Dini doktrin ve inanç esasları



Musevilik, İbrani kutsal kitabında yer alan, Talmud ve diğer metinlerde de daha kapsamlı bir şekilde incelenip izah edilen ilke ve esaslar üzerine kurulu, tek tanrılı bir dindir. Yahudi inanışına göre, Musevilik Tanrı ile İbrahim arasında yapılan Akit ile başlar. Musevilik, teolojik açıdan tek tanrıcılığı daima son derece güçlü bir şekilde savunmuştur. Bununla beraber, Tanah'ta, birçok İsrailoğlunun Museviliğin inançlarından saptığı kaydadeğer dönemlerden bahsedilir.
Tarihi olarak, Musevilik Yazılı ve Sözlü Tora'nın vahyolunduğu inancını ve kabulünü imanın temeli olarak değerlendirmişse de, Musevilikte dini dogmayı dikte ettiren merkezi bir otorite bulunmaz. Bu, Tora ve Talmud'un özünde var olan belirli teolojik inançlara dair birçok farklı düzenlemenin ortaya çıkmasına da yol açmıştır. Zaman zaman kimi hahamlar kati bir düzenleme üzerinde fikir birliğine varmışsa da, diğerlerinin muhalefeti ile karşılaşmışlar, birçok haham da bu tarz teşebbüsleri Tora'nın bütünüyle kabulüne zarar verdiği gerekçesi ile eleştirmiştir. Bilhassa Talmud'da, kimi inanç esasları (örn. Tora'nın Tanrısal kaynağı), reddedilmeleri halinde kişiyi "apikoros" (sapkın) konumuna düşürecek kadar önemli kabul edilir.

Yüzyıllar içinde, Musevilikte inanç esaslarına dair bir dizi düzenleme ortaya çıkmış, her ne kadar kimi detaylar konusunda aralarında farklılıklar görülmüşse de, özlerinde yatan ideoloji açısından ortaklıklar sergilemişlerdir. Bu düzenlemelerden yetkinliği en yaygın kabul görenlerden biri de Musa ibn Meymun (Moşe ben Meymon) tarafından 12. yüzyılda belirlenen imanın 13 esası olmuştur. Bu esaslar ilk ortaya atıldıklarında tartışmalara yol açmış, Hasdai Crescas ve Joseph Albo'nun eleştirilerine hedef olmuştur. İbn Meymun'un on üç ilkesi Yahudi toplumunun büyük bölümü tarafından sonraki birkaç yüzyıl boyunca gözardı edilmiştir. Zaman içinde, bu ilkeler şiir halinde yeniden ifade edilerek ("Ani Ma'amin" ve "Yigdal") Museviliğin dua kitabına eklenmiş ve sonunda yaygın kabul görmüştür.
İbn Meymun'a göre, belirlediği 13 esasın tekini dahi reddeden her Yahudi dönme ve sapkın olarak kabul edilmeliydi. Her ne kadar çoğu Yahudi alim ibn Meymun'un 13 esasından nispeten çok ufak farklılıklar gösteren görüş açılarına sahip olmuşlar ve Musevilikte bugüne kadar hiçbir zaman tek bir normatif ve bağlayıcı iman ikrarı görülmemişse de , ibn Meymun tarafından düzenlenen bu 13 esas, Yahudi inançlarının geniş kabul gören bir listesini yaratmaya en yakın çalışmadır.
Joseph Albo ve Abraham ibn Davut, ibn Meymun'un listesini, doğru olmakla birlikte, aslında imanın temelini teşkil etmeyen, bu yüzden de sadece kusurlu görülmeleri gereken çok sayıda Yahudiyi "sapkın" kategorisine sokan, gereğinden fazla sayıda madde içerdiği için eleştirmiştir. Diğer birçok kişi de, bu tarz düzenlemeleri Tora'nın bütünü ile kabulüne zarar verdiği gerekçesiyle eleştirmiştir (bakınız yukarı). Bununla birlikte, belirtildiği gibi, ne ibn Meymun, ne de çağdaşları bu esasların Yahudi inanışının tümünü kapsadığını düşünmemiş, bunları daha ziyade Museviliğin kabulünün özünü oluşturan teolojik temeller olarak görmüşlerdir. Bu çerçevede, antik dönem tarihçisi Josephus, dini inançlardan ziyade uygulama ve göreneklere vurgu yapmış, sapkınlığı Yahudi hukukuna riayet edilmemesi ile ilişkilendirmiş, Yahudiliğe geçiş için gerekli şartların sünnet (Brit Mila) olmak ve geleneklere uymak olduğunu savunmuştur.
Modern zamanda, Yahudilik, merkezi bir otoriteye sahip olmadığından, belirgin bir dogma dikte edilmiyor. Bu nedenle, temel ve basit bazı inançlar bile Yahudilik içerisinde farklılıklar gösterebiliyor. Bu farklılıklara rağmen, bütün mezhepler temelde Tevrat’tan, Talmud’dan ve Midraş gibi birçok dini tefsirden gelen ilkelere dayanır. Yahudilik, farklı mezhepler de dahil olmak üzere, evrensel olarak, Tanrı’nın İbrahim’le anlaşmasını ve Musa’nın en büyük peygamber olduğunu kabul eder.