Konu
:
Osmanlıca Kelimeler Ve Anlamları
Tekil Mesaj gösterimi
Elif
Açık Profil bilgileri
Elif nickli üyeye özel mesaj gönderin
Elif nickli üyeye ait bütün mesajları arattır
Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Cevap: Osmanlıca Kelimeler Ve Anlamları
22 Şubat 2015
6
NİZAL Nişan işaret alâmet.
NİZAM Sıra dizi düzen. Dizilmiş olan şey sıralanmış. * İcaba göre yapılan kanun. Bir kaideye binaen tertib olunmak ve ona binaen tertib olundukları kaide. * Bir işin sebat ve kıyamına medar sebep olan şey ve hâlet.
NİZAM-I ÂLEM Kâinatta 'ın koyduğu umumi nizam. (Nizam-ı âlem saadet-i ebediyeye işaret ediyor. S.) (Bak: Delil-i inayet)
NİZAM-I CEDİD Yeni nizam. Osmanlı Devletinde III. Sultan Selim zamanında yeni nizamla yetiştirilen bir askerî teşkilât.
NİZAM-ÜD DİN (Nizameddin) Dinin nizam ve düzeni.
NİZAMÂT (Nizam. C.) Nizamlar muntazam şeyler düzenler.
NİZAMÂT-I LÂZİME Lüzumlu gerekli nizamlar.
NİZAMEN Nizam dairesinde. Nizama ve kanuna tabi olarak.
NİZAMÎ Düzenli tertipli usulüne uygun. * Kanun ve nizama ait onunla alâkalı.
NİZAMİYE İlk askerlik devresi. * Bu nevi askerlik işleriyle uğraşan daire. * Tanzimat ordusunun asıl silâh altında bulunan kısmı.
NİZAR Korkutup uygunsuz şeylerden vazgeçirmek için söylenilen söz.
NİZAR Zayıf arık düşkün bitkin.
NİZARET f. Zayıflık arıklık.
NİZE Mızrak.
NİZEDÂR f. Mızraklı. Kargılı. Süngülü.
NİZEK f. Câriye. * Küçük mızrak süngü.
NİZEZEN f. Mızrakla vuran. * Mızrakçı.
NİZK Küçük süngü.
NOBRAN Sert mizaçlı inatçı nâzik olmayan.
NOKSAN (Nuksan) Eksik kusurlu nâkıs. * Eksiklik azlık. Eksilme azalma. * Yokluk.
NOKSANÎ Eksiklik ve noksanlıkla alâkalı.
NOKSANİYET Eksiklik noksanlık.
NOKTA (Nukta) Benek. * Durak mevki. Mahâl. * Göze ârız olan leke. * Durak işareti. * Tek karakol tek nöbetçi. * Yazıdaki durak işâreti. * Mat: Hiçbir uzunluğu olmayan şekil.
NOKTA-İ BİNİŞ Gözbebeği.
NOKTA-İ GALEYÂN Suyun buhara çevrildiği harâret derecesi.
NOKTA-İ İSTİMDAD Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.
NOKTA-İ İSTİNAD Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtri ihtiyacı.
NOKTA-İ MİHRAKİYE Yanma noktası. Odak noktası. * Çok Esmâ-i İlâhiyyenin tecellisinin toplandığı nokta.
