ay düşerdi geceden sen gülerken
biliyorum / eskilerde kaldı diyeceksin

öyle çok ki içindeki mezar taşları
yüzünden düştü / taş kesti tebessümlerin
derbeder günlerin ağırlığında yüreğin bu yüzden

rengârenk, parlak düşlerini anlatırdın hani bana anımsa
bu vakitler /hazan bahçelerinden geçiyorsun durma
gövdeye tutunamayan kırık bir dal ruhun
düştü düşecek

çocuk gülüşünün koparılışını
anneden kesilen çocuk koşmalarını
kaldır at artık bu hatırlamaları

varsın nisan yağmuru kadar az olsun içeceğin su
ve şubat kadar kısa olsun / ömürde doyacağın gün
dolu dolu iç yaşamı / dolu dolu iç /de / hatırla yeniden tadını
ölüm gelecek nasılsa çat kapı

kanma /yönünü şaşırtan gece görüşünde gözlerin
varacağını sanarak
durmadan kuzeye kuzeye yürüyorsun
karanlığı parlatan güneşe doğru/sun /yüzünü kaldırdığında /sen olacaksın
karanlığın içinde, şimdi kayboluyor cılız sesin
eylül hâlini görüyorsun mevsimin

sahip ol ruhuna /eksiltsin bu kederi
yeni bahçelerde gezin /terk-i diyar eylesin sükûtun
çözülemeyen ne varsa düğümünden / bırak öyle kalsın
her bir telini sev saçlarının
dün devrilip kaldı eski bahçelerde gör/me

sen hayâl denizinde / yüz/me
içinde sessizce bekleyen yaz
yakana yapışan kışın korkusundan
efkârını savurdukça soluğuna
daha daha /bir kat daha fazla yanacak için

bu gidişin gidiş değil /ham yazdan ümitsizim
düşmedikçe yakandan kış
dokunamayacak bir türlü tenine

kendine hayrı olmayanın
kimseye hayrı olmazmış ya…
kıpırda/n biraz / menzile varamadan daha
yaz / kar yangınlarında kalacak yine
oysa /ne ânı / ne günü/ ne de yarını belli değil onun da
kim bulmuş ki sonsuzluğu fâni dünyada?

geçmişi konuşturup durma içinde
nasıl uyanıyor toprak bıkıp usanmadan her mevsime
pişmanlıklarla açılmasın gözün yeni güne
artık /mavi yeşil, deniz kokusu getir sabahlarına

yaşamak dediğin
ölümün galibiyeti / senin mağlubiyetin
unutulmak değil mi, sonunda bir gün?…