İnsan toplumlarının gelişim aşamalarına baktığımız zaman, insanların ilk
önce toplayıcılık ve avcılıkla geçindiklerini, daha sonra da tarımsal üretime
geçilmesiyle toprağa yerleştiklerini görürüz. Topluluk üyelerinin aynı toprak parçası
üzerinde bir arada yaşamalarından sonra giderek siteler ortaya çıkmaya başlamıştır.
Sitelerin birleşmesiyle ortaya çıkan imparatorluklar sitelerin yıkılmasında önemli
bir etken olmuştur. İmparatorlukların yıkılmasıyla da yine üretimin tarıma dayalı
olduğu ve geçimlik üretimin yapıldığı feodal örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. Bu
örgütlenme biçiminde, senyörlerin bağımsız ve ekonomik olarak kendine yeterli
birimler olması nedeniyle, merkezî bir bütünlüğe ulaşılamamıştır.
Feodal dönemin sonlarında kentlerde manüfaktür üretim doğmuştu.
Manüfaktür (atölye imâlatı), pazar için üretimin yapıldığı ve geçim kaynağı ücret
olan işçilere ihtiyaç duyan bir örgütlenme biçimidir. Manüfaktür üretim biçiminde
henüz gelişmiş bir teknoloji yoktur. Bu tür bir üretimin gelişmesi, ticaretin artması,
keşifler ve icatlar, tüccarların ve işletmecilerin ekonomik olarak feodal soylulara
karşı güçlenmesini sağlamıştır. Aynı zamanda kentler, nüfusun arttığı ve sanayinin
geliştiği büyük toplumsal yapılar olmaya başlamıştır.
Bu gelişmeler, toplumun yeniden yapılanması için yeni bir örgütlenme
biçimine geçilmesini gerekli kılmıştır. Bu yeni toplumsal yapılanma “dil, toprak,
ekonomi ve kültür”de birlik gerektiren ulusal devletleri ortaya çıkarmıştır.
1. Milleti Oluşturan Unsurlar
a. Ekonomi Birliği: İnsanın varlığını sürdürebilmesi için üretmesi,
ürettiklerini paylaşması ve tüketmesi gerekir. Bu üretim ve tüketim belirli bir
ekonomik yapı içinde gerçekleşir. Feodal örgütlenmelerin yıkılıp ulusal pazarların
kurulmasıyla millet esasına dayalı toplumsal yapılar oluşmaya başlamıştır.
Ortak bir ekonomik yaşam içerisinde bulunmak ve ortak çıkarlara sahip
olmak bireyler arasında güçlü ilişkilerin doğmasına neden olur. Ekonomik birlik
sağlanamamışsa, millet temeline dayalı bir yapı da gelişmez. Ekonomi birliğinin
milleti oluşturmada iki önemli etkisinden söz edilebilir.
•?İnsanların ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için iş bölümü yapılması
gerekir. Bu ise bireyler arasındaki dayanışmayı güçlendirir.
•?Diğer taraftan, çoğunluğun benzer ekonomik etkinlikte bulunması, o
milletin, kendine özgü ekonomik özellikler kazanmasına yol açar.
b. Toprak Birliği (Vatan): Aynı toprak parçası üzerinde uzun süre
yaşamak, toplumdaki bireyler arasında duygu ve düşünce yönünden benzerliklerin
oluşmasına neden olur. Bireyler arasında bir hatıra birliği meydana gelir. Aynı
acıları yaşamış olmak ya da aynı sevinçleri paylaşmak, bireyler arasında
dayanışmayı arttırdığı gibi, ortak birtakım değer ve normlar oluşturur.
Vatan birliği, aynı toprak parçası üzerinde uzun süre yaşama ve bu toprağın
korunması için verilen mücadeleler sonucunda oluşan duygudur. Vatan, millî
birliğin kurulabilmesi, dayanışmanın sağlanması için zorunlu bir ögedir. Ancak, bir
toprak parçası üzerinde yaşamak, milleti oluşturmak için tek başına yeterli değildir.
c. Soy Birliği: Soy, “Ana ya da babadan her birinin, erkek ya da kadın
ataları dolayısıyla oluşan yakınlık grubu.” olarak tanımlanır. Kısaca, aynı atadan
gelenlerin oluşturduğu topluluktur. Aynı, soydan gelen insanlar arasında duygu,
düşünce ve davranışlar açısından yakınlık oluşması doğaldır. Bu yakınlık, birlik,
bütünlük ve dayanışmayı sağlar. Irk ise insan türünün kalıtımla gerçekleşmiş
bi-yolojik çeşitlenmelerinden her birini ifade eder. İnsanlardaki ırksal özellikler deri
rengi, kafatası yapısı, burnu ve boy ölçüsü gibi bedensel farklılıklara göre yapılır.
Dünyada katışıksız bir ırk yoktur. Irklar, binlerce yıldır birbirleriyle karışmıştır ve
bu karışım günümüzde de devam etmektedir. Irkları aşağı ya da üstün ırk olarak ayırmak da mümkün değildir.
