Oca 17, 2015 - Kadir Oran
untitledMağaza o kadar büyük bir alan üzerine kurulmuştu ki, burada kaybolmak çok da zor olmasa gerekti. Aradığım kitabı da bir türlü bulamıyordum üstelik. Bir görevliden yardım almanın işimi kolaylaştıracağını düşünüp en yakındaki görevliye sordum.
Psikolojik romanların bulunduğu reyona doğru ilerlerken kitaplara göz atıyordum. Kendimi öylesine kaptırmış olmalıyım ki, bir kadınla çarpıştığımız zaman ancak kendime gelebildim. Kadından özür dilemek için yere düşen çantasını eğilip aldım. Bir anda kadın gözlerimin içine bakarak ‘sen’ dedi. Öylesine tanıdık bakıyordu ki bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Ancak bakışlarında tanımış olmaktan çok öfke ve nefretin izleri hakimdi.
-Affedersiniz benim hatam, dedim durumu kurtarabilmek için. Ancak kadının gözleri hala üzerimde geziniyor, rahatsız edici bir duygu içimi kaplıyordu.
-Bu nasıl olur? Sen..Sen… Hayır hayır sanırım sizi başka biriyle karıştırdım, diyerek şok içinde ki ifadesine yapma bir gülücük yerleştirdi. Çantasını alarak ve sık sık arkasına dönüp bakarak yürümeye devam etti.
Kadıncağız gerçekten de biriyle karıştırmış olmalıydı. Onu daha önce görmediğime emindim. En azından ‘’Şeyden’’ sonra görmediğime emindim. Yani önce ki hayatımdan sonra. Ama kadın beni her kimle karıştırdıysa , kadının canını çok fazla yakmış olmalı. Aksi takdirde bir yanardağ, gözlerde bu denli açığa çıkamazdı sanırım.
Aradığım kitabı sonunda bulmuştum. Kalabalık insan güruhunun içinde bulunmak anksiyete seviyemde artışa neden oluyordu hep. O yüzden hızlıca kasada ödeme yapıp evime doğru yola koyuldum. Evime. Mabedime.
Eski kanepeye uzanıp kitabı elime aldım. Bir hevesle okumaya başlayacaktım ki , o kadının gözleri birden hafızamda canlandı. İlk gördüğümde yabancı olan gözleri şimdi garip bir biçimde tanıdık geliyordu. Acaba gerçekten tanıyor muydum? Yani ‘’şeyden’’ önce..
Kitabı bir türlü okumaya başlayamıyordum. Düşüncelerden sıyrılıp yeniden okumaya koyuldum tam bu sırada kapıya üç şiddetli darbe indi. Gelenim gidenim olmazdı çok fazla. Hatta hiç olmazdı. Şimdi kapıya vuran bu el de kime aitti?
Kapıyı açtığımda daha bir saat önce gördüğüm kadın bu kez kapımda dikilmiş bana bakıyordu. Yüzünde ki öfke, yerini anlamakta güçlük çektiğim başka bir duyguya bırakmış gibiydi. Sessizlikle geçen birkaç saniyeden sonra ilk ben konuştum.
-Buyurun kime bakmıştınız?
-Ben..Ben bilmiyorum.
-İyi misiniz? Solgun görünüyorsunuz, dedim.
-Sanırım biraz başım dönüyor, diyerek sendeledi.
Kadın ellili yaşlarda, kısa saçlı, kısa boyluydu. Rahatsızlandığını düşünerek, biraz soluklanması ve toparlanması için içeri davet ettim. Bir bardak su ikram ettikten sonra yaşlı kadın biraz daha iyi görünüyordu. Ne olduğunu ya da neden geldiğini anlayamıyordum. Ben daha soru sormadan kadın aklımda ki soruları okumuşçasına yüzüme bakıp anlatmaya başladı.
İki yıl önce ailecek çıktıkları bir gemi yolculuğunda talihsiz bir kaza yaşanmış. Bu kazada kocasının ve oğlunun dalgaların arasında kayboluşunu şahit olmuş. Kocasını cesede bir hafta sonra bulunmuş ancak oğlunun cesedine ulaşılamamış. Kadın bunları anlatırken oğlundan ölmemiş gibi bahsediyordu. İyi bir yüzücü olduğunu söylüyor ve o dalgalardan kurtulduğuna inanıyordu. Sahil güvenliğin ve polisin günlerce süren araştırması sonucunda oğluna dair hiçbir iz bulunamamış.
