Forumunuz.Com
  • Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
  • 1
  • 2

Forumunuz.Com (https://www.forumunuz.com/)
-   Sağlık Köşesi (https://www.forumunuz.com/saglik-kosesi/)
-   -   Psikiyatrik Sözlük (https://www.forumunuz.com/saglik-kosesi/22809-psikiyatrik-sozluk.html)

Elif 13 Nisan 2015 19:16

Psikiyatrik Sözlük
 
Abortus;

Hekim kararıyla gebeliğin sona erdirilmesi için genellikle iki şart gereklidir,

(a) gebeliğin devam etmesi gebe kadının hayatını tehlikeye atacak veya kendisinin ya da ailesinde bulunan çocukların ruhsal veya bedensel sağlıklarını olumsuz bir yönde etkileyecek nitelikte ise,yahut

(b) doğacak çocuğun ciddi ruhsal veya bedensel anormalliklere sahip olabilmesi tehlikesinin bulunması halinde. Bu karan alacak hekim veya hekimlerin konuya bir psikiyatrist gözü ile de bakmaları gerekir. Abortusun psikiyatrik temellere dayanan endikasyonları,söz konusu psikiyatristin ön yargıları oranında geniş veya sınırlı olabilir. Şizofreni,paranoid psikozlar,duygusal psikozlar,şiddetli psikopati teşhisleri veya immatürite,gebeliğin sona erdirilmesini geçerli kılan sebeplerdir. Bu durumda ortaya çıkan başlıca sorun,çoğu zaman bekâr veya çok çocuklu olan annede gebeliğe karşı bir tepki olarak beliren üzüntüdür. Gebe bekârsa,ailesinin yardımı olsun veya olmasın psikiyatrist,annenin gebeliğe alışma yeteneğini ve gebelik süresinin ilerde ruhsal sağlığı üzerinde yaratabileceği etkileri değerlendirmelidir. Çok çocuklu evli anne durumunda ortaya çıkan sorun ise,gebeliğe alışmaktan çok,diğer bir çocuğun yüküne katlanabilme yeteneğidir. Aile çoğaldıkça şiddeti artan ve süresi uzayan gerginlik ve depresyon semptomları,zıt sosyal ve evlilik şartları gebeliğin sona erdirilmesini ve kısırlaştırmayı haklı gösterecek faktörlerdir. Abortus yöntemleri son yıllarda önemli değişmelere uğramıştır :

(a) 12 haftalık gebeliğe kadar vakum kullanılarak yapılan kürtaj optimal yöntemdir;

(b) 12-16 hafta arasındaki alternatifler histeretomi veya histerektomi denilen ameliyatlardır

(c) 16 haftadan sonra,gene histerektomi uygulanmakta veya amniyotik sıvı karın duvarından dışa akıtılarak yerine yüzde 20 oranında tuzlu su şırınga edilmektedir. Sonuncu yöntem olumlu sonuçlar vermekle birlikte,annenin kan dolaşımına hipertonik tuzlu su verilmesinin doğurabileceği tehlike riskini taşımaktadır. Daha sonra yapılan incelemeler,kadın çocuğu aldırmayı gerçekten istediği takdirde,düşüğün yalnızca geçici birtakım psikiyatrik semptomlar yarattığını ortaya koymuştur. Öte yandan,düşüğün reddi hastahane bakımını gerektiren uzun süreli ruhsal bozukluklar ortaya çıkarabilmektedir. Sağlıklı bir gebelik sürdüren ve tıbben iyi durumda olan annelerin büyük çoğunluğu doğan bebeği istememekte ve aldırmadıkları için hâlâ pişmanlık duymaktadırlar. İskandinav ülkelerinde yapılan bazı incelemelere göre,sona erdirilmesi istenilen gebeliklerin ürünü olan çocuklarda,kontrol yapılmayanlara oranla daha yüksek suçluluk eğilimleri ve diğer psişik rahatsızlıklara rastlanmaktadır.

Öjenik nedenlere dayanarak düşük yapma aşağıda belirtilen şartlar altında geçerlidir : annenin (a) daha önce mongol veya fenilketonürik tipli çocuk doğurması (b) gebeliğin ilk üç ayında kızamıkçık mikrobu alması veya (c) huntington koresi gibi belirgin patojenik özellikler taşıması. Habitüel çocuk düşürmeler,kadının,gebelik rolünü ve henüz doğmamış olan fetüsü bilinçdışı reddine bağlı görülmüştür. Bu tip dinamik formülasyonları ispat veya aksini ispat zordur. Ancak,çocuk düşürmeyi alışkanlık haline getiren kadınların,hekimlerinden büyük ölçüde destek ve anlayışa ihtiyaçları olduğu muhakkaktır.

Elif 13 Nisan 2015 19:17

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Abreaksiyon (Katarsis);

Çok kere zihinsel baskı mekanizmaları (bkz. represyon) dolayısıyla bilinç dışına itilen olayların bilinç yüzeyine çıkarılması işlemidir. Abreaksiyon,unutulan anı ve yaşantıların hatırlanmasını sağlayan zihinsel yönünün yanı sıra,bilinç dışına itilmiş olayların uygun bir emosyonel ifade ve boşalma ile yeni baştan yaşanması anlamına gelir. Abreaksiyonun sonucuna varmak için kullanılan yöntem ise katarsistir. Abreaksiyon,formel ve analitik oryantasyonlu psikoterapi sırasında oluşabilir ve hasta önceden bastırılan emosyonları ile mevcut semptomlar arasındaki ilişkiyi bu sayede kavrayabilir. Çeşitli katartik teknikler kullanılabilir,ancak iki nokta özel pratik önem taşır.

Bunlardan ilki,anıların canlandırılmasının uygun biçimde bir ifade veya boşalmadan yoksun olmasının terapötik bakımdan faydalı olmayacağıdır. İkincisi ise,travmatik olayın yakın bir tarihte ve şiddetli olması halinde,abreaksiyonun başarı derecesinin genellikle artmasıdır. Katarsis,savaş yıllarında «bomba korkusu» olaylarında başarıyla uygulanmıştır. Hipnoz (bkz.),hastanın travmatik olayı tekrar yaşaması için telkin yapılarak uygulanabilir. Bu tekniğin başarılı olması,terapistin tecrübesi kadar hastanın göstereceği işbirliğine de bağlıdır. Subhipnotik dozda uygulanan kısa tesirli entravenöz barbitüratların metedrin ile bileşimlerinin kullanılması daha güvenilir bir yoldur. Subanastetik dozlardaki,eter. inhalasyonu,uyarıcı nitelikte bir abreaksiyon meydana gelmesinde bugün birçokları tarafından en etkili yöntem olarak kabul edilmektedir,LSD gibi hallüsinojenik ilaçlarla yapılan abreaksiyon son zamanlarda daha az kullanılmaktadır.

Elif 13 Nisan 2015 19:17

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Abstinans Semptomları;

(uyuşturucu maddenin bırakılması halinde ortaya çıkan semptomlar) bu terim,uyuşturucu madde alışkanlığı olanlarda maddenin kesilmesi ile birlikte ortaya çıkan sendrom için kullanılır. Bu sendrom,afyonlu madde alışkanlığı,barbitürat (bkz.) Ve alkol (bkz.) Alışkanlığı gibi durumlarda beliren fizik alışkanlıklarla ilgili spesifik klinik özellikler taşır. Fizik alışkanlık ile ilgili olan psişik semptomlar bütün uyuşturucu madde alışkanlıklarında kendilerini gösterirler ve karakteristikleri genellikle sübjektif üzüntü ve bir şeye özlemdir. Tedavi,ya uyuşturucu maddenin devamı veya yerine hasta tarafından benimsenebilecek başka bir maddenin uygulanması,ya da trankilizan kullanımı ile olur.

(bkz. İptilâ ve abstinans semptomları)


Abulia;


Abulia,iradesizlik anlamına gelir. Özellikle hipobuli gibi daha az tanınan bir biçimde kendini gösteren bir ruh hastalığıdır. Kişi karar verme ve kararlı davranma yeteneklerini kaybeder. Birçok nevrozlarda rastlanan ortak bir şikâyettir.

Elif 13 Nisan 2015 19:17

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Acting Out (Çocuksu Davranış);

Tedavi sırasında,gelişmenin ilk safhalarına ait davranışların tekrarlanması. Meselâ,çocukluğa ait bazı komplekslerin yeniden harekete geçirilmesi sonucunda tahripkâr davranış,saldırganlık,kaçma,vs. gibi tepkiler. Bazı kişiler diğerlerine oranla çocuksu davranışa daha yatkın olurlar ve psikolojik bir gerginliği gidermek için meselâ anksieteyi gidermek gibi günlük hayatta belirli bazı davranış biçimlerine sığınırlar. Psikiyatristlerin birçoğu bu terimi; endişe ve rahatsızlık verici davranışlar gösteren hastalarını tanımlamak için kullanırlar.

Elif 13 Nisan 2015 19:17

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Addison Hastalığı;

Addison hastalığında,koma öncesi veya sonrasında delirium semptomları belirebilir. Bunun dışında,tedavi görmemiş Addison hastalarının birçoğunda belirgin ruhsal bozukluklara rastlanır. Karakteristikleri depresyon (bkz.) veya apatidir (bkz.). Oysa,bazan da hasta kendisini iyi hisseder (bkz. öfori). Yakın geçmişle ilgili hafıza bozukluklarına ise sık rastlanır. Uygun bir yer değiştirme (replacement) tedavisiyle,bütün psikiyatrik semptomlar iyileşme göstermektedir.

Elif 13 Nisan 2015 19:18

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Adenerjik;

Uçlarından sinaptik iletici madde olarak noradrenalin (bkz.) salgılayan sinir lifleri için kullanılan bir terimdir. Bunlar çoğunlukla sempatik sinir sistemine ait liflerdir. Bununla birlikte,santral sinir sistemindeki birtakım sinapsların da adrenerjik olduğuna dair deliller vardır. Bu,özellikle,bazı orta beyin merkezleri için doğrudur. Genellikle,adrenerjik lifler,vücudun ergotrofik reaksiyonlarıyla,yani aktivite ve stress'le ilgili liflerdir. (bkz. Adrenalin)

Elif 13 Nisan 2015 19:18

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Adet;

Adet siklusuyla psikolojik fonksiyon arasında karmaşık bir ilişki vardır. Adet öncesi gerilimin (bkz.) karakteristiği,ruhsal durumda yarattığı bozukluktur. Nevrozlarda,âdet öncesinde anksiete veya depresyon şiddetlenir. Birçok kadın âdet öncesinde ve süresince düşük bir performans ve kaza yapma eğilimi gösterir. Bu dönemde,kadınların intihar etmeleri veya cinayet işlemeleri ihtimali yükselir. Bazı epileptiklerde,âdet öncesi dönemde,nöbet frekansları artmaktadır.
Birçok psikiyatrik bozuklukta âdet siklusu da bozulur; amenore (bkz.) oligomenore yahut menoraji görülebilir. Âdet düzensizliği çok kere psikolojik bozukluğa sekonderdir,ama anksieteye yol açması da muhtemeldir.

Elif 13 Nisan 2015 19:18

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Adet Öncesi Gerilim;

Bu terim,âdetten hemen önceki günlerde baş gösteren bir grup semptomu kapsar. Bu bozukluğun şiddeti hafif bir rahatsızlıktan kadının hayatını aksatıcı bir şikâyete kadar,süresi de bir günden bir hafta veya daha uzun bir döneme kadar değişkenlik gösterir. Genellikle şiddetli semptomlar daha uzun bir zaman sürer. Başlıca özellikleri :

(a) Ruhsal durumda değişim: gerilim ve sinirlilik bazen depresyon da görülür. Ruhsal durum değişken olup âdet yaklaştıkça kötüleşme eğilimi gösterir.

(b) Fizik semptomlar : Genel fizik rahatsızlık,şişkinlik duygusu,memelerde acıma ve şişme,bazen kilo artışı. Bu bozukluğa,hafif biçiminde,çok sık rastlanır. Nörotik kişilikli kadınlarda daha şiddetli semptomlar görülmesi muhtemeldir. Hormonal faktörler de önemlidir. Progesteron ve östrojen salgılarındaki bir dengesizlik sonucu gelişen progesteron yetersizliğinin bu duruma yol açtığı ileri sürülmüştür. Psikolojik semptomların oral kontraseptiflerle veya noretisteron gibi bir progestojen ile düzeldiği bugün ispatlanmıştır. Fizik semptomlar ise diüretik tedavisine daha iyi cevap vermektedir. Bu da,en az iki fizik mekanizmanın söz konusu olduğuna işaret etmektedir.

Elif 13 Nisan 2015 19:19

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Ağlama;

Çeşitli kayıplara,hayal kırıklıklarına ve früstrasyonlara karşı sık görülen ve aslında normal olan bir tepkidir. Kökeni,çocukluk dönemine ait,spesifik olmayan,rahatsızlığa karşı gösterilen tepkidir ve çocuk büyüdükçe seyrekleşir. Erkeklerden çok kadınlarda görülmesinin nedeni hiç değilse güçsüzlük,çocuksu ve kadınsı davranışla kültürel bakımdan bazı çağrışımlar yarattığı içindir. Bazan beklenmeyen iyi bir haber üzerine gerilimin birdenbire geçmesine bir tepki olarak paradoksal bir biçimde baş gösterir.
Bazı durumlarda ağlama psikiyatrik bir anlam taşır. Nörotik depressif kadınlarda sık görülür. Oysa psikotik depresyon daha şiddetli bir bozukluk olduğu halde,bu tip kadınlar ender olarak ağlarlar. Nitekim,bu hastalar artık ağlayamadıklarını ya da «ağlama dönemini geçirdiklerini» söyleyebilirler. Ani hıçkırıklarla başlayan ağlama,serebral arteriosklerozdaki «emosyonel enkontinans» in karakteristik bir özelliğidir. Depresyon belirtisi ve daha önce ağlama eğilimi göstermeyen bir kişide birden gelişen ağlama nöbetleri,her zaman organik serebral hastalık şüphesi uyandırmalıdır.