NOKTA-İ NAZAR Görüş bir nevi fikir. (Bak: Rasyonalizm)(Nazar-ı Nübüvvet ve tevhid ve imân; vahdete âhirete Uluhiyete baktığı için hakaikı ona göre görür. Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı; kesrete esbâba tabiata bakar ona göre görür. Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır. Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı ehl-i usulü'd-din ve ülemâ-i İlm-i Kelâm'ın makasıdı içinde görünmiyecek bir derecede küçük ve ehemmiyetsizdir.İşte onun içindir ki mevcudatın tafsil-i mâhiyetinde ve ince ahvallerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmiş fakat hakiki hikmet olan Ulûm-u Aliye-i İlâhiyye ve Uhreviyede o kadar geridirler ki en basit bir mü'minden daha geridirler. Bu sırrı fehmetmiyenler muhakkıkin-i İslâmiyeyi hükemalara nisbeten geri zannediyorlar. Halbuki akılları gözlerine inmiş kesrette boğulmuş olanların ne haddi var ki Veraset-i Nübüvvet ile makasıd-ı âliye-i kudsiyeye yetişenlere yetişebilsinler.Hem herbir şey iki nazar ile bakıldığı vakit iki muhtelif hakikatı gösteriyor. İkisi de hakikat olabilir. Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyyesi Kur'anın hakaik-ı kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez. Nümune olarak bir misâl zikrederiz:Meselâ Küre-i Arz ehl-i hikmet nazariyle bakılsa hakikatı şudur ki: Güneş etrafında mutavassıt bir seyyare gibi hadsiz yıldızlar içinde döner. Yıldızlara nisbeten küçük bir mahluk. Fakat ehl-i Kur'an nazariyle bakıldığı vakit hakikatı şöyledir ki: Semere-i âlem olan insan; en câmi' en bedi' ve en âciz en aziz en zaif en lâtif bir mu'cize-i kudret olduğundan beşik ve meskeni olan zemin: Semâya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber mânen ve san'aten bütün kâinatın kalbi merkezi... bütün mu'cizat-ı san'atının meşheri sergisi... bütün tecelliyat-ı esmâsının mazharı nokta-i mihrakiyesi.. nihayetsiz faaliyet-i Rabbâniyyenin mahşeri ma'kesi.. hadsiz Hallâkıyet-i İlâhiyyenin hususan nebatat ve hayvanatın kesretli envâ-i sagiresinden cevvadâne icadın medârı çarşısı ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta nümunegâhı ve mensucat-ı ebediyenin sür'atle işliyen tezgâhı ve menâzır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve besâtin-i dâimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.İşte Arzın bu azamet-i mâneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki Kur'an-ı Hakim; semâvata nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan Arzı bütün semâvata karşı küçücük kalbi büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. O'nu bir kefede bütün semâvâtı bir kefede koyuyor mükerreren: $ diyor. İşte sair mesâili buna kıyas et ve anla ki: Felsefenin ruhsuz sönük hakikatleri; Kur'an'ın parlak ruhlu hakikatleriyle müsademe edemez. Nokta-i nazar ayrı ayrı olduğu için ayrı ayrı görünür. S.)
NOKTA-İ TEKATU' Kesişme noktası.
NOKTA-İ TELÂKİ Karşılaşma noktası. Uygun ve karşılıklı nokta. Buluşma noktası yeri. * Münâsebet. Uygunluk.
NOKTA-İ TEMAS Değme noktası. Temas etme noktası.
NOKTA-İ ZERRİN Güneş. Altun nokta.
NOKTATEYN İki nokta.
NORMAL Fr. Kanun usul ve âdetlere uygun olan. Uygun. * Mat: Bir eğri çizgiye teğet olan doğrunun değme noktasından bu doğruya çizilen dik çizgi.
NOTA (İtalyancadan) Emir ve istek bildiren yazı. * Bir şeyi sonradan hatırlamak için konan işaret. * Resmi ve siyasi mektup muhtıra. * Mülâhazat. * Hesap pusulası. * Müziğe ait yazı.
NUAA Yumuşak ot.
NUAK (NAİK) Çobanın koyuna haykırıp çağırması.
NUAS Uyuklama uyuşukluk. (Bak: Nüas)
NUF f. Yankı. Aks-i sadâ.
NUFAHA Su üzerindeki kabarcık.
NU'FE Erkeklerin iki yanına sallanan saçı.
NUGAŞİ Kısa boylu adam.
NUGBE (C.: Nugab) Bir içim su.
NUGER f. Köle kul.
