyor. Yani aşk ilahi olanında da beşerisinde de tek renkte, tek boyutta değil. Nitekim, aşkın Leyla’dan Mevla’ya binlerce hali mümkün.

Kaynak Yayınları tarafından hazırlanan, Tahir Taner’in kaleme aldığı Rengârenk Aşk kitabında, aşkın halleri inceleniyor. Aşkı anlamaya ve Mevlânâ’nın ifadesindeki aşkın kanatlarına bakmaya çalışılıyor. Aşkın gözünün kör olup olmadığı, güzelliğin sadece dışta mı olduğu, bilimlere göre aşkın kimyasının ne olduğu inceleniyor. “Mezarımı yol üstüne kazsınlar, yar geçerken belki bana can gelir.” diyen aşka da yer veriliyor. “Aşk, o bir şuledir, parlayınca Maşuk’tan, -Allah’tan gayri her şeyi yakar.” diyen ilahi aşka da. Arapça olan aşk kelimesi, anlamıyla fazlaca örtüşen bir kelime. Anlamca sarmaşık manasına geliyor ki bu sarmaşık; sardığı, sarıp sarmaladığı ağacın özsuyunu emip içini kurutuyor. Halk arasında âşıklara söylenen, ‘kurudu gitti’ ve kendi dünyasında dalmış, içe kapanmış, yemeyi içmeyi unutmuş kişilere söylenen, ‘âşık mısın, ne bu halin!’ gibi sözler de bu anlamı ifade için kullanılıyor.

Tahir Taner, aşkın saygıya dayalı olanından anaç olanına, kişinin kendine duyduğu sevgi anlamına gelen öz aşktan aslında aşk kelimesinin anlamını içermeyen şehveti karşılayan aşka dair birçok kullanımının olduğunu belirtiyor. Sadakatsiz, nezaketsiz aşkın olup olmayacağını inceleyen yazar, başta Peygamber Efendimiz’in (sas) ve Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin eşlerine hitaplarını örnek vererek aşkın nezaket ve sadakatle eşdeğer olduğuna işaret ediyor.

Aşkın gözü kör mü?

Bir şair, “Âşık, sevdiğinin şaşı gözlerini dünyanın en güzel gözleri olarak görendir.” der. Bu cümle bir anlamda âşığın içine düştüğü duygu sarmaşıklarınca nasıl kuşatıldığını ve yanılgılarını nasıl kutsadığını da anlatıyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne göre de aşkta böyle bir hipnoz hali oluşabiliyor. Bazen de aşk, aklın en soylu zaafı oluyor. Oysa aşkın bu dalgınlığından sıyrılıp gerçekçi olması gerekiyor. Çünkü bu duygu yoğunluğunda ve zaafında kişinin sevdiği insanın karakterini ve davranışlarını objektif bir gözle görmesi oldukça güç.