Kadını dinlerken ister istemez onun üzüntüsüne üzülüyordum. Dahası içimde ki heyecanı bir türlü bastıramıyordum. Kadın sonunda cebinden bir resim çıkarıp bana uzattı. Resmi elime aldığımda bedenim adeta buz kesti. Konuşmak istiyor ama bir türlü kelimeleri bir araya getirip cümle kuramıyordum.
-simdi buraya neden geldiğimi anlıyor musun?, dedi kadın
Elimde tuttuğum resim bana aitti. Yani aslında değildi. Belki eskiden bana aitti. Bilmiyorum. Saçları daha uzun, daha zayıftı. Bu resim ya bana aitti ya da bilmediğim ve başka bir aileye verilmiş bir ikizim vardı. Ama ilk ihtimal daha ağır basıyordu. Çünkü geçmişim, benim bir geçmişim yoktu. Yani vardı ama hatıralarımda yoktu.
İki yıl önce bir sahil kasabasında balıkçı kulübesinde uyanmıştım. Ve ne olduğunu, oraya nasıl geldiğimi bir türlü hatırlamıyordum. Geçmiş silinmiş gibiydi. Kulübede uyandığımda yalnızdım ve bir an korkuya kapılıp kaçtım. Ayağa kalkıp odanın içinde kısa voltalar atmaya başladım. Bir yandan düşünüyor bir yandan da kadının anlattığı hikayeyi zihnimde canlandırmaya çalışıyordum.
Benim hikayem ve bu resim, kadının hikayesini doğruluyordu. Yani eğer öyleyse karşımda oturup ağlayan kadın annemdi. Ama hala aklımı kurcalayan şeyler vardı. Nasıl emin olabilirdim? Resim.. Evet bana benziyordu ama ben olmayabilirdim de..Tanrım saçmalamaya başlıyorum sanırım diye düşündüm.
Sonra oturup bende hikayemi kadına anlatmaya karar verdim. Ben anlattıkça kadın heyecanlanıyordu. Başımdan geçenleri anlattıktan sonra kadın tıpkı bir annenin göstereceği şefkatle yanıma gelip başımı okşadı. Bu benimde hoşuma gitmişti.
-Evet biliyordum. Sen benim oğlumsun. Sen benim serkan’ımsın, diyerek sarılıp ağlamaya başladı.
Ben hala tereddüt ediyordum. Her ne kadar hikayeler örtüşse de, mantığım kabul etse de içimde bir yerlerde bunun böyle olmaması gerektiğini söyleyen birisi vardı. Kadının gösterdiği sevgi seline daha fazla dayanamayarak kedimi bu selin akıp giden sularına bıraktım. Özlemle sarıldım.
-Hadi evimize gidelim. Bunun sana iyi geleceğini düşünüyorum. Çocukluğun o evde geçti. Bütün anıların orada. Belki hafızanın yeniden canlanmasına yardımcı olur, dedi
Evet bende hafızamın yerine gelmesini, kim olduğumu bilmek istiyordum. Bu yüzden kadınla, yani annemle, birlikte çocuklumun geçtiği eve doğru yola koyulduk. Eve vardığımız da, ne bahçe ne evin içi bana en ufak bir anıyı anımsatmadı. Sanki daha önce hiç gelmemiş gibiydim. Her nesne yabancı geliyordu. Annem beni, eskiden kullandığımı söylediği odama çıkardığında ise, yine her şey donuk birer nesneden ibaretti. Hala geçmişe dair en ufak bir anı bile yoktu.
Annem bir tepsi de soğuk içecek getirerek bana uzattı. Susamıştım. İki yudumda bütün bardağı içip susuzluğumu gidermeye çalıştım. Belki bir faydası olur ümidiyle evin odalarını tekrar tekrar dolaştım. Ama hiçbir faydası olmuyordu. Dönüp dolaşıp salona geldiğimde bedenim uyuşmuş gibiydi. Uyku, kasvetini üzerime indirişti. Kendimi koltuğa bıraktım gözlerimin kapanmasına engel olamıyordum.
Gözlerimi açtığımda sert, tahta bir yüzeyde yattığımı fark ettim. Doğrulmak için hamle yaptım ancak ellerim bağlıydı. İçimi dehşetli bir korku kapladı. Neler olduğunu anlayamıyordum. Kalbimin ağzımdan çıkacağını hissediyordum. Var gücümle bağırdım. Ama sesime yanıt veren kimsecikler olmadı. Kurtulmak için o kadar çırpındım ki ellerimi bağlayan ipler derin kesiklerin oluşmasına neden oldu. Ellerimde sızan kanın sıcaklığını hissedebiliyordum.
Bir ayak sesleri yankılanmaya başladı. Birisi geliyordu. Yaklaşan ayak sesleri anneme, yani yaşlı kadına, aitti.
