ATATÜRK'ÜN Azınlıklar Hakkındaki Görüşleri | 17 Atatürk Günlüğü 
NUTUK M. Kemâl Paşa’ya göre azınlıklar gayr-i müslimler idi.
O’na göre
“Mister Wilson’un isteği, azınlıkların can ve mal güvenlikleri ve her türlü hakları ve gelişme imkanları için gereken herşeye, zaten öteden beri devletimiz ve milletimiz tarafından saygı gösterilmiş idi. Gerçekten azınlıkların Osmanlı Devleti ve milletin bağrından sahip oldukları ayrıcalıklar üç-yüz yılı aşkın bir süreden beri fazlasıyla vardı. Şu halde bu sınırlama (Wilson’un 12. maddesi. S.A.) bizim için yeni bir şey değildir.
“Yabancı unsurların inançlarına ve törelerine hiçbir millet, milletimizden daha çok saygı göstermemiştir. Hatta denebilir ki, başka dinden olanların dinine ve halkına saygılı olan tek millet bizim milletimizdir.
Fatih İstanbul’da bulduğu dini ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum patrik’i, Bulgar egzarhı ve Ermeni kategigosu gibi Hristiyan dini başkanları ayrıcalıklı oldu. Kendilerine her türlü serbestliği bağışladı.
İstanbul’un fethinden beri, gayr-i müslimlerin yararlandıkları bu geniş ayrıcalıklar, milletimizin dini ve siyasi dünyanın en hoşgörülü ve cömert bir milleti olduğunu belirtir ve bunun en açık delilini oluşturur.
“Osmanlı Devleti’nin son dakikaya kadar gösterdiği manzara şu idi. Memleket dahilinde bütün Hıristiyan unsurlar, esas unsurun üstünde birçok istisna ve imtiyazlara sahip. Bu unsurlar, devleti mahvetmek için her türlü hususi teşkilata sahip ve haricin daimi teşviklerine ve himayesine mazhar. Devlet ve Hükümet ise bunu menetmekten âciz. Çünkü, bütün bu imhakâr teşebbüslerin dayanak noktası hariçte bir takım kuvvetli devletler idi. Hariçteki devletler hem bir taraftan dahildeki unsurları, devlet ve memleketi tahrip etmeğe ve bir takım istiklâllere meydana getirmeye teşvik ediyor, harekete getiriyor; bir taraftan da onların nam ve hesabına müdahale ediyor, çalışıyor ve bu suretle bütün dünya nazarında Osmanlı Devleti’nin hiçbir kıymet ve fazilet ve haysiyeti kalmıyor, devlet haysiyeti namına hiçbir şey kendisinde mevcut kabul edilmiyor, adeta himaye ve vesayet altında bir toplum gibi farz olunuyordu”
M. Kemal Paşa’nın azınlıklarla ilgili görüşleri bu konulardaki uygulamalarıyla da kendisini göstermiştir. Özellikle Sevr’in reddedilmesi ve Lozan Andlaşmasında bunları görmekteyiz.
1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktığında ülkenin genel durumu ve görünüşünü anlatan M. Kemal, azınlıklarla ilgili olarak da şöyle düşünüyordu:
“memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar”.
Bunun için de İstanbul Rum Patrikhanesinde kurulan Mavri Mira Heyeti illerde çeteler kurarak gösteri, toplantı ve propagandalar yaptırıyordu. Yunan Kızılhaç’ı ve Resmi Göçmenler Komisyonu Mavri Mira Heyeti’ne yardımcı oluyordu. Yine bu Cemiyetin yönetimindeki Rum Okullarını, İzci teşkilâtları gençleri de içine almak üzere heryerde kuruluşunu tamamlıyordu.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Heyeti ile birlikte çalışıyordu. Ermeni hazırlığı da “tıpkı Rum hazırlığı gibi” ilerlemekteydi. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiçbir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışmaktaydılar.
M. Kemâl Paşa, Rum ve Ermeniler’in bu faaliyetleri karşısında çeşitli kurtuluş çareleri düşünüldüğünü ve bir takım cemiyetler kurulduğunu belirtmektedir. Özellikle Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin faaliyetlerinden bahseden M. Kemâl, Ermeniler’in Müslümanlara gaddarca davranmış olduklarının ve Ermeniler’in kötülüklerinin belgelerle tüm dünyaya cemiyet tarafından duyurulacağını belirtmektedir.
