Allahü teâlânın açıkca bildirmeyip, yalnız Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mâni olmadığı şeylere "Sünnet" denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmıyana azâb olmaz. Fakat özürsüz ve devamlı terk eden itâba, azarlanmaya ve sevâbından mahrum olmaya lâyık olur. Meselâ, Ezân okumak, ikâmet getirmek, cemâ'at ile namaz kılmak, abdest alırken misvak kullanmak, evlendiği gece yemek yidirmek ve çocuğunu sünnet ettirmek gibi...
Sünnet iki çeşittir:
Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Bu sünnetler, aslâ özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyen kâfir olur.
Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile arasıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kerre terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba ve şefâatten mahrum olmaya sebep olur.
Beş-on kimseden birisi işlese, diğer müslümânlardan sâkıt olan sünnetlere de "Sünnet-i alel-kifâye" denir. Selâm vermek, i'tikâfa girmek gibi. Abdest almağa, yimeğe, içmeğe ve her mübarek işe başlarken besmele çekmek sünnetdir.