Adler,Alfred (1870-1937);

Bireysel psikolojinin kurucusu olan Adler,cinsiyet ve libido teorisine verilen fazla önemi kabul etmeyen Neo-Freudiyen analistlerden biridir. Adler zihinsel bozuklukların doğuşunda ve ilerleyişinde,günlük ortamsal etkilerin daha büyük bir önem taşıdığına inanmaktaydı. Genetik,organik ve sitüasyonel faktörlerin yarattığı aşağılık duygularının çok önemli olduğunu ve nevrozların yahut davranış bozukluklarının bilinçli veya bilinçsiz aşağılık duygusu ile aşırı kompansasyon arasındaki çatışma sonucu ortaya çıktığını ileri sürdü. Çocuk dört yaşındayken kendine bir «hayat tarzı» belirler ve çocuğun yaşadığı ortamdaki otorite kişilerle arasındaki ilişkiler,onun gelecekteki davranış biçimlerini etkiler. Başka bir Adler kavramı ise,«erkek protestosudur»: yani,erkekle kadın arasında hiçbir temel farklılık olmayıp, görülen bütün farklılıkları sosyal ve kültürel faktörler yaratmaktadır. Böylece,bir erkek toplumunda kadın kendisini ispat etmeye çabalar. Kadının bu protestosu birçok biçimlerde olabilir ve eğer bir çatışma meydana gelirse,sonucunda emosyonel bozukluk ortaya çıkar. Psikiyatri tarihinde Adler'in önemi yeterinden çok az değerlendirilmiştir.

Elif 13 Nisan 2015 19:19

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Adolesans;

Buluğ çağının başlangıcından tam cinsel olgunluğa erişinceye kadar geçen dönem,psikolojik bakımdan büyük bir önem taşımaktadır. Oysa hayatın bu dönemiyle ilgili olarak,psikiyatrik açıdan yeterince araştırma yapılmamış olması şaşırtıcı bir husustur. Sonucunda da,adolesans dönemindeki psikiyatrik bozuklukların insidansı ve yaygınlıklarıyla ilgili güvenilir rakamlar,bunların tarihçesi ve tedavileriyle ilgili bilgi eksiktir.

Başka bölümlerde daha ayrıntılı olarak incelenen,iyice belirlenen birtakım sendromlar (şizofreni,depressif hastalık,anoreksia nervosa,ilaç iptilâsı,vs.),önce adolesansta görülür. Bununla birlikte,yalnızca adolesans dönemine özgü hiçbir psikiyatrik bozukluk yoktur. Bu dönemin psikiyatrisiyle ilgili tartışmalar,kaçınılmaz olarak,spesifik hayat stress’leri ve mevcut aile örnekleri,bunların yanı sıra da adolesanların bu durumlara hangi davranış yollarıyla tepki gösterdikleri gibi hususlar üzerinde toplanır.

Amerikalı psikanalist ve antropolog Erik Erikson,çocukluğun her bir çağını,çocuğun karşısına çıkan ve öbür çağa geçmeden önce yerine getirmeyi başarması gereken bir görev açısından ele almıştır. Erikson'a göre adolesans,dengeli bir kendim-tanıma (self-identity) kavramının gerçekleştirilmesi gereken bir dönemdir. Genç kişi yüz ve vücut görünümü,cinsel yeterliliği,entellektüel yeteneği,bir işe girme ve sürdürme kapasitesi,karşı cinste yarattığı çekicilikle ilgilenir. Şimdiye kadar kendisiyle ilgili görüşleri çoğunlukla ebeveyninden öğrenmiştir,ama artık gittikçe artan bağımsızlığı dolayısıyla kendinin ve yaşıtlarının yargılarına daha çok güvenmek zorundadır. Bu alanlardan herhangi birinde duyulan aşırı anksiete,ilginin yalnızca belli bir fonksiyonda kümelenmesine (meselâ hipokondria semptomlarının ortaya çıkması) veya «ispat» davranışına yol açabilir. Bu durumda genç kişinin anksieteye gösterdiği tepki aşırı kompansasyon olur; kendi muhtemel yeteneksizlikleriyle ilgili korkularını yatıştırmak amacıyla fiziksel cesaret veya «gösteriş» hareketlerine girişir.

Birçok adolesanlar hayatlarının bu bölümündeki krizleri geçirirken,bunları göğüsleyebilecek yetenektedirler ve hiçbir uzun süreli kişilik bozukluğu ortaya çıkmaksızın bu krizlerin üstesinden gelebilirler. Oysa bazı adolesan grupları krizlerden etkilenmeye daha yatkındır. Bu durumlarda,ortaya çıkan emosyonel karışıklığın derecesi tıbba müracaat etmeyi gerektirebilir. Meselâ kronik fiziksel hastalık,yaşça daha küçük olanlar tarafından daha kolay karşılanabilirken,adolesans dönemindeki bir hasta,ilk defa olarak, kendisinin başkalarından farklı olduğunu ve hayatın ödüllerle dolu olmadığını anlayabilir. Diabetes mellitus,epilepsi,astım,vs. gibi hastalıklara yakalanmış çocuklarda,buluğ çağında veya buluğ çağından hemen sonra,davranış bozukluklarının ilk belirtileri görülebilir. Sosyal bakımdan yoksunluk içinde olan genç kişi de bu çağda davranış bozukluğu gösterebilir. Yıkılmış bir yuva,yoksulluk,ebeveynin işsiz kalması,ebeveynin çocuğu reddetmesi,vs. gibi çok rastlanan kötü sosyal faktörlerle suçluluk arasında ilişki vardır. Çocuğun üzerine düşmenin kötü etkileri sonucunda ortaya çıkan isyankâr davranış da önce adolesansda görülür. Buluğ çağına kadar annesiyle arasında aşırı yakınlık olan bir çocuk,özellikle anne eğer çocuğun bağımlılığını sürdürme çabası gösterirse,açık bir emosyonel bozukluk tepkisi gösterir. Her ne kadar aile hayatının adolesanın davranışı üzerindeki etkisine çoğu zaman daha çok ilgi gösterilirse de,bunun tersi de unutulmamalıdır. Hekime başvuran orta yaşlı bir kadında görülen depresyon semptomlarının doğrudan doğruya,kadının adolesans dönemindeki çocuklarıyla uğraşmakta ve onları kontrol altına almakta çektiği zorluklarla ilgili olması çok ender rastlanan bir durum değildir. Anoreksia nervosa, şizofreni,vs. gibi spesifik psikiyatrik sendromların tedavileri,bu bağlıklar altında anlatıldığı gibidir. Genç adolesanda rastlanan tam tanımlanamayan sendromların ayrıca üzerinde durmak gerekir. Genellikle,spesifik bir bedensel fonksiyon şikayetiyle hekime başvuran hipokondriak ve çekingen bir genç kişiye yardımcı olabilmek için en iyi yol,ona endişelerini tartışma fırsatını vermektir. Medazepam gibi hafif bir trankilizanla kısa bir tedavi süresi,özellikle güç bir dönemin atlatılmasına yardım edebilir. Saldırgan ve topluma karşı olan bir adolesanın kendi kendine hekime başvurmasına ender rastlanır; çoğu zaman böyle bir adolesan kızgın ebeveyni tarafından hekime getirilir veya ebeveyn onun yokluğunda hekimin tavsiyelerini öğrenmek ister.

