Cinler Vasıtasıyla Tedavi Yöntemi

Bu usul ile teşhis ve tedavi yapanların çoğu cahil kimselerdir. Hatta çoğu Kur'an okumayı bilmez. Bu yol da yanlış ve İslam'ın kabul etmediği bir teşhis ve tedavi yöntemidir.
"Cinler mahlukatın en çok yalan söyleyenidir." (Hakim)
Hasta tedavisinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)'den de, sahabelerden de, Tabiinden de cinlerin bilgilerine müracaat edildiğine dair en ufak bir rivayet yoktur. Bu yola tevassül eden kişilerin çoğu bizzat hastalıklar geçirmiş ve bu hastalıkların sebebi ile cinlerle irtibat kurmuş kimselerdir. Cinci hocalara giden hastalara sorulduğunda, kendilerine sihir veya cinni hastalık teşhisi konduğunu söylerler. Hatta sağlam bir kişi bu hocalara gitse ona da "sende sihir veya cin vardır" derler.
Ben şahsen bu tür dört hocaya gittim. Birisi bana öldürme kastıyla sihir yapıldığını, diğeri ise kısmetimin bağlı olduğunu söyledi. Tabi ikisi de yalan. Böyle bir şeyle karşılaştığınızda bu hastalıkları isnad edenlerden delil isteyin. İsbat etsin. Elbette edemez. "Bazı hocalar sihri tas içinde getirip çıkarıyor ve elinize veriyor." derseniz bu da isbat değildir. Çünkü bunlar bizzat hocanın eli ile hazırlayıp kendisinin göz boyaması sonucu veya bir şeytan vasıtasıyla tastaki suya attırdığı kâğıtlardır. Yeşilköy'de suyun içinde muska çıkartan bir cincinin çıkarttığı beş-altı muskayı gördüm. Muskaları bana getiren hastalar ayrı ayrı şahıslar... Bunların biri Kartal'dan, biri Kasımpaşa'dan diğerleri de hep muhtelif yerlerden gelmiş olmalarına rağmen, getirdikleri muskaların kâğıtları, yazıları ve ebatları hep aynı. Yani hepsi aynı kişi tarafından hazırlanmış, sihir falan değil. Yazılanları okudum hiçbir yerinde sihre dair bir alamet görmedim. Çıkan muskalar o sahtekâr tarafından hazırlanmış olan kağıt parçaları veya sabun gibi şeylerdi.
İsbat için "geçmiş hallerinizden haber veriyor" derseniz. Buhari'de geçen ve Ebu Hureyre (r.a.) tarafından rivayet edilen bir olayı dikkatinize sunarım: Ashabtan bir zat cinlerden hurma çalan bir hırsızı yakalamış ve iki defa acıdığı için serbest bırakmıştır, üçüncü yakalayışında cin ona insanları kendilerinin şerrinden koruyacak birşeyi öğreteceğini vaad ederek serbest kalmış ve o zat'a Ayat-el Kürsi'yi öğretmiştir. Bu durum Allah'ın Rasulü'ne (s.a.v.) anlatıldığında Ayet-el Kürsi hakkında bilginin doğru olduğunu ancak şeytanın yalancı olduğunu söylemiştir.
Bundan anlaşılacağı gibi geçmiş olaylar hakkında doğru bazı şeyler söyleyip itimat kazanır sonra yalan söylerler. Cinlerin konuşmaları arasında doğru ile yanlışı ayırt etmek oldukça güçtür.
Sekiz milyon lirası çalınan birisi bana gelip, paranın bulunması için yardım istedi. Kendisinin başka hocalara gittiğini hocaların da parayı çalan şahsı söylediklerini, paranın hangi gün çalındığını bildiklerini, hatta içlerinden birinin para çalınan evin resmini bile çizdiklerini söyledi. Ben ona parayı çalan şahsa dair bilginin yalan olabileceğini ne kadar söyledimse de ikna edemedim. Sonra ona bir dua verdim. O duayı okudu, beş gün sonra parayı çalan esas kişinin annesinin gelip "parayı benim oğlum çaldı, kimseye haber vermeyin, parayı ödeyeceğiz" dediği haberi geldi. Yani cinci hocaların çalınan paraların meblağı, çalındığı yer ve gün hakkında verdikleri bilgiler doğru, hırsız hakkındaki bilgi yanlıştı.
Bunların hastalıklar ve tedavileri konusunda verdikleri bilgilere de itimat edilmesi mümkün değildir. Zaten bu hoca bozuntularının yüzde doksanının kendileri hastadır. Önce kendilerini tedavi etsinler. Zaten tedavi olunca bir daha cinleri göremeyecek ve halkı da aldatamayacaklardır.
Bir kimse "ben çalınmışı bilirim, cinler bana haber veriyor" derse, kafir olur.