NUGERÎ f. Kölelik kulluk.
NUGNUG (C.: Negânig) Boğaz içinde olan et. * Kulak içinde fazlalık olan nesne.
NUGRE (C.: Nugur-Nugrân) Serçe kuşu büyüklüğünde olup kırmızı olan bir kuşun adı.
NUGZ (NAGZ) Kürek ucuna bitişik olan kıkırdak.
NUH (ALEYHİSSELÂM) Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber ismi. (Elli yaşında iken kavmini imana dâvete memur edilmiş ve kavmi kendisini dinlemediğinden iman etmeyenlere ceza olarak dünyayı kaplayan su tufanı olmuş ve zâlimler mahvolmuşlar; iman edenler Nuh Peygamber'in (A.S.) yaptığı gemiye alınarak kurtulmuşlardır.)
NUH SURESİ Kur'an-ı Kerim'de 71. Suredir ve Mekkîdir.
NUHA' Boyun kemiği içindeki murdar ilik.
NUHAA Tükürmek.
NUHAME Balgam.
NUHAS Bakır. Bakır
para
. * Kızgın mâden. * Kıtr. Ateş. Tunç ve demir döğülürken sıçrayan şerâre. * Dumansız alev. * Bir şeyin aslı. * Tütün.
NUHASÎ Bakırlı bakırla alâkalı bakırdan.
NUHAT Nahiv (gramer) âlimleri.
NUHAT Hıçkırma.
NUHBE Herşeyin seçkini iyisi. * Seçkin seçilmiş müntehab güzide. * Korkak.
NUHBE-İ ÂMÂL Mefkure ideal. Emellerin en sonu.
NUHÎ Nuh (A.S) ile ilgili. * Pek eski.
NUHL Karşılıksız hediye ve hibe.
NUHLA Atiyye hediye.
NUHRE Kemik dokusunun çürümesi.
NUHRE Burun deliği.
NUHRUB (C.: Nehârib) Kaya yarığı. * Arı kovanı. * Arı sesi.
NUHT Çocukla birlikte karından çıkan su.
NUHUL Zayıflık arıklık.
NUHUR (Nahr. C.) Ayların evvelleri. * Göğüsler. (Bak: Nahr)
NUHUSET Uğursuzluk.
NUHUST f. Birinci ilk evvel.
NUHUSTÎN f. Birinci ilk evvel.
NUHUSTZÂD f. İlk doğmuş olan. Evvel doğan.
NUK f. Okun ucu temren. Kuş gagası. * Gaga gibi sivri uçlu olan şey.
NUK (Naka. C.) Dişi develer.
NUKA Her şeyin kötüsü.
NUKAA Birşeyi ıslamada kullanılan su.
NUKAT (Nokta. C.) Noktalar.
NUKAVE Temizlik paklık. * Her şeyin iyisi seçkini.
NUKAYE Her nesnenin iyisi.
NUKAZ Küçük serçe kuşu.
NUKAZA Binâdan yıkılmış veya örülmüş iplikten sökülmüş nesne.
NUKBE (C.: Nukab) Yol. * Yırtık delik. * Paçasız don. * Levn renk. * Pas.
NUKRE Külçe hâlinde gümüş. * Ense çukuru.
NUKRE-İ KAFA Ense çukuru.
NUKSAN Eksilmek noksanlaşmak.
NUKTA (C.: Nukat-Nukut-Nikât) Nokta.
NUKUD (Nakid. C.) Nakidler paralar akçeler madeni paralar.
NUKUD-I MEVKUFE Vakfedilen paralar.
NUKUL Nakiller rivâyetler. Başkasından anlatılanlar. Hikâyeler.
NUKUŞ Resimler nakışlar.
NUKZ (C.: Enkâz) Binâ yıkıntısı.
NUL f. Kuş gagası.
NU'M Sürur neşe sevinç neşat.