Bu durumda hekim tarafsız kalarak ebeveynin suçluluk,depresyon ve öfke duygularına anlayış göstererek,çok güç olsa bile ebeveyn çocuk ilişkisinin olumlu yanlarının önemi üzerinde durarak ve iyi bir sonuca ulaşma olanaklarını göstererek çok yardımcı olabilir. Çocuk suçlular arasında yalnızca ufak bir azınlık ilerde suç işler. Gene de,genç bir suçlunun ilerde başka sosyal ve psikolojik problemler edinmesi ihtimali pek küçümsenemez.

Elif 13 Nisan 2015 19:19

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Aerofaji;

Çoğu zaman yutkunamama (disfaji) ve bazan da kusmayla birlikte olan hava yutma,genellikle bir histeri (yani konversiyon) semptomu sayılmaktadır. Bazan da sekonder bir amaçla,yani hasta taklidi yapma maksadıyla başvurulan bilinçli bir alışkanlıktır. Büyük miktarda hava yutan bazı hastalarda şiddetli anormal şişkinlik olur. Semptomatik düzeyde etkin olabilecek hiçbir tedavi yoktur. Semptomun altında yatan durumun tedavisi,psikoterapi veya bir şartlama tedavisi gerektirebilir. Bazı aerofaji hastalarında,temelinde depressif hastalıklar olan histerik fenomenler tezahür etmektedir. Bu durumlarda depressif hastalığın tedavisi etkili olmaktadır.

Elif 13 Nisan 2015 19:19

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Afazi;

Sözlük anlamı «konuşamama» olan afazi terimi; konuşma,yazma veya el kol hareketleri gibi her türlü komünikasyonda,ifade ve anlama yeteneğinin kaybı veya kısmen kaybı anlamında kullanılmaktadır. Efektör veya reseptör nöron yollarındaki bir bozukluktan ötürü olmayıp, merkezi kavram veya konstrüksiyon güçlüklerinden ötürü olur. Spontan veya açıklayıcı konuşmalar; uygunsuz,tutarsız ve hastanın öğrenimiyle sosyal temeli bakımından gramer yanlışlıkları ile dolu olduğu zaman bu durumdan şüphe edilmelidir. Zekâ bozukluğu göstermeyen bir hastada afazi görüldüğünde, konfüzyonla karıştırılabilmektedir (meselâ ambolizm,yaralanma veya vasküler spazmdan sonra). Oysa çoğu zaman dejeneratif durumlarda meydana gelir-senil demans (bkz.),pre-senil demans (bkz.) (özellikle lobus temporalis atrofisi bulunan Pick hastalığında) veya genel serebral arterioskleroz ve global demans ile ilgilidir. Otistik (bkz. Otizm) çocuklarda da görülür. Bu duruma duyu testleri uygulandığında,sorular yahut basit talimatlar biçiminde yöneltilen sözleri hastanın kavrayamadığı ; anahtar veya para şıkırtıları,kağıt hışırtıları gibi sesleri anlayamadığı (oditer agnozi) ; okuyamadığı (aleksi - bazan doğuştan olur) ; gördüğü veya dokunduğu nesneleri tanıyamadığı (vizüel ve taktil agnozi) görülür. Hastanın motor açıdan muayenesi spontan konuşma,anlatma (afazi) ve yazma (agrafi) bakımından yapılır; talimatlar hem sözlü,hem de yazılı olarak verilir. Son olarak,hastanın kibrit veya anahtar gibi nesneleri kullanma ( ideasyonel apraksi) ve şekil yapma veya kopya etme yetenekleriyle ilgili (konstrüksiyonel apraksi) testler yapılır. En çok rastlanan bulgular arasında nominal afazi —hastanın fonksiyonu tanımladığı ve bir kaç isim arasından seçebildiği (sosis,kitap,kalem,lamba) halde nesnenin adını bulamaması (yazmaya yarayan bir şey— ; yani, «kalem») — perseverasyon (ikinci bir nesne gösterildiği halde,birinci nesnenin adını söyleme) ; agramatizm,yani telgraf diliyle konuşma; parafazi,jargon afazisi,sentaks afazisi — yanlış ya da olmayan sözcüklerin kullanılması — ; verbigerasyon — sözcük ya da cümlelerin sürekli tekrarı — ; sibilasyon — fasılalı «sss» sesleri çıkarma görülür. Broca konuşma alanı (ikinci ve üçüncü frontalis kıvrımlarının ön kısmı),ikinci frontalis girus'u (agrafi merkezi),birinci temporalis girus'u (sözcük sağırlığı),angüler girus tahrip olduğu zaman afaziye yol açan beyin (bkz. Konuşma bozuklukları)

Elif 13 Nisan 2015 19:21

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Afoni;

Organik lezyon veya histerik reaksiyona bağlı konuşamama. Histerik afoni ve organik hastalıktan ötürü oluşan benzer bir durum aşağıdaki özellikleri bakımından ayırdedilebilir:

(a) tamamendir — hiçbir sözcük söylenemez;
(b) zekâ bozukluğu yoktur;
(c) işaret ve yazıyla anlatımda bulunulabilir;
(d) dudak,dil ve ses testlerinde periferik lezyon yoktur

Elif 13 Nisan 2015 19:22

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Agnosia;

Yunanca'daki «agnostos» — bilinmeyen — sözcüğünden gelen «agnosia» terimi ilk olarak 1891'de,tanıma yetersizliğinin karşılığı olarak Sigmund Freud tarafından kullanıldı. Agnosia etkilenen duyusal (sensory) kanala göre sınıflandırılır,fakat aslında o duyuda bir bozukluk yoktur. Vizüel obje agnosia'sı,lobus occipitalis'deki lezyonlardan ötürü,görülen objelerin tanınamamasıdır. Bu objeler başka yollarla,meselâ dokunmayla tanınabilir. İnsanların yüzlerini tanıma yetersizliğine «prosopagnosia» denir ve çoğunlukla paranoid bir tezahürle birlikte mevcuttur: aynaların arkalarında yabancı insanlar görüldüğü için,üzerleri örtülür,işitme yetersizliği (oditer agnosia),dominan lobus terminalis'deki lezyonlardan ötürü bilinen sesleri,meselâ para şıkırtısını,su şırıltısını tanıyamamadır. Dokunmayla tamına yetersizliği (tactiie agnosia),yüzeysel ve derin duyarlık bozuk olmamasına rağmen,objeleri tanıyamamadır ve lobus parietalis'deki bir lezyonu belirtir. Eğer duyuda bir bozukluk varsa,tanıma yetersizliğine astereognosis denir. Agnosia çoğunlukla vaskülar lezyonlardan ötürü ortaya çıkar ve genellikle karmaşıktır. Beyinde derin yaralar sonucu olan «tam yetersizlik» durumları da vardır.

