İnsanların zeka seviyeleri, kabiliyetleri, ilgileri farklı olduğu gibi olaylara bakışları ve yorumlayışları da değişiktir. Dinî konuların bazıları kolay anlaşılabilir değildir. Kapalı olan bu mevzuları insanlar kendilerine göre yorumlamakta ve haliyle bu yorumlar birbirinden farklı olabilmektedir. Bu yorumlar, ikna edici olduğu ölçüde güzel yorumlar olarak değerlendirilir. Ancak yorumlar gerçekten sadece bir kesit yansıtırlar. Bu açıdan her bir yorum kendi bakış açısından doğru olabilir.

İnsanların mizaçları, arzu ve istekleri de birbirinden farklıdır. Bazen insanlar istek ve arzularının etkisinde kalır, meseleleri de ona göre değerlendirirler. Spinoza’nın dediği gibi:
“Bize eşyayı güzel gösteren basiretimiz değil, arzu ve eğilimlerimizdir.â€
William James de şöyle der:

“Felsefe tarihi, insan mizaçlarının çatışma tarihidir. Bu çatışmanın edebiyat, fen ve devlet idaresi alanlarında büyük bir rolü vardır.â€

İnsanların idrakleri de birbirinden farklıdır. Bazı insanlar gerçekleri bütünüyle kavrayabilirken bazı insanlar bunların ancak bir bölümünü veya çok az bir kısmını idrak edebilir. Bazılarına ise kuşku ve kuruntular hakim olur. Bazı insanlar ise hayal alemine dalar, başkalarından kalan inançların baskısı altında çeşitli düşüncelere saplanır.

Bazı insanlar gözleriyle düşünür, gördüklerinin bir başka boyutu olabileceğini anlayamaz; bazı insanlar başkalarının beyinleri ile düşünür, kendileri sadece onları onaylar, hiçbir şekilde itiraz etmezler; bazı insanlar da her şeyi merak eder, araştırmak, gerçeği bizzat kendisi bulmak ister.

İnsanların branşları da birbirinden farklıdır. İnsanlar hayatta çeşitli meslek kollarına yönelir, her meslek sahibi kendi mesleğine uygun olan bir düşünme biçimi vardır. Bu farklı düşünme biçimleri dini algılayışta da etkisini gösterir.

Özetle söylersek, insanlarda bulunan bazı üstün meziyetler ve bunun yanı sıra çeşitli zaaflar, onların dini anlayış konusunda değişik yollara sapmalarına ve birbirinden farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli