Bir insan sesi yokken, bilhassa o şarkıya denk gelmişsen. Sahi, çok mu yalnızdık biz onunla, yetemedik mi birbirimize?
- Bir şeyler olmuş insanlara, girizgahı son paragraf metinler gibi, ne başı ne sonu belli...
- "Başlama yine!" diyorsun, bir bakmışsın konuşmanın ortasındasın. O saatten sonra bitirmek lazım cümleleri, durduramazsın ki kendini, illa söyleyeceksin. Katline azmettireceksin karşındakini!
- Son söze nokta koymadan bitirirsen olacağı bu!
- Hiç sorma! Gerçekten sorma, Allah aşkına sorma. Sorduğunda cevabından çok neden sorduğunu düşünürüm, içim içimi yer, için için bitirir. Cevabını sahiden merak ediyorsan sor. Ama daha çok senle ilgili olsun bu. Kendimle alakalı değil; hele ki yaşadığım, sebep olduğum şeylerle ilgili hiç değil! Nefret ederim kendimle ilgili konuşmaları bilirsin. Soracaksan şimdi sor. Çünkü giderken cevaplamak güç oluyor.
- Dedin de ne oldu? Sormadı mı yine? Sana, seni?
- Durmaz ki çenesi. Sordu. Hem de giderken sordu. Gidemedim. Ona da dönemedim, ondan da gidemedim.
- Aşk olsa neyse... Dostlukları bitirdiğinde dönüp dönüp zihninle anıları kırbaçlamıyor musun, işte o an sırf senin canını yakıyor her vuruş.
- En büyük zaman makinesi kafanın içinde... Bu böyle arkadaş! Patlican yemeğine koyduğun bir tutam fazla tuzdan, dört sene önce Ayvalık'ta gördüğün balığın pullarının ne kadar silik gri olduğuna, bir dönem Londra'ya olan takıntından dolayı internette uydu görüntüsünden ezberlediğin sokaklarına, siyah Mini marka taksilerine kadar her şey orada, çöplük gibi. İşin en tuhaf tarafı da; aynı yemekten tekrar yerken hatırlıyorsun o yemeğin ne kadar tuzlu olduğunu. Ayvalık'ta öğlen güneşinde, deniz henüz sabahın dinginliğini üzerinden atamamış, buz gibiyken ve yeşilken, bir balık anımsıyorsun, rengi rahatsız edici bir gri. Ya da İngiliz Konsolosluğu'nun kapısından geri çevrildiğinde, siniri ve hayal kırıklığını aynı anda yaşayabiliyorken. Ama biten dostlukların anıları öyle mi? Genelde yalnızken vuruyor sızısı. Bir insan sesi yokken, bilhassa o şarkıya denk gelmişsen. Sahi, çok mu yalnızdık biz onunla, yetemedik mi birbirimize? O yüzden mi sessizliklerde düşüyor aklıma yüzü, gözü, aklı, fikri?
- Saçmaladın şimdi!
- ...
- Tesadüfe bak! Yolun karşısından geçen o değil mi?
- Nerede, ne tarafta?
- Marketin önünde bak! Mont var üzerinde, elinde poşetler, bir arabaya doğru gidiyor.
- Siyah araba mı?
- Evet evet, Balıkesir plaka.
- Ama ben onu göremedim hala.
- Şimdi ağacın yanından çıkacak, biriyle konuşuyor orada. Hah bak, elinde poşetler, yemeklik bir şeyler almış herhalde -çok güzel patlican oturtma yapar- yolun karşısına geçiyor.
- Hı hı, şimdi gördüm. Gri bir mont var üzerinde, zımbalı, İngiltere bayraklı?
- Gri, patlican yemeği, Balıkesir plaka, İngiliz bayrağı, siyah araba, o...
- Nereye gidiyorsun?
- Seninle tanıştığıma çok memnun oldum; fakat yarım kalan bir işi bitirmem lazım. Ya da kaldığım yerden devam etmem... Bana şans dile!
- Bol şans!
- ...
- Selam söyle anılarına. Ben benimkilerle sabahlarım...
Simla ...