Elif 13 Nisan 2015 19:22

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Özellikle yalnız başına dışarı çıkmak korkusu olarak nitelenen ruhsal çöküntü ve güçsüzlük yaratıcı,nispeten çok rastlanan bir bozukluktur. Agorafobi genellikle buluğ çağında ve en çok 15-35 yaşları arasında başlayıp,erkeklerden çok,kadınlarda belirir. Bilinen bir tek basit nedeni yoktur. Çocukluktaki travmatik olaylardan ziyade,stress yaratan olaylar ve nörotik kişiliğin etken olması ihtimali yüksektir. Bununla birlikte,çocukluktaki ayrılma olayları sonucunda ortaya çıkan bağımlılık (dependence) durumları ve genç kadın hastalarda görülen cinsel anksieteler de sık rastlanılan nedenlerdir. Bu sendrom birkaç hafta veya ay,yahut da daha yavaş olarak birkaç yıl süresince gelişebilir. Çoğunlukla yıllarca sürmesine rağmen,bazan kendiliğinden geçiverir,bazan da nüksederek seyreder. Fobilerin şiddeti,bazan ortamsal stress'ler ve ruhsal değişimlere bağlı olarak,fakat önceden kestirilemeyen bir biçimde, iniş çıkışlar gösterir. Gene de,fobi kronikleştikçe kaçınma davranışı belli bir tablo gösterebilmektedir. Serbest anksiete,panik nöbetleri ve depresyon gibi başka nörotik semptomlar da bu fobiyle ilgili olabilmektedir. Fobi semptomları genellikle depresyon dönemlerinde kötüleşmektedir.

Bu fobinin kontrolü çok yönlüdür. Eğer depresyon,panik ve sitüasyonel olmayan anksiete belirginse,antidepresanlar ve anksiolitik ilaçlar faydalıdır. Hattâ depresyonun belirgin olmadığı durumlarda bile bu ilaçları denemek yarar sağlayabilir. Davranış terapisi (bkz.) Teknikleri, çoğu zaman hastaların korktukları durumları daha rahat karşılamalarına yardımcı olur ve muhtemelen hafif vakalarda veya kaçınma davranışının şiddetli fakat depresyonun hafif olduğu durumlarda en iyi sonucu verir. Uzun bir hastalık döneminden sonra,hastanın kişisel,sosyal veya aile sorunlarını çözümlemesinde onu desteklemek için psikoterapötik ve sosyal bir çalışma gerekebilir.

Elif 13 Nisan 2015 19:22

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Aile;

Son elli yıl içinde yürütülen sayısız sosyo-psikolojik aile incelemeleri konusunda gelişigüzel bir bilgiden daha fazlasını edinmiş kaç aile hekimi vardır? Oysa tıbbın anlaşılması için nasıl anatomi ve fizyoloji bilgisi şartsa,aile kurumunun anlaşılması için de bu incelemeler şart olmuştur. Aile birkaç sistemin bir bütün halinde oluşturduğu sosyal bir yapının bir bölümüdür: evlilik,aile,akrabalık,din,ahlâk,ekonomi,vs. Bu karmaşık yapının bir bolümü olan aile de birkaç öğeden oluşur. Bunlardan birincisi, ailenin çekirdek birimidir. Bu birim,toplumca onaylanan bir cinsel ilişki kuran ayrı cinsiyetli iki yetişkinden ve bu birleşme sonucu dünyaya gelen yahut bu çekirdek biriminde büyütülen bir veya birkaç çocuktan oluşur. Bazı toplumlardaki birleşik yahut geniş kapsamlı aile grubunda da çekirdek birimi vardır; ama anaerkil yahut ataerkil olarak aynı bölgede yaşayan ve kadının yahut erkeğin akrabalarını da içine alan aile daha geniş bir gruptur.
Evlilik ve ebeveynlik birtakım kurallarla sınırlanabilir - endogami veya eksogami (grubun içinden yahut dışından birisiyle evlenme),monogami,poligami veya poliandri. Bütün akrabalık bağları aileden doğar; bu bağların gücü,o toplumdaki sosyal norm ve kalıplara göre değişir. Aile çeşitli açılardan incelenebilir: antropolojik, hukuki,ekonomik,sosyo-psikolojik,psikanalitik yahut dinsel açıdan. Böylece,konunun son derece karmaşık olduğu ve ailenin gerçekten anlaşılması için birçok açıdan ele alınması gerektiği bellidir. Psikiyatri alanında,daha ziyade çocuk psikiyatristleri tarafından,nispeten yeni ve henüz iyi tanımlanamamış bir aile psikiyatrisi dalı kurulmuştur. Bu uzmanlar,aile dinamiğinin anlaşılmasının,çocuklardaki davranış bozukluklarına (bkz.) ve başka bozukluklara ışık tutacağı umudunu beslemektedirler.
Çocuklarda görülen suç işlemenin etyolojisinde yıkılmış yuvalar spesifik ve önemli bir rol oynayabilir. Oysa bütün akıl hastalıklarında,genel pratisyenlerin yalnızca ailenin durumunun hasta üzerinde gösterdiği etkileri değil,aynı zamanda hastalığın ailedeki öteki bireyler üzerinde gösterdiği etkiyi de göz önünde tutmaları önemlidir.

Elif 13 Nisan 2015 19:22

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Aile içi Cinsel İlişki;

Bir erkeğin torunu,kızı,kızkardeşi,annesi olarak tanıdığı bir kadınla cinsel ilişki kurması ve aynı şekilde 18 yaşını aşmış bir kadının bu gibi akrabalık ilişkileri bulunan bir erkekle cinsel ilişkide bulunmayı kabul etmesi bir suçtur. Öte yandan,bu suç çok yaygın olup çeşitli biçimlerde görülmektedir. En sık rastlananı baba-kız arasındaki ilişkidir. Kardeşler arasında bu ilişkiye daha az ve anne-oğul ilişkisine ise ender rastlanmaktadır. Söz edilen üçüncü tip ilişkide,eşlerden birinde yahut her ikisinde birden ciddi bir akıl hastalığı bulunmuştur. Erkek ve kız kardeşler arasında,buluğ çağından önce cinsel oyunlar normal sayılmaktadır. İlişkinin patolojik niteliğini,yoğunluğu belirler. Baba-kız arasındaki cinsel ilişki birtakım belli tablolar gösterir. Genellikle mutsuz bir evlilik söz konusudur; baba güçsüzdür,ama cinsel dürtüsü yüksektir ve eşi buna cevap vermemektedir. Baba teselliyi kızında arar ve gerçekten de kız annesinin yerini alabilir. Başka bir karakteristik durum da problemli bir ailedeki alkolik babadır; eve sarhoş dönerek genç kızını iğfal edebilir,hattâ kızın ırzına geçebilir. Son olarak,babayla kız arasında gerçek bir sevgi ilişkisi gelişebilir; iki sevgili gibi davranırlar, hattâ birlikte evden kaçabilirler.

