yüzümde ki zehirden tanı beni
bir arkadaş, zekai özger edasıyla
ibneymişim de ben bile bilmiyormuşum gibi
semarkandı denetleyen asgari ücretletle evini geçindirmek zorunda olan
bir uyurgezer gibi...
şimdi dingin gövdemde barut sesleri
bir gün benim elimle
patlamaya hazır mavzer yatağı
gözü açıldı açılacak erguvan
göğsümde yedi renk karanfil
taşıyabilecek olsam
cebimde taşımazmıyım
en başından taşıyabilecek olsam
söyle bana ölümün pervanesi
taşımazmıydım boynumu incecik
parmaklarının arasında...
hırsım yenmez mi toprağı
yahut
hıçkırsam içimde ki dehşeti
elimde avucumda nem varsa
bağrım delinirken sunmaz mı sabaha
sevgilimin göğsü
ben diye gülmez mi bir daha...
beni umutsuz koma
beni
avutma
beni tarihle yargılayıp bir kenara atma
beni bir dağ başında koyanım,
senin böyle diri
böylesine suyun gövdesiyle yırtılanım ırmak
yahut akursu
işte benim göz çapağım
yarın ne olur bilemem
ama seninle bakıyorsam bir salise sonrasına
yüzümde ki seninle tanı beni...