sürekli haksızlığa uğrayıp
sonrasında haksızlıktan dem vurup
el insanlarını haksızlığa düşürmek gibi amaçlarım olmadı değil
ne isa olabildim tokat yedikçe diğer yanağımı uzatacak kadar
ne de muhammed olup bir nesli göç ettirebilecek kadar sesim yükseldi
ben şimdi gelişi güzel çok içip karnı şişen bir atsam sen nesin
ben şimdi yazıyorum ya sana soluksuz
ikimizde biliyoruz ki eyer sendedir
elindedir nefsimiz
küsurat kulaklarını kapayan saçlarındır
yada güneşin vurduğu bedeninin kaldırıma yansıması olabilir
aramızda küsuratın lafı mı olur
horlanan itilip kakılan
bir ilk okul çocuğunun silgisini hiç kullanmadığı defteridir şimdi dudaklarım
insan insanın laf ebesidir
kimi zaman sözcükleri gelişi güzel dizilen bir ağıt
kimi zamanda yerle yeksan edilen günahsız bir ağacın gövdesidir
küf gibi bir şey bu yaşanılan yaşam
tabi ki buna yaşamak denirse
bir su tutulsa belki gidecek
ama içimiz hiç bir zaman rahatlamayacak...