Bir millet aynı ırktan bireylerden oluşabileceği gibi, farklı ırktan bireylerden de oluşabilir.
Toplumlar arasında sadece gelişmişlik ya da az gelişmişlik ayrımı yapılabilir.
Milletin oluşması için aynı ırktan ve soydan gelmiş olmak zorunlu bir
koşul oluşturmaz. Aynı soydan gelmek, sadece toplum içinde dayanışmayı artırıcı
bir etken olabilir. Örneğin Fransızlar, İspanyollar, İtalyanlar, Lâtin soyundan
gelmektedirler. Ancak üçü de farklı bir millet oluşturmuşlardır.
d. Dil Birliği: Bireyler arasında toplumsal ilişkilerin kurulabilmesinin,
duygu ve düşüncelerin anlatılmasının ve kültürel değerlerin aktarılmasının en
önemli aracı dildir. Aynı dili konuşuyor olmak insanları birbirine yakınlaştırdığı
gibi, birbirlerini daha kolay anlamalarını da sağlar. Toplumun kültürel değerleri
sonraki kuşaklara dil yoluyla aktarılır. Bu açıdan dil, milleti oluşturan önemli bir
unsurdur.
Ancak, aynı dili konuşuyor olmak da milleti oluşturmada tek başına yeterli
değildir. Nitekim, farklı dillerin konuşulduğu milletler de vardır. Örneğin, İsviçre’de
Fransızca, Almanca, İngilizce konuşulurken; Almanca, hem Almanya’nın hem de
Avusturya’nın resmî dilidir. Demek ki, bir millet içerisinde farklı diller
konuşulabildiği gibi, bir dili farklı uluslar da kullanabilmektedir.
e. Din Birliği: Genel olarak din, “insanların anlayamadıkları, karşısında
güçsüz kaldıkları doğa ve toplum olaylarını, tasarladıkları doğa üstü, gizemsel
nitelikli güçlerle açıklamaya yönelme” olarak tanımlanabilir. Diğer etkenlerde
olduğu gibi, aynı dinî inanca sahip insanlar arasında bir yakınlık ortaya çıkar.
Böylece din millî varlığı şekillendiren etkenlerden biri hâline gelir.
Din, milleti oluşturmada tek başına yeterli bir neden değildir. Çünkü, aynı
dinî inanca sahip olduğu hâlde farklı miletler ortaya çıkmıştır. Bu ulusta farklı
dinlere mensup insanlar bir arada ve uyum içerisinde olabilir. Farklı dinî inanışlara
sahip olmaları, onların birbirine düşman olmalarını gerektirmez.
f. Tarih ve Kültür Birliği: Çoğu zaman, aynı olayları yaşamış olmak, aynı
olaylardan etkilenmek, insanları birleştiren ve bütünleştiren en önemli etkenlerden
biri olmuştur. Uzun süre bir arada yaşamak, aynı sorunlara ve sıkıntılara katlanmaya
ya da aynı güzellikleri paylaşmaya neden olur. Bu ortak yaşam, o toplumda yaşayan
insanlar arasında bir tarih bilinci oluşturur. Ortak bir tarihsel geçmişi yaşama,
geçmişin değerlendirilmesinde ve geleceğin oluşturulmasında ortak davranışlar
geliştirme açısından etkilidir. Bu tarih bilinci, doğal olarak, insanlarda millî birlik
bilincinin gelişmesine katkıda bulunur.
Uzun zaman bir arada yaşayan insanlar ortak bir kültür de yaratırlar.
Toplumsal değerler, normlar bu kültürle gelişir ve değişir. Bireyler, aynı gelenek,
görenek, kural ve ahlâkî yapı içinde yetişerek ortak bir kimlik geliştirirler. Tarih ve kültür birliği, sağladığı dayanışma ile milletin gelişmesinde en önemli etkenlerden
biridir. Yeni kuşak bireyler, bu tarih ve kültür bilincini toplumsallaşma yoluyla
kazanarak, millet dayanışmasını sürekli hâle getirirler. Ancak, tarih ve kültür
birliğinin var olması da bir milleti oluşturmada tek başına yeterli değildir. Örneğin,
Türkler ve Azeriler benzer tarih ve kültür mirasına sahip olmalarına rağmen farklı
milletleri meydana getirmişlerdir.
Unutmamamız gereken konu, yukarıda anlatılan bütün unsurların tek
başına milleti oluşturmada yeterli olamayacağıdır. Bu etkenlerin hepsinin bir arada
düşünülmesi zorunludur.
Millet, “feodal düzenin yıkılışı ve kapitalist düzenin oluşumu
döneminde ortaya çıkan; toprak, ekonomik yaşam, duygu, dil ve kültürel
özellikler yönünden ortaklaşa niteliklere sahip bağımsız bir siyasal kimlikle
aynı topraklar üzerinde yaşayan insan topluluğudur.”
Alıntı