Evet, materyalizm, idealizme tepki olarak doğdu dedik. Diğer bir deyişle bilimsel bakış açısı, bilimsel olmayan bakış açısına tepki olarak doğmuştur. Şimdi 3 temel soruyu yöneltip her iki tarafın verdiği cevapları ele alalım. Bu 3 soru idealizmin temel argümanlarına dayanmaktadır.
1 - Dünyanın sadece bizim düşüncemizde var olduğu gerçek midir?
2 - Maddeleri bizim fikirlerimizin yarattığı gerçek midir?
3 - Ruhun maddeyi yarattığı gerçek midir?
İlk sorudan başlayalım.
İdealistler, dünyanın varlığı için kişinin düşüncesindeki gerçeklik(öznel gerçeklik) olduğunu iddia ederken, materyalistler, düşüncemiz dışındaki gerçeklik(nesnel gerçeklik) olduğunu ileri sürer.
İdealistlerin önemli temsilcilerinden Berkeley diyordu ki; ''Ruhumuzun dışında, düşünerek var olduğunu sandığımız, madde değildir, onları gördüğümüz için, onlara dokunduğumuz için şeylerin var olduğunu düşünüyoruz; bu duyumları bize verdikleri için onların varlığına inanıyoruz''
Yani diyor ki aslında elma diye birşey yoktur. Öyle birşey sadece senin zihninde var. Örneğin bir maddenin var olduğunu idrak etmek için, o maddenin renk, tat, koku, büyüklük, ağırlık gibi özelliklerinden yararlanırız. Berkeley bunları önemsizleştiriyor ve bunu kafamızdaki fikirlere ve düşüncelere bağlıyor. Şöyle der örneğin:
''İşte bir kumaş parçası, siz bana onun kırmızı olduğunu söylüyorsunuz. Kesin mi bu? Gözleri farklı gören canlılar bunu kırmızı değil ve başka renk olarak görecektir. Bu halde kumaşın rengi kırmızı değildir, ona renk veren kumaşın kendi değil, gözdedir, yani bizdedir'' der.
Peki Berkeley bunu neye dayandırıyor?
Berkeley'e göre , bizim ruhumuz kendi başına bu fikirleri yaratamadığından ve her istediği fikri yaratamayacağından daha güçlü başka bir ruh bu fikirlerin yaratıcısıdır der. Yani ruhumuzu yaratan ve ruhumuzla karşılaştığımızda dünya hakkındaki bütün fikirleri bize buyuran Tanrı'dır.
Materyalistler ise, buna cevap olarak der ki; biz burada maddelerin özelliklerini tartışmıyoruz, var olup olmadığını tartışıyoruz. Biz dünyanın var olduğunu bilimin yardımıyla doğrularız ve bilim, duyu organlarımızın bizi düşürdüğü yanılgıları düzeltmemize olanak verir der. Örneğin kumaşın renginin kırmızı olmadığını yada hafif/ağır olmadığını söyledik. Ama kumaş diye bir nesnenin varlığını inkar etmeyiz. Oysa idealizm kumaşın varlığını dahi inkar etmekte…
Materyalistler devam eder ve der ki, ‘’dünya sadece bizim düşüncemizde var ise, insanlardan önce yoktu anlamına gelir. Bunun yanlış olduğunu biliyoruz, çünkü bilim, insanın yeryüzünde çok sonradan ortaya çıktığını kanıtlıyor’’.
Tartışma ilerisinde idealizmin vereceği somut bir cevabı olmadığından konuyu Tanrı kavramına vurur. Bu olgu, idealizmin en yüksek ve en temel biçimlerinden biridir. Diğer bir deyişle kendi içindeki çelişkileri verebilecek bilimsel bir yanıtı olmadığından, cevabı her zaman soyut kavramlarda arar.
Ancak tanrı burada ruhtur ve kanıtlanamayan bir iddiadır yine. Haliyle idealistler bu durumu söz sanatı ve biraz da demagoji ile açıkladığını düşünmekte. İdealizm, sonuca göre neden üretme eğilimindeyken, materyalizm nedene göre sonuç bulma eğilimindedir. Materyalizm olayı somutlaştırdığından daha tutarlı açıklama getirmektedir. Bu yönden materyalizm dinamik(sürekli ilerleyen ve yenileyen) bir akımken, idealizm kendini tekrar eden bir akımdır ve Friedrich Engels de “Materyalizm, doğa bilimleri alanında çağ açan her yeni buluş ile kaçınılmaz olarak biçimini değiştirmek zorundadır'' diyerek materyalizmin sürekli kendini yenilediğini tarif eder.
No Pasaran
*********
Diğer iki soruya sonra değineceğim.
Kullandığım kaynaklar :
- Georges Politzer - Felsefenin Başlangıç İlkeleri
- Gelenek Dergisi – 23. Sayı - Klasiklerde Felsefe ve Yöntem
- Ekşi Sözlük - materyalizm
- Ekşi Sözlük - materyalizm ve idealizm arasındaki farklar