Derdâ ve Derda isimleri hemen hemen aynı, kaderleri birbirine benzeyen ancak biri kız diğeri erkek olan romanımızın ana karakterleridir. Romanımız 11 yaşındaki Derdâ’nın yatılı okulda geçirdiği gecelerden biriyle başlıyor. Maalesef ki bu gecede 6 yaşındaki, Yatırcalı bir kız çocuğu tavanda gördüğü şekli böcek zannederek; ranzadan düşerek ölür..
“Altı yaşındaydı ve altı yaşında ölecekti. Korkudan titriyor, gözlerini böcekten ayıramıyordu. Ay çekirdeği tarlası kadar bir tavana bakıyor ama sadece onu görüyordu. Ay çekirdeği
kadar bir böcek. Sivri ayaklarının etrafındaki tüyleri paça gibi duran, antenlerinin inceliği kirpik kadar olan bir böcek. Bir böcek resmi kadar hareketsiz gövdesiyle, koyu bir loşluğun koyu griye boyadığı betonda simsiyah bir leke. Küçük kızın korkudan sulanmış gözleriyle aynı renkte.”
Derdâ bu olayın ardından annesi tarafından köye götürülmek üzere alınır. Derdâ okula geri döneceğini sanırken annesinin niyeti farklıdır. Annesinin niyeti 11 yaşındaki kızını evlendirmek kalan ömründe başlık parası sayesinde rahat etmektir. Annesi amacına ulaşır ve Derdâ; Hikmetçiler tarikatı mensuplarından Ubeydullah’ın oğlu Bezir ile evlendirilir ve Londra’ya götürülür. Derda beş yıl boyunca gittiği Londra’daki evlerinde hapis hayatı yaşar ve kocasından çeşitli işkenceler görür.
Karşı komşusunun kendisini kurtarabileceği inanacına kapılan Derdâ para bulup kocasından kaçmak için porno kasetleri çeker. Evden kaçtıktan sonra uyuşturucu bağımlısı olur ve uyuşturucu parası için yapmadığı şey kalmaz… Ancak daha sonra kader yüzüne güler. Derdâ’nın hayatı bir rehabilitasyon merkezinde uyuşturucu tedavisi gördüğü esnada kendisine refakat eden Anne sayesinde değişir. Anne ona gerçekten “annelik” eder. Derdâ okula geri döner üniversiteye gider ve bir edebiyat profesörü olur…
Kitabımızın ikinci kahramanı Derda ikinci bölümde çıkıyor karşımıza….
Derda,mezarlığa bitişik bir gecekondu da yaşamakta ve göz kanseri olan annesine bakmaktadır. Babası cezaevindedir. Derda da on bir yaşındadır tıpkı Derdâgibi… Hiç okula gitmemiştir ve okuma yazması yoktur. Derda’nın bütün dünyası içinde yaşadığı mezarlıktan ibarettir… Bir gün Derda’nın annesi ölür. Derda arkadaşlarından birinde duyduğu yurt hikayelerinden korkarak annesinin ölümünü gizler. Annesinin cesedini baltayla parçalar ve çeşitli mezarlara gömer.
Annesinden kalan son parçayı bir mezara daha gömmüş oradan ayrılırken sakallı ve cüppeli bir adamla çarpışır. Adam annesinin son parçasını gömdüğü mezara gider ve bir zarf gömer. Derda adamı takip etmeye başlar. Adam düzenli olarak gelir mezarlığa ve mezarların içine zarflar bırakır. Derda merakına yenik düşerek zarfları açar içerisinden para ve belgeleri alır. Ancak adam bu olayı fark ettiğini annesinin sol elini bir kutu içine koyarak gösterir. Derda aldığı belgeleri yerine koyar. Ancak içindeki korkudan bir türlü kurtulamaz.
Aynı günlerde mezarda toprağa beyaz bir zarf gömen bir kadın görür ve her şeyi anlatıp yalvarmaya afdilemeye karar verir ama kadın yabancıdır ve ne dediğini anlamaz mezarı işaret eder… Derda mezarı yıkayıp temizlerse kendisini affedeceklerini düşünür… derda ondan sonraki 5 yıl boyunca mezarı temizler ve mezar taşıyla konuşur… Bilmediği bir şey vardır.. O mezar OĞUZ ATAY’ın mezarıdır….
Derda’nın okumayı öğrenip Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını okuduktan sonraki rüyası farklı bir yazı karakteri ile yazılmış..
“İnsanlardan geri kalanlara mezar taşı denirdi. Göğsünün üstünde inip kalkan kitabın bir mezar taşı olduğuna inandı ve kırpmaktan vazgeçip gözlerini kapadı.”
Derda’nın yolu Derdâ ile tesadüfen sanal alemdeki eski pornolarından biri ile kesişir. Tecavüze uğrayan Derdâ kameraya Oğuz Atay’ın bir cümlesi ile seslenince Derda onu bulmaya karar verir. Yazmayı öğrenerek ona mektup yazar….
Derdâ da Anne’nin ölümünden sonra Anne’nin Oğuz Atay’la tanışıklığını öğrenip; Oğuz Atay’ı araştırırken; Derda ile yolu keşisir. Derdâ da bir mektup yazar. Karşılaşmaları her ikisi de 40 yaşına geldiklerinde Oğuz Atay’ın mezarı başında olur…
“Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır.Belki de az,hayat ve ölüm kadardır! Belki de,seni az tanıyorum, demek,seni kendimden çok biliyorum,demektir.Belki de az her şey demektir.Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…
” Seni AZ seviyorum” dedi Derdâ
” Ben daha AZ… ” dedi Derda
Bir daha da konuşmadılar….
Birlikte olabilmek için kırk yıl bekledi onlar birlikte ölebilmek içinde kırk yıl daha yaşadılar…