Nice kullar, mâbetlerle barışır,
Nice insan, meleklerle yarışır,
Allah nidâları, arşa karışır,
Hoşgeldin.. Ey onbir ayın sultanı.
Cengiz Numanoğlu
Yine olağanüstü değişimlere şahit olacağız. Ramazan, kalbimizi, aklımızı, hayallerimizi… Sokakları, caddeleri, evleri, sofraları değiştirecek. Camiler, şadırvanlar, ezanlar bir başka güzel olacak.
Herkeste tatlı bir telaş olacak Ramazan başlayınca… Sahurda son lokma yenirken, son yudum su içilirken daha dikkatli olacak herkes. İftar yaklaşırken sadece kendimizi değil, başkalarını da düşüneceğiz. Acaba kimi davet edebilirim şu sofraya? Acep bugün kime yardım etsem isabet olur?
Yine Kur’ân-ı Kerim’le dolup taşacak cümle mekânlar… Sözlerde, sohbetlerde Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (asm) aziz hatıraları olacak… Cümle mahlûkat, mü’minlerin bu benzersiz ibadetine bir kere daha iştirak edecekler… Telaş ve koşturmacalarla dolu şu dünya, birdenbire muazzam bir camiye dönüşüverecek… Evet, bir de bakmışız ki o keşmekeş dünya gitmiş, huzur dolu bir başka dünya gelmiş… Nasıl, kimin emriyle?
Faruk Nafiz Çamlıbel bakın neler söylemiş:
Alnımız secdede bulsun bizi her lâhza ezan
Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan
Zikrimiz Arşı geçip fecre kadar yükselsin
Mâveralardan ümîd ettiğimiz ses gelsin
…
Her yatsı namazı vaktinde camiler teravih namazları için dolup taşacak. Ümmet-i Muhammed, hep bir ağızdan Itri’nin Salât-ı Ümmiyesi’ni okuyacaklar. Sahur vakitlerinde, gecenin karanlığını, tarihin şu en zor zamanlarını, ahirzaman mü’minleri pırıl pırıl aydınlatacaklar. Dualar dergâh-ı ilâhiye yükselecek daha aydınlık sabahlar için… Herkes kendinden daha fazla başkaları için yaşamaya, dua etmeye başlayacak.
Hep söylenir ya: Ahirzaman mü’minleri, Fahr-i Kâinat Efendimiz’e (asm) kardeştir. Cümle evliyanın gıpta ettiği mü’minlerdir ahirzaman mü’minleri. Neden?
Bir düşünün… Bir samimi Müslüman… Sahura kalkmış veya kalkamamış… Ama ağzı oruçlu, kalbi oruçlu, duyguları oruçlu, hayalleri oruçlu… Ya otobüse, ya vapura, ya minibüse yetişmeye çalışıyor sabahın erken saatlerinde. Ya koşturuyor veya hızlı adımlarla işine yetişmeye çalışıyor… Sağlam bir niyet etmiş, Allah için oruç tutmaya başlamış… Saatler ilerliyor… Bir taraftan o gün halledilmesi gereken işler, diğer taraftan günün plan ve programı… Zaman bir türlü geçmiyor… Açlık ve susuzluk had safhada… Olsun. Allah emretmiş ya… Kabul etsin yeter ki o orucu… Öğle ve ikindi vakitlerinde okunan ezanlar, işleri aksatmadan kılınan öğle ve ikindi namazları… Günün sonuna doğru bitirilen işler… Bitirilemeyen işlerin ertesi gün için planlanması… Sonra paydos… Yine yollarda işte o kendi halindeki işçi, memur, iş adamı, öğrenci, öğretmen veya esnaf… Ama muhakkak samimi mü’min. Oruç tutabilen mü’minin samimiyetinden şüphe edilmez. Çünkü orucu yalnız Allah bilir de, başkaları bilmez. İşte ahirzamanda mü’min olmak böyle değerli, böyle enfes…
Lütfen dikkat! Tarihin en seküler, en maddeci, manevi açıdan en dehşetli ve tehlikeli dönemlerinden… Ahirzamandan bahsediyoruz. Böyle bir zamanda oruç tutan Müslümanlardan bahsediyoruz. İslam Tarihi’nin o benzersiz evliyaları gıpta etmişler ahirzaman mü’minlerine… Mevlana Celaleddin, Yunus, Hacı Bayram Veli gıpta etmiş 21. yüzyılın samimi mü’minlerine.
Yahya Kemal’e kulak verelim:
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,
Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.
…
Oysa hiç değişmeyecek gibiydi koca dünya… Mekân daralmıştı, zaman daralmıştı her günkü işlerin koşturmacalarıyla… Benmerkezcilik tavan yapmıştı. Tüketim çılgınlığı yine sarmıştı her yanı… Bir nefeslik olsun mola imkânı da yok gibiydi.
Ama her şey Ramazan ufukta görününce değişti. Teravihle, sahurla, iftarla değişti. Allah’ın emriyle gelen Ramazan, bir anda İslam Alemi’ni ve insanlığı bambaşka bir iklime alıp götürdü.
Ramazan böyle geniş, böyle ferah bir zaman dilimi işte.
Allah dilerse oluyormuş demek ki… Hem de bir anda değişebiliyormuş her şey…
Şu koca dünyayı döndüren…
Şu daralmış zamanları, mekânları, gönülleri…
Rızıkları, sofraları, imkânları Ramazan’la genişleten Allah’a şükür.
Ramazan, her şeyden önce maneviyat ve bereket demek.
Bereket olmadan insanın hali, buğday ambarında açlıktan ölen tavuk gibi.
Bir ay önceki darlanan dünyayı gören var mı?
Yerlerden göklerden yağan şu bereket ne vakit geldi?
Arif Nihat Asya’nın mısralarıyla veda edelim:
Ey karlı köyüm, beyaz köyüm, hür yayla;
Bir gün –ki oruçluydu yamaç, dam, tarla–
Yoldaydım uzaktan okunurken ezanın,
Bir dağ tepesinde iftar ettim karla.
N. Kağan Çetin