kapılar açılır / kapılar kapanır
durmadan / binlerce ayak yürür yaşama
zaman yaprakları sallanır
kuru bir dilin söylediğinin yeşertemediğidir düşen
rüzgâr, güneş, evren döner
yelkovanla akrep döner
okur yine kendi bildiği gibi / sürme çeker göze yaşam
öğretir insana da dönmeyi
kar altında sıcak sıcak akar uyku
yoktur gölgesi
geçer hüzün seferberliğine
yakar başlama ateşini
bilinmez hangi çatıya çöker kasveti
ve hangi kapı kapanır merhabaya !
inkârda fayda etmeyen dil yüreği
ne mor şafaklar vardır artık çoğalacak
ne mavisinden içilecek gök
ne de ninnisi dalga sesleri deniz…
her şey geçermiş yine de
unutulur bahçe kapısının çalan çıngırağı
çekilmeyen kuyu suyu
ağaçtaki ip salıncak
kapıları sımsıkı kapalı nefessiz ev
çürür avludaki üç tekerlekli bisiklet
sırı dökülen ayna
bağra basılamayan çerçevedeki iz
suyu kesilir sarmaşıkların
darp alır, çöker çardak
zamanı gelince hep olur
kıyıdan çekilmeyen deniz var mıdır ?
görülmez / çözülmez, boşluktaki virân düğüm
ahh! alnından vurulası ölüm