-Anne!
-Anne mi? Ne annesi? Ne kadar da aptalsın, diyerek bir kahkaha attı.
-Ama gemi kazası.. Resim.. Göz yaşları, diyebildim. Şaşkınlığı üzerimden atınca, ölümün soğuk korkusu bütün bedenime yayıldı.
-Gemi kazası..Evet ben uydurdum, deyip kahkaha attı. Resmi ayarlamak da çok zor olmadı, bir kahkaha daha.
-Ama neden? Ne istiyorsun benden?
-Bana ne verebilirsin ki senden bir şey isteyeyim, bir deli gibi hareket ediyor odanın içinde dolanıp duruyordu.
-Peki bu yaptığının amacı ne? Bana ne yapacaksın? Bırak beni gideyim, yalvarmaya başlamıştım artık.
-İşte bunu istiyorum. Yalvarışlarını duymak. Acı çığlıkların arasına karışan yalvarış nidaları, kahkaha atmaya devam ediyordu.
-Aşağılık sadist.
-Böyle olmayı ben mi istedim sanıyorsun? Sizin yüzünüzden, her şey sizin yüzünüzden. Oğlumu aldınız benden, küçük bebeğimi aldınız. Hepinizi öldürmek, kanınızı içmek istiyorum. Acı çekişinizi görmek istiyorum. Ancak böyle huzur bulur şu zavallı yüreğim, kadın deli gibi hareket edip odanın içinde oradan oraya gidip duruyordu.
-Hastasın sen. Hasta, diye bağırdım.
Kadın eline aldığı bir kabloyu ayak parmağıma bağlamaya çalışıyordu. Çırpınarak konuşmaya devam ettim.
-Bırak sana yardım edeyim.
-Hiç kimse bana yardım edemez, bir yılan gibi tısladı.
-Oğlunu anlat. Bana oğlundan bahset, dikkatini dağıtıp zaman kazanmaya çalışıyordum
-Bebeğim..Ona kimse yardım etmedi, eline aldığı vazoyu bir bebek gibi kucağında sallıyordu.
-Ne oldu bebeğine, ellerimi çözmek için biraz daha zamana ihtiyacım vardı.
-Kucağımdaydı. Ama sonra suların içine doğru çekildi, elinde tuttuğu vazoyu bıraktı. Yere düşen vazo büyük bir sesle kırılarak parçalara ayrıldı. Sağ elimi neredeyse çözmüştüm.
Kadın kırılan vazonun sesiyle irkildi ve yerdeki kabloyu alarak ayağıma bağlamak için yöneldi. Kadın daha yaklaşamadan iki elimi de çözmüştüm. Sert bir darbeyle kadını yana doğru savurdum. Ayaklarımda ki ipleri çözmeye çalışırken birden bütün vücudum aniden kasılmaya başladı. Evet bunu hatırlıyordum. Bu his. Bu elektriğin sarsan acısıydı. Vücudum elektriğe kapılmış çırpınıyordu. Ve karanlık bir bulut etrafımı sardı. ardından zifiri bir huzur.
Gözlerimi aralayabildiğim de yeniden bir masada yatıyordum. Bulanık üç tane yüz başımda dikiliyordu. Ellerim ve ayaklarım sıkı sıkıya yeniden bağlanmıştı. Etrafta ki sesler anlaşılmayacak kadar bulanıktı.
-Doktor bey daha ne kaç defa elektroşoka tabi tutacağız. Adam ölecek, dedi kadın
-Nöbetleri giderek sıklaştı, sanrıları artık gerçek yaşamdan tamamen sıyrılmasına neden oluyor, diye cevap verdi doktor.
-Ellerini çözelim mi?, diye sordu iri yarı görevli.
-Hayır bir süre daha bağlı kalsın ikinci bir seans yapabiliriz, dedi doktor.
Artık her şeyi hatırlıyordum. Hafızam anılarım yeniden bana verilmişti. Peki ya annem! O neredeydi? Neden yastığı yüzüme kapatıyorsun anne? Anne bunu daha kaç defa yapacaksın? Anne nefes alamı…ann..
-Anneeee!
Yeni bir elektrik dalgası her hücreme yayılıyordu. Gittikçe azalan bir acı benliğimi kaplıyordu. Kasılan bedenim yavaşça gevşemeye başladı. Artık daha hafif hissediyordum. Acı bedenimi terk etmişti. Ve bu sefer gerçekten anılarım iade edilmişti. Ölünce hatırlıyormuş insan.
Teşekkürler anne…
Elif


Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Teşekkürler Anne
10 Temmuz 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.



Ağaç şeklinde