Çocukluğumdan beri tatillerimi geçirdiğim, üniversite seçimimde en başa koyduğum şehir. Sakin, güvenli, insanlara sırtımı dönüp yürürken endişelenmediğim şehirdi, İstanbul'da olduğumda hissettiğim o tedirgin halde olmadığım şehirdi. Şimdiyse 5 ayda 3 patlamaya şahit olduğum, 2sinden kıl payı kurtulduğum, 1inde arkadaşımı kaybettiğim, okula gitmek için Sıhhiye'den geçmeye korktuğum şehir oldu. Çocukken saatlerce vakit geçirdiğim Armada'ya Ankamall'e gitmeye korktuğum şehir oldu. Ve inanır mısınız bilmiyorum ama arkadaşımı kaybetmeden önce böyle korkmuyordum, evet diğerini de kıl payı kaçırmış ve 2-3 gün sonra normal şeyler düşünebilir hale gelmiştim. Ama çok basit olduğunu fark ettim, eve gitmek için otobüse biniyor ve ölüyorsun. Arkadaşların, ailen saatlerce içlerinde umutla sana ulaşmaya çalışıyor; hiçkimse öldüğünü düşünmek istemiyor, öldüğüne inanmıyor. Bir umut telefonuna bir şey olmuştur, bir umut yaralanmıştır diye düşünüyorlar. Yaralandığını umut ediyor sevdiklerin, ne ağır duygu değil mi? Kaldıramadım. Hayallerimde musmutlu olduğum, bundan birkaç ay öncesine kadar huzuru tamamen hissettiğim şehir kabusum oldu artık. Umarım gri oluşuna aşık olduğum şehir bu korkunç halleri atar üstünden, kırmızıdan griye geri döner en kısa sürede. Ve bilinmelidir ki ne olursa olsun kırmızı lekeler kalacaktır üzerinde çünkü hiçbir şey unutulabilir gibi değil.