Zeus’un habercisi İris Troia’lılara büyük bir ordunun yaklaştığını haber verdi. Hektor’un çağrısıyla, Troia’lılar, kalelerini müdafaaya hazırlandılar. Şehrin kapıları açıldı. Sayısız savaşçı ve harp arabası bu kapılardan dışarıa döküldü. Her iki ordu karşı karşıya geldi ve muharebe maziyeti aldı. Menelaos’un karısı güzel Helena’yı kaçıran Paris Troia’lıların başında göründü. İki tunç harbeyi sallayarak Yunanlıların en yiğidini çetin bir dövüşe çağırdı. Ares’in sevdiği Menelaos Paris’in ön saftan ayrılıp geniş adımlarla ilerlediğini gördü. Acıkmış bir arslan, büyük bir geyiğe rastlayınca nasıl sevinirse, Menelaos da Paris’i karşısında görünce öyle sevindi, karısını kaçıran alçak misafirinden öcalacağını umdu. Silahlarıyla acele arabasından atladı. Paris Yunan ordusunun başında onu görünce, yüreği sıkıldı. Aslında yaman bir savaşçı olan Menelaos’un intikam hissiyle daha da güçlendiğini sezdi. Paris’in ölümden kurtulmak için kendi askerlerinin arasına çekildi. İki dağ arasındaki bir derede bir yılan gören yolcu, nasıl geri sıçrar, dizleri titrer, benzi solarsa, Paris de Atreus’un oğlundan öyle korktu. Atak Troia’lıların içine karıştı. Hektor ona acı sözlerle çıkıştı;
Güzelliğinden başka bir şeyi olmayan alçak, kadınlaşmış savaşçı, yalancı pehlivan, sefil Paris! Hiç doğmayaydın, yahut, düğün gecesinden evvel öleydin, Tanrıların daha hoşuna gidecekti. Ölüm, elbette, herkese rezil ve rüsva olmaktan daha iyidir. İşte, cesur Yunanlılar seninle eğleniyorlar. Onların alaylı kahkahalarını işitmiyor musun? Onlar senin, safların dışında, teke tek mertçe dövüşeceğini sanıyorlardı. Çünkü, yüzün çok güzel; fakat kalbinde ne kuvvet, ne cesaret var. Madem ki korkaktın, niçin denizler aştın, uzak bir memleketin dövüşçü insanlarının akrabası olan en güzel genç kadını kaçırdın? Baban için, yurdun için, bütün yurttaşların için ne büyük felaket! Menelaos’u beklemeye cesaret edemedin. Fakat Troia’lıların sabırlı ve saygılı insanlar, yoksa sebep olduğu felaketler için hemen seni taşa tutarlardı.