Sevdiğin kızı bir geceliğine unutsan ne olur?” cümlesi fırladı dudaklarımın arasından.
“Sevdiğin kızı bir geceliğine unutsan ne olur?” cümlesi fırladı dudaklarımın arasından.
Son derece basit bir ağız arayışı gibi asılı kaldı öylece kelimelerim, oysa ciddiydim.
Güldü.
“Kimseyi sevdiğim yok” dedi.
Gülüşü yaklaştı dudaklarıma. Ölüşüm yaklaştı dudaklarına.
Bak, hikayenin sonrasını hatırlamıyorum diyerek ebediyen susabilirim sana. Hikayenin bu kısmını defalarca anlatabilirim hatta. Yine de anlayamazsın. O sesin tesiri bir tek bana özgüydü, bilirim. Ya da öyle umarım işte. Öylece umarım… Ne yapmak istedim biliyor musun? Bir bıçak alıp elime, bütün geçmişimi kesmek istedim önünde. Kesip akıtmak istedim. Yapamadım. Bunun yerine içimin ışıklarını kapatıp türküler yaktım. O’ndan önce kullandığım bütün seviyorumları çöpe attım da, o’na hiç seviyorumlarımı kullanamadım. Kullanılmamış bir şeyler sunmak istedim ona. Açıkçası, kullanılmamış bir sevdadan başka da bir bok yoktu elimde. Ben gözlerine baktım. Kaçırmadım gözlerimi. Fakat sanırım aklımı kaçırdım.
“Geleceğim.” dedi. “Geleceğim, bekler misin beni?”
Geleceğinim senin, dedim içimden. Geleceğinim ben senin. Nasıl beklemem.
“Göreceksin.” diye yanıtladım.
Güldü. Ne güzel güldü.
“Bir yıl uzun bir süre. Bilirsin, bekleyen her şey soğur.”
Bak tarih ne bilmeyen bu kız, gün sayıyor şimdilerde.
Günlerden pazar değil. Günlerden sen sevdiğim. Günlerden sen.