NU'MAN (Niam. C.) Dört ayaklı hayvanlar. * Kan. * İmam-ı Azam Hazretlerinin adı. * Şakayık-ı nu'man denen bir lâle çiçeği.
NUMİD f. (Bak: Nevmid)
NUMRUKA (C.: Nemarik) Küçük yastık.
NUMUD (Bak: Nümud)
NUMUDE f. Gösterilmiş gözükmüş olan. Nişan verilmiş. (Bak: Nümune)
NUN Kur'an alfabesinde yirmibeşinci harf. Ebced hesabına göre değeri ellidir. * Divid kalem. * Kılıcın ağzı. Kılıç. * Çene çukuru. * Balık semek.
NUN-U MÜTEKELLİM-İ MAA-L GAYR Mütekellim-i maalgayrın "nun" harfi. Fiildeki cemi' sigasındaki nun. (Bak: Mütekellim-i maalgayr)
NUN-U NA'BÜDÜ (Bak:Na'büdü) (Arkadaş! deki un ifade ettiği cem' ve cemaat; fikri ve kalbi ayık olan musallinin nazarında sath-ı arzı bir mescid şekline getirir ve bütün mü'minlerden teşekkül etmiş şarktan garba kadar dizilmiş safları havi o cemaat-i kübra içinde namaz kıldığını ihtar ettirir. M.N.)
NUN SURESİ Kur'an-ı Kerim'de 68. sure ve Kur'anda müteşabih ve şifre olan bir harf.(Bütün kalemlerin ve tastir ve kitapların aslı esası ezelî me'hazı ve sermedî üstadı Kader'in kalemi ve Nur ve İlm-i Ezelî'nin nuruna işaret eden bir kelimedir. Ş.)
NU'NU Uzun boylu adam.
NU'NUA Devenin boyun eti. * Horozun boyun tüyü.
NUR Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık. * Kur'ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber. * Zulmeti def eden şule ışık. (Bazılarınca ziya nurdan daha sağlamdır ve daha hastır. Nur; dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki nevidir. Dünyevi olanı da iki çeşittir: Biri: Envar-ı İlâhiyeden intişar eden nurdur. Akıl ve Nur-u Kur'an gibi. İkincisi: Görmekle hissedilir ki nurlu cisimlerden ibarettir güneş ay ve yıldız gibi... Uhrevi nur: $ ilâ âhir.. âyet-i kerimesinde mensus olan nurdur. Nur âlemin mânen aydınlığına sebep olan Hazret-i Peygamber'e de (A.S.M.) denir. $ âyetinde beyan olunduğu gibi eşyanın hakikatını olduğu gibi beyan eden şeye de "nur" denir. Meşhur bir zata "Nuri" denmiştir; bunun sebebi her ne zaman vaaza ve nasihata başlasa gayb âleminden nurun şimşek gibi parıltısı ona tecelli ederdi. L.R.)
NUR-İ AYN f. Göz nuru. * Pek sevgili olan.
NUR-İ ÇEŞM Göz nuru. Gözün iyi görür olması. * Mc: Saadet.
NUR-İ İMAN İman nuru. Kur'an ve kâinat hakikatlarının görünmesine ve bulunmasına vesile olan imanın mânevi nuru.
NUR-İ KASD Kasd ve irâdenin nuru. Kasd ve iradeden gelen parlaklık. Bir istek ve kasıtla yapıldığına âit alâmet ışığı.
NUR-İ MÜBİN Mübin olan nur. Aşikâr ve açıklayıcı olan ve hak ile batılı ayıran nur. Bilhassa iman ve Kur'an ilminin mânevi nuru.
NUR-İ MÜCESSEM Çok parlak ve güzel olan. Canlı kılığına girmiş gibi olan nur.
NUR-UL ENVÂR Nurların nuru.
NUR SURESİ Kur'an-ı Kerim'in 24. Suresinin ismi.
NURAN Nurlu parlak.
Alıntı
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.