Güzel bir bahar sabahı, evinde konuk olduğum toprak ağası Dokukin ile oturmuş konuşuyoruz. Dokukin, can sıkıntısından şikayetçiydi. Biraz sonra, Dokukin’in hiç karşılaşmak istemediği kız kardeşi büyük bîr azametle içeri girdi. Arkasında da, kocası mı kölesi mi belli olmayan, bir erkek vardı. Zaten, kocasını soylu*luğa yakışır davranmadığı için, ‘Soylular Derneği Başkanına şikâye*te gidiyormuş, geçerken uğramış.
Sonra da bana dönüp, “Soylu bir kişinin, ne idüğü belirsiz kişi*lerle oturup kalkmasının” doğru olup, olmadığını sordu. Daha ben konuşmadan, adam:
“Ne yapayım, karakterim zayıf,” diyerek kendi*ni savundu.
Hanımı hemen, “Karakteri zayıfmış…Soy adımızı küçük düşür*meye ne hakkın var? …Seni adam kılığına sokan benim…Adam olman için, etek dolusu para harcadım. Soyadımızın yüceliğini düşünmesem, şimdi çoktan mutfak köşesinde çürümüştün…”
Adamcağız, korkusundan büzüşmüştü. Kadın kalktı, söylene söylene yatak odasına gitti. Dokukin, adama “sana çok yazık olmuş” dedi. “Ben iki saat dayanamıyorum, sen bir ömür nasıl dayanıyorsun?” diyordu ki, kadın, odadan kocasına seslendi:
“Çabuk gel, şu sinekleri kov!”
A.ÇEHOV