M. Kemal bu cemiyetin niyetini ise şu şekilde açıklamaktadır:
“Cemiyetin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan’a verilmesi ihtimali oluyor. Tarihi ve ilmî olarak millî hakları savunmaya çalışıyor.”
Ayrıca Karadeniz sahilindeki bölgelerde de bir Rum-Pontus Hükümeti korkusunun Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni doğurduğu düşüncesindedir.
Samsun ve dolaylarında Rum çetelerinin Müslüman halka saldırması ve zaten vasıtasız brakılmış olan bölge yöneticilerinin yabancıların da işe karışmaları yüzünden hiçbir tedbir alamamalarının durumu güçleştirdiğini belirten M. Kemal, o bölgede millî teşkilât kurulmasına karar verdi.
İşte bundan sonra M. Kemal’in Anadolu’da millî teşkilât kurmak için büyük bir faaliyet içinde olduğunu ve çeşitli telgraflaşmalar-yazışmalar yaptığını görüyoruz. Kendisinin bu faaliyetlerinden azınlıklarla ilgili görüşlerini anlamak mümkündür.
İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgal edilmesine, yapılan saldırı ve zulümlere, yeterince tepki gösterilmediğini düşünen M. Kemal, işgalcilere ve onların destekçilerine karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğini 28 Mayıs 1919 tarihinde bir genelge ile yayınladı. Genelgede ayrıca
“düzenlenen millî gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılmasının zaruri olduğu” belirtildi.
Bu genelgenin bazı yerlerde yersiz korkularla uygulanmadığını eleştiren M. Kemal,
“miting sırasında Rumlar’ın uygunsuz davranışlarda bulunabileceklerinin, miting heyetinde Rumlar’ın bulunmalarının ciddiyetsizliğe ve gevşekliğe delil sayıldığı, bunun da elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli olduğu” görüşündedir.
Bu genelge üzerine yapılan miting ve gösterilere İstanbul Hükümeti’nden de tepkiler gelmekteydi. Harbiye Nazırı Şevket gönderdiği yazıda
“Ermeni mültecilerin güvenliği ile ilgili olarak son günlerde oldukça kaygı verici haberler almış olduğunu, Ermeniler’in iyi korunması ve himayeleri için elden gelen bütün tedbirlerin alınması gerektiğini” tehditvari bir ifade ile M. Kemal Paşa’ya bildirdİ. Ortada kaygı verici bir durum olmadığını, bu yaygaraların milletçe yapılmaya başlanan gösterilerden korkuya düşen Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları uydurma haberler olarak kabul edilmesi gerektiğini belgeleriyle birlikte açıklayan M. Kemal, Harbiye Nezaretine gönderdiği cevabî telgrafında,
“Sivas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermeniler’i ve sonradan gelen mültecileri yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemişti. Ne Sivas’ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sükûnet içinde iş ve güçleriyle meşguldür. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bendenizce bilinmek gerekir. İzmir ve Manisa’nın işgali ile ilgili acı haberler üzerine Müslüman halk tarafından yapılan ve Hıristiyan azınlıklar hakkında hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatıra gelebilir. İtilaf Devletleri milletimizin haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, millet de vatanın saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça, Hıristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiçbir sebep yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak, milletin bağımsızlık ve varlığını yok eden ve millî varlığı tehlikeye düşüren işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne milletin heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak millî gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimse de bir güç ve kudret göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk kabul edebilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükümet tasavvur edebilirim”, denilmekte ve bütün komutanlara, vali, ve musasarrıflara bir genelge ile bildirilmektedir.
Ayrıca Ermeni muhtariyeti konusunda da Damat Ferit Paşa’nın Paristeki konuşmalarını eleştirmekte, bir Ermeni muhtariyetine karşı Doğu illeri halkının duyguları belirtilmektedir.
(Erzurum Kongresi’ne Kadar Azınlıklar Meselesi)
Kaynak: ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
Öğrt. Ütgm. Suat Akgül