Bir diğer tasnif ise şöyledir: 1. İlkel dinler. Bundan maksat, bazılarının
dinî gelişmenin ilk basamağı olarak düşündükleri animizm, natürizm, totemizm,
fetişizm gibi aslında sadece bir kült olarak dikkate alınabilecek nazariyeler
değil, ilkel kabile dinleridir (Nuer, Dinka, Ga dinleri gibi). 2. Millî dinler.
Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan
geleneksel yapıdaki dinlerdir (Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi). 3. Dünya
dinleri. Hıristiyanlık ve İslâm gibi.
Coğrafî-tarihî açıdan ise dinler; Ortadoğu veya Sâmi grubu (Yahudilik,
Hıristiyanlık ve İslâm), Hint grubu (Hinduizm, Budizm, Jainizm), Çin-Japon
grubu (Konfüçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm), Afrika grubu şeklinde bir ayırıma
tâbi tutulabilir.
Dinler tipolojik, morfolojik, fenomenolojik özellikleri göz önünde
tutularak da tasnif edilebilir. Vahye dayanan-dayanmayan, misyonerliğe
DİN VE MAHİYETİ 9
yer veren-vermeyen, âhiret inancı olan-olmayan, kutsal kitabı olanolmayan,
geçmişin-günümüzün dinleri, bir bölgeye veya kıtaya özgü dinlerdeğişik
bölge ve kıtalara yayılan dinler gibi tasnif kitlelerine göre de din
tasnifleri yapılabilir.
İslâm bilginlerinin din tasnifi "hak din-bâtıl din" şeklindedir ve bu ayırım
Kur'ân-ı Kerîm’e dayanmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm’de İslâm için "Allah katındaki din" (Âl-i İmrân 3/19),
"dosdoğru din" (er-Rûm 30/30), "hak din" (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28;
es-Saf 61/9) tabirleri yer almaktadır. Yine Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm dışındaki
inanç sistemlerine de din denilmektedir (et-Tevbe 9/33; el-Fetih 48/28; es-Saf
61/9; el-Kâfirûn 109/6). Buna göre kaynağının ilâhî olması ve orijinal şeklini
koruması sebebiyle İslâm hak dindir. İlâhî vahye dayanmakla birlikte aslî
şeklini koruyamamış dinlere de (Yahudilik, Hıristiyanlık) değiştirilmiş, tahrif
edilmiş anlamında muharref dinler denilmektedir. İlâhî vahye dayanmayan
dinler ise bâtıl dinlerdir.
İslâmî kaynaklarda vahye dayanan dinler için genellikle "milel", bâtıl
dinler için "nihal" kelimeleri de kullanılır. Nihle (çoğulu nihal) kelimesi, din
içinde oluşan fırka anlamında da kullanılır.
Bu temel sınıflandırma dışında bazı İslâm bilginleri tarafından daha ayrıntılı
tasnifler de yapılmıştır. Meselâ, tanınmış İslâm bilginlerinden Şehristânî
ilâhî dinler-bâtıl dinler ayırımını yapmakta, aslî mânada din ehli olarak
müslümanları; Ehl-i kitap denilen yahudileri ve hıristiyanları; kitabı bulunması
şüpheli olan Mecûsîler’i saymakta; kendi beşerî telakkilerine uyan
kimseler olarak da filozoflar, Sâbiîler, Dehrîler, yıldızlara ve putlara tapanlarla
Brahmanlar’ı zikretmektedir.
İslâm inancına ve Kur'ân-ı Kerîm'e göre ilk insan çeşitli teorilerde öne
sürüldüğü gibi ilkel, mantıkî düşünce ve yorumdan yoksun bir vahşi değil,
Allah’ın emirlerine muhatap olan sorumluluğunun bilincinde ve en güzel
biçimde yaratılmış seçkin bir varlıktır. İlk insan aynı zamanda diğer bütün
varlıklar arasında Allah’ın halife olarak niteleyip seçtiği bir peygamberdir.
Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta olduğu gibi İslâm’da da din ilâhî bir kaynağa
dayanmaktadır. Dolayısıyla dinin ilk şekli, XIX ve XX. yüzyıllarda öne sürülen
teorilerde olduğu gibi çok tanrıcılık, bâtıl inançlar, hurafeler ve putperestlik
değil, bir yüce kudrete iman yani tevhid inancıdır. Nitekim monoteist
(tek tanrı) teori de bunu doğrulamaktadır.