Aile-içi cinsel ilişkinin ürünü olan bir gebeliğin sona erdirilebileceği bazı ülkelerin yasalarında açıkça belirtildiği halde,çok kere böyle bir ilişkiyi gizli tutma kaygısıyla gebelik sürdürülmektedir. Bu tip bir ilişkiyi sezen hekim,durumu çok dikkatle ele almalıdır,çünkü mahkeme ve hapis cezası,ailenin tamamen yıkılmasına neden olabilir. Hekim böyle bir sorunla karşılaştığı zaman bir psikiyatriste başvurmalıdır.

Elif 13 Nisan 2015 19:23

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Ajitasyon;

Bu çoğu zaman relaksasyon veya konsantrasyon yoksunluğu ile beliren ve sübjektif kuruntulardan ötürü ortaya çıkan bir huzursuzluk durumudur. Aslında, huzursuzluğun mutlaka belirmesi gerekmez. Süjenin davranışı tekrarlamalı ve amaçsızdır; amaçlı görünse bile hiçbir amaca ulaşamaz.

Herhangi bir anksiete veya gerginlik durumuna bağlı olarak,etyoloji sözkonusu olmaksızın,bir dereceye kadar ajitasyon görülebilirse de, bununla ilgili hareketler nispeten sınırlı ve belirsizdir. Hasta sürekli olarak ayağını oynatır,üstünü başını düzeltir,bir pipo veya kalemle oynar,oturduğu yerde kıpırdanır,vs. Şiddetli ajitasyona daha az olarak ve başlıca depressif hastalıklarda,özellikle envolüsyonel melankolide (bkz.) rastlanır. Bu durumda hastanın bütün vücudu etkilenir,hattâ hasta uzun süreli bir işi yapamaz olur. Yerinde oturamaz,ayağa kalkar,gene oturur,odada dolaşır,ellerini oğuşturur ve durmadan hiçbir zaman tamamlamadığı işler yapmaya koyulur. Bazan,belirgin bir gerginlik veya ruhsal çöküntü olmasa bile,bu gibi davranışlara rastlanır. Bu durumlarda presenil veya arteriosklerotik olan bir demans proçesinden şüphe edilmelidir. Ajitasyonun tedavisi,temelindeki hastalığın tedavisiyle sağlanır. Şiddetli ajitasyonla birlikte kendini gösteren depressif hastalıklar çoğunlukla ECT veya trisiklik ilaçlara cevap verir. Ajitasyon belirgin olduğu zamanlarda da amitriptilin'in imipramin'den daha etkili olduğu düşünülmektedir. Depresyon kontrol altına alınıncaya kadar geçen süre içinde ve demans proçeslerinde,adamakıllı şiddetli ajitasyonları bile kontrol altına almak için fenotiazin'ler etkili olabilir. Daha az şiddetli depresyonlarda çok rastlanan anksieteyi ve hafif ajitasyonu kontrol altına almak için benzodiazepin'ler: klordiazepoksid ve medazepam yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte,hem fenotiazin'lerin,hem de trisiklik anti-depresanların ajitasyona yol açabilecekleri her zaman hatırlanmalıdır. Bu gibi oturma güçlükleri (akathisia) (orfenadrin gibi antiparkinsonizm ilaçları uygulayarak veya yukarda belirtilen ilaçların dozunu azaltmakla bir dereceye kadar kontrol altına alınabilir. Oysa bazan ilacı kesmekten başka çare yoktur.

Elif 13 Nisan 2015 19:23

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
kathisia;

Sözlük anlamı «oturamamak» olan «akathisia» terimi,irinci Dünya Savaşını izleyen ansefalit epidemisinde,aslında vücutça hareketsiz olan parkinsonizm hastalarındaki hafif huzursuzlukları,kımıldanmaları ve kalkıp yeniden oturma eğilimini (impatience musculaire) tanımlamak amacıyla Bing tarafından kullanılmıştı. Postansefalitik Parkinsonizm'in birçok özelliği gibi,artık bu semptoma da majör trankilizanların (bkz.) yan etkisi olarak rastlanmaktadır — özellikle piperazin tipi fenotiazinler (bkz.) ve bütirofenonlar (bkz.), bazan da trisiklik antidepresanlar (bkz.) Hasta iç huzursuzluk ve gerginlikten şikâyet eder; ayakta dururken durmadan zıpladığı veya amaçsızca gezdiği görülür. Tedavi sırasında Parkinsonizm özelliklerine bağlı bir huzursuzluk ortaya çıkarsa,zihinsel bir ajitasyon değil de,toksisite belirtisi olmasından şüphe edilmelidir. Tedavi,sözkonusu ilacın kesilmesi veya dozunun azaltılması ve gerekirse biraz ara verildikten sonra,piperazin sınıfından olmayan bir fenotiazin verilmesiyle uygulanır.

Elif 13 Nisan 2015 19:23

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Akçaağaç Balı İdrar Hastalığı;

Bu hastalık doğuştan mevcut bir metabolizma bozukluğudur. Lösin,izolösin ve valin gibi aminoasitler idrarla birlikte itrah olduğu için idrarın akçaağaç balı kokusunu andıran karakteristik bir kokusu vardır. Birçok vakada, semptomlar neonatal dönemde gelişememe,beslenme güçlükleri ve genellikle spastik paralize,konvülsiyonlara,erken ölüme yol açan hızla ilerleyici bir nörolojik yıkını biçiminde belirir. Bazı hastalar yaşarlar,ama şiddetli akıl geriliği gösterirler. Yan zincirli aminoasitler bakımından düşük bir dietle erken tedavinin başarılı olduğu ileri sürülmüştür. Bu durum,otosomal resessif tipte bir kalıtım biçimidir

Elif 13 Nisan 2015 19:24

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Akıl Bozukluklarına Yol Açan Organik Hastalıklar;

Genel Tıbbi Bozukluklar;

Gripten ve diğer virüs enfeksiyonlarından sonra sık sık depresyon görülür. Bu durumun,gribin gittikçe azalarak gösterdiği bir seyir olarak değil de,«depresyon» olarak teşhisi önemlidir. Bedeni zayıf düşüren başka hastalıklar da aynı etkiyi gösterebilir. Diğer bozuklukların önemi ise,hastanın hayat koşullarına ve kişiliğine göre değişir. Örneğin,nispeten hafif bir kalça osteoartriti,bir postacıyı hayata karşı başarısız kılarak psikiyatrik semptomlara yol açabilir. Aynı şekilde,bir hasta genel veya spesifik fizik bozukluklara karşı birtakım özel psikolojik duyarlılıklar gösterebilir. Bu durum hipokondriak bir kişilik,spesifik travmatik bir tıbbi anı,ya da özellikle yaşlılarda fizik aksaklığın çok kere yol açtığı toplumdan uzaklaşma gibi nedenlerden ötürü olabilir.


