Mekke döneminde din kavramı: "Tarihin akışına ve tabiatın gidişine yön
veren, zamana ve âleme hükmeden, dini ortaya koyan, hesap gününü elinDİN
VE MAHİYETİ 3
de tutan Allah’ın otoritesi" şeklinde özetlenebilecek bir muhteva kazanırken
Medine döneminde bu muhteva genişletilerek "Kişinin Allah’a bağlı bir
hayat sürdürmesi, müslüman topluluğuna karşı görevlerini yerine getirmesi;
Allah’ın mutlak tasarruf ve hâkimiyete sahip olması" (el-Bakara 2/193; el-
Enfal 8/39) gibi unsurlar da dinin muhtevasına katılmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm’de din kelimesi sadece müslümanların değil, başkalarının
inançlarını da ifade etmek üzere kullanılmış olmakla birlikte, özel anlamda
din kelimesiyle İslâm kastedilmiş (Âl-i İmrân 3/99); İslâm’la din âdeta eş
anlamlı iki kelime telakki edilmiş ve bütün peygamberlerin getirdiği dinin
İslâm olduğu ifade edilmiştir (Âl-i İmrân 3/85; en-Nisâ 4/125; el-Mâide 5/3;
eş-Şûrâ 42/13).
Öte yandan Kur’an’da din kelimesi hem ulûhiyyeti hem ubûdiyyeti yani
Tanrı ve kul açısından iki farklı anlamı ifade etmektedir. Buna göre din,
hâlik ve mâbud olan Allah’a nisbetle "hâkim olma, itaat altına alma, hesaba
çekme, ceza-mükâfat verme"; mahlûk ve âbid olan kula nisbetle "boyun
eğme, aczini anlama, teslim olma, ibadet etme"dir. Netice itibariyle de din,
bu iki taraf arasındaki münasebeti düzenleyen kanun, nizam ve yolun genel
adıdır.