"you touched me in many many ways but i'm shy can't you see?"
Kupamı beşinci kez kahveyle doldurmadan önce biraz yazmak istediğime karar verdim.
Doğum günüm harikaydı ve o günden beri diken üstündeyim.
Önce uçmama izin verilmiş ve bulutların üzerine çıktığımda kanatlarım kesilip alınmış gibi hissettim.
Çalışmalar berbat gidiyor. Sınav hazırlıkları tıkırında değil. Berk desen benden beter.
Gerçi hakkını yemeyeyim çalışıyor o.

Ben de kafede sabahlayacağım utanmasam.
Annecik daha iyi, abimin sınavları olduğundan, arada sorduğu fizik soruları dışında pek konuşmuyoruz. Babam düşüp başını çarpmış. Yetenekli adam, tıpkı benim gibi!
Onu da öyle görünce iyice çöktüm. Keyifsizliğin nirvanası şu dakikalar benim için.
Arkadaşlarımla girdiğim tartışmalar, onların iyice insanlıktan, savunduğumuz düşünceden uzaklaştıklarını gösteriyor.
Birilerinin -her kim olursa- canına kast edilmesini savunmak bizim karşımızdakilerden farksız olmamızı sağlar. Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı.
Her neyse işte bu konuyu fazla uzatmamalıyım.
Bazen ben de yorulabiliyorum gülümsemekten. Sürekli dans eden, gülümseyen kızı duraksatacak şeyler olabiliyor işte.
Bu sıralar o sıralar işte.