Ameliyat ve doğum;

Ameliyat ve doğum komplikasyonları olarak majör psikiyatrik hastalıklara sık rastlanır. Semptomlar ameliyat ya da doğumdan ortalama 10-14 gün sonra başgösterir. Bu tür psikiyatrik ruhsal çöküntü,başka komplikasyonlarla,kullanılan anestetik ve sepsis tipiyle ilgili görülmemiştir. Ancak,hastanın ameliyatla ilgili anksietesini yatıştırmak ya da uygun doğum-öncesi hazırlıklarını yerine getirmek yoluyla,bu durumun insidansının azaltılabileceği ispatlanmıştır. Yaşlı hastalardaki arteryel hastalık veya katarakt gibi durumlar için yapılan ameliyatların sonradan konfüzyon veya paranoid psikozlara yol açması muhtemeldir.


Santral Sinir Sistemindeki Organik Bozukluklar;

Demans,yaygın lezyonlar ve vitamin yetersizliği (örneğin,B12 vitamini) genellikle tipik bir «organik» akıl bozukluğu biçiminde belirir. Oysa hastada,dolaylı olarak organik bozukluktan ileri gelen «fonksiyonel» semptomlar da belirebilir. Hastanın performansını ve çalışma yeteneğini düşüren bir beyin tümörü,nörotik semptomların oluşmasına yol açabilir. Böylece,daha önce dengeli olan ve orta yahut ileri yaşta histerik veya diğer nörotik semptomlarla hekime başvuran bir hastaya hemen «histerik» teşhisi koyulmamalıdır. Daha önce dengeli bir kişiliğe sahip bir hastada beliren bir histeri semptomunun nedenlerinin araştırılması gerekir.


Akıl Bozukluklarının Fizyolojik Temeli;
Bkz. Akıl hastalığının bio-kimyasal ve nörofizyolojik temelleri.

Akıl Durumunun Muayenesi;
Psikiyatrik değerlendirmenin en önemli bölümü budur. Organik bir bozukluktaki fizik muayeneye tekabül eder ve hekim bilgi edinmek için bütün duyularını kullanmalıdır.


Davranış Ve Konuşma;
Genel davranıştaki ve görünümdeki anormallik genellikle,yakınlarına hastanın iyi durumda olmadığını gösteren ilk belirtilerdir. Yüz ifadesi,yürüyüş,giyiniş, yapmacıklı hareketler,vs. Çok kere temeldeki hastalığın açık belirtileridir. Gergin ve anksiyöz hastanın tırnakları kemirilmiş ve tütünle boyanmış parmakları,demans durumundaki bir banka müdürünün gömleğindeki yumurta lekeleri,şizofrenik kişinin yüzündeki aptalca gülümseme ve kalıplaşmış hareketler bunun belirgin örnekleridir. Hastanın konuşması aşırı hızlı yahut yavaş olabilir. Konuşma sırasında duralamalara,tutarsızlıklara,vs. anksiete ve depresyon durumlarında sık rastlanır. Bazı şizofreni biçimlerinde karakteristik olarak görülen neolojizmler ve anormal düşünce çağrışımları giderek demans durumlarına özgü anlaşılmaz mırıldanmalara dönüşür. Mani ve şizofrenide,yahut konunun yalnızca aşırı anksiete yarattığı durumlarda hasta birden konuyu değiştirebilir. Hastanın konuşması,konuya göre değişkenlik gösterebilir ve emosyonel bakımdan yüklü konularla ilgili ipuçları verebilir.


Ruhsal Durum;

Ruhsal durum mutlu,üzgün,anksiyöz,şaşkın,sinirli veya kayıtsız olabilir. Bir hastada intihar riskini değerlendirmek için,depresyonun derinliğinin değerlendirilmesi önemlidir. Affektif (duygusal) yüzeysellik,organik veya şizofrenik bir bozukluktan ötürü olabilir. Ruhsal durumun sürekliliği,durumun etyolojisine ışık tutar. Hastanın ruhsal durumunun ortam değişimlerine yahut hekimin açtığı konulara kolayca cevap vermesi,reaktif bir depresyona işaret eder. Bazı şizofreniklerde ruhsal durum tutarsız olabilir. Ruhsal durumda anormal bir denge kararsızlığı hipomanide karakteristiktir ve demansta sık görülür.


Dalgınlık,Karamsar İnançlar Ve Algı bozuklukları;

Obsessif-kompülsif fenomenleri ve depersonalizasyonu (kişilikten uzaklaşma); üstlenme fikirlerini ve depressif yahut şizofrenik kökenli olabilen diğer paranoid fikirleri; pasiflik duygularını ve şizofrenide en sık görülen işitme hallüsinasyonlarını; yahut bilinç bulutlanmasıyla birlikte, organik bir duruma işaret eden illüzyon ya da görsel hallüsinasyonlan kapsayan bu fenomenlerin aydınlatılmasında anamnestik ipuçları önemlidir.


Sensorium;

Gerçek oryantasyon bozukluğu yalnızca organik akıl bozukluklarında görülür; en yaygını zaman oryantasyonudur. Yakın geçmişteki olaylarla ilgili hafıza kaybı demansta tipik bir semptomdur ve basit testlerle doğrulanabilir. Ajitasyon durumlarında «hafıza zayıflaması» şikâyetine sık rastlanır,ama bunun nedeni dikkat ve konsantrasyon kaybıdır ve gerçek hafıza kaybından ayırt edilmelidir. Demans bozukluklarında kavrama bozuklukları karakteristiktir. Ancak,dikkat kaybına,vs. Sekonder olan herhangi bir psikiyatrik bozuklukta kavrama da etkilenebilir.


Sezgi Ve Hastalığa Karşı Tutum;
* Hasta kendisini hasta olarak görüyor mudur?
* Hasta derdinin ne olduğunu biliyor mudur ?
Bunun psikiyatrik bir hastalık olduğunu düşünüyor mudur ? Bozukluğun niteliğini ve kapsamını anlıyor mudur? İyileşeceğini düşünüyor mudur?


Hastayla Hekim Arasındaki İlişki;

Hastanın gösterdiği işbirliği,şüphecilik,istekli yahut pasif davranış ve hekimle görüşmesine ilişkin değişimler kadar,hekimin hastaya gösterdiği tepkiler de önemlidir. Hekimin göstereceği aşırı bir sinirlilik yahut anlayış,hastadaki (genellikle nörotik) bozukluğun niteliği için çok kere önemli işaretlerdir.

Elif 13 Nisan 2015 19:24

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Babcock Cetveli;

Zekâ gerilemeleri Babcock-Levy testiyle belirlenerek sonuçlar Babcock cetvelinde gösterilir.


Bar Cetveli;

Bar cetveli histograma (bkz.) benzer. Resimli olarak olayların mutlak ve yüzde frekanslarını gösterir ve iki,üç grupta elde edilen sonuçların kıyaslamasında özellikle faydalıdır.

Elif 13 Nisan 2015 19:25

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Barbitüratlar;

Barbitüratların ilk olarak tıpta kullanımı yüzyılın başına rastlar. Önce barbiton,on yıl sonra da fenobarbiton kullanıldı. O tarihten bu yana sayısız barbitüratların sentezi yapıldı ve bugün bunlardan bir düzinesinin klinik uygulamalarda yerleri vardır. Gastro-entestinal ve parenteral yollardan hemen absorbe olurlar. Etkinin hızı ve süresi,dokuya nüfuz oranını belirleyen lipid çözünürlük derecesiyle doğrudan orantılıdır. Metabolik yıkılım çoğunlukla karaciğerde olur ve değişmemiş bileşiğin yanısıra çeşitli bileşikler de böbreklerden itrah olur. Kısa veya daha uzun süre etkili bir barbitürat dozu kırk sekiz saat içinde vücuttan atılır. Bu,uzun süreli etkili ilaçlarda daha uzun bir zaman alır. Barbitüratlara karşı tolerans mutlaka olur ve bu tolerans hem metabolik değişimin artması,hem de nöro-fizyolojik uyumla ilgilidir.

Barbitüratlar genel depresanlardır,fakat santral sinir sistemi bunların etkisine karşı,öbür dokulara kıyasla, daha duyarlıdır. Santral depresan etkiler bileşiğe,dozuna,uygulama yoluna ve o sırada sinir sisteminin eksitabilite derecesine göre,hafif sedasyondan komaya kadar değişir. Önce neokorteks etkilenir; disinhibisyon ve öfori etkileri,alkol kullanımı sonunda görülen etkilere çok benzer; barbitüratların «hafif» uyuşturucu maddeler olarak kullanılması bu yüzdendir.

Barbitüratlar klinik bakımdan hipnotik olarak kullanılır. Uykusuzluk başlangıçlarında genellikle kısa süre etkili bileşiklerin,geceleri rahatsızlık veren uyku ye sabah erken uyanma durumlarında da daha uzun süreli bileşiklerin verilmesine rağmen,bazı araştırmacılar etki süresini uzatmak için dozu arttırmanın daha iyi bir yol olduğunu ileri sürmektedirler.

Psikiyatride barbitüratlar etkin anksiolitik ilaçlardır ve geçmişte bu amaçla yaygın olarak kullanılmışlardır. Son onbeş yıl içinde benzodiazepin bileşiklerinin,bazı belirgin avantajları dolayısıyla,anksietenin tedavisinde barbitüratların yerini aldığı görülmüştür. Yine de,anksietenin giderilmesinde barbitüratların sınırlı fakat yararlı bir fonksiyonları vardır.

Psikotik veya nörotik hastalıkta akut ve şiddetli davranış bozuklukları derhal kimyasal bir frenleyicinin uygulanmasını gerektirebilir. Oral veya parenteral barbitüratlar bir trankilizanın yerine veya trankilizan terapisini destekleme amacıyla kullanılabilecek yararlı bileşiklerdir. Barbitüratların disinhibisyon etkileri,narkoanalitik tekniklerde teşhis için kullanılmaktadır,

Fenobarbiton bu grubun uzun süreli etki gösteren bir bileşiğidir. Öbür bileşiklerden farkı,hafif bir ruhsal depresyon yaratma özelliğidir; bu yüzden psikiyatride pek rağbet görmemiştir. Oysa antikonvülsan olarak uzun bir zamandan beri yarar sağlamaktadır.

Normal dozlarda kullanıldığı zaman,barbitüratların yan etkileri çok sık görülmez. En çok rastlanan şikâyet,ertesi sabah duyulan ve sarhoşluk sonrasını andıran hafif bir rahatsızlık ve sıkıntı duygusudur. Hipersansitivite reaksiyonları pek görülmez; bunlar çoğu zaman lekeli kabartı ve ürtiker biçiminde belirir. Yatkın hastalarda akut porfiria'ya (kanda porfirin mevcudiyeti) ender olarak rastlanır.

Barbitüratlara tolerans hemen başlar ve aynı etkinin sağlanması için doz gittikçe artar. Alkol gibi diğer depresanlara karşı bir çapraz toleransa rastlanmamıştır. Barbitüratların hafif dozda sürekli kullanılmaları kolayca alışkanlığa yol açabilir. Bu özellikle kronik anksietesi bulunan hastalar için sözkonusudur. Barbitürat kullananların bunu bırakmaları halinde şiddetli anksiete,titreme,göz seğirmesi,baş dönmesi,bulantı,kusma ve kilo kaybı görülür; bu arada ihtilâçlara ve delirium durumlarına da rastlanılabilir.

Uzun süreli yüksek dozaj sonucunda,alışkanlığın yanısıra,sürekli entoksikasyon ve kişilik sorunları da ortaya çıkabilir; duygularda (affekt) kararsızlık,sinirli ve kavgacı bir tutum,konsantrasyon ve hafıza bozuklukları ile yanlış kararlar halinde beliren akıl fonksiyonu bozuklukları görülür. Motor koordinasyon bozuklukları ataksiye,dizartriye ve nistagmusa yol açar.

İntihar girişimi amacıyla aşırı barbitürat dozları alınması üzüntü verecek derecede olağan hale gelmiştir; bu bakımdan depresyon hastaları için özellikle yüksek olan tehlike derecesi her zaman göz önünde tutulmalıdır. Aşırı barbitürat dozu alınan durumların bir kısmının rastlantı olduğu ve barbitürat otomatizmi,yani şaşırarak istemeden tekrar normal dozda barbitürat almaktan ötürü meydana geldiği ileri sürülmektedir.

Elif 13 Nisan 2015 19:25

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Basit Şizofreni;

Şizofreninin (bkz.) bir altgrubu olan bu bozukluk en az tanımlanmış ve en güç teşhis edilen vak'alardan biridir. Başlıca özellikleri sinsi bir başlangıç göstermesi ve açık klinik semptomlar bulunmamasıdır. İleri adolesans döneminde,tuhaf davranışlar,sorumlulukları ihmal,toplumsal ilişkilerde zayıflama,mantıksız davranışlar ve toleranssızlıkla belirir. Klinik muayenede,daha önceki toplumsal yetersizliklere kolay açıdan bakma dışında,çok az anormallikler görünebilir. Oysa,hastanın yakınları onda umursamaz bir kayıtsızlık veya sürekli yakınmalara,eskiden gösterdiği sevgi yerine kavgacı bir despotluğun farkına varırlar. Toplum koşullarına ve akrabaların göstereceği destek derecesine göre,hasta alkolizm ya da fuhuş gibi tuhaf davranışlara veya toplumsal bir düşüşe sürüklenebilir. Basit şizofreni hastalarından çoğunluğunun psikiyatrik hastahanelere alınmayıp basit suçlular,serseriler ve diğer toplumsal uyumsuzlar sınıflarında yer aldıklarına inanılmaktadır.

Elif 13 Nisan 2015 19:25

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Baş Ağrısı;

Lokal organik lezyonlar (ya da fonksiyon bozuklukları) nedeniyle olan baş ağrılarını sistemik hastalıktan ileri gelen baş ağrılarından ayırdetmek gerekir. Ayrıca,bu iki tür başağrısı,psikolojik faktörlerden ileri gelen veya bu faktörlerle ilgili baş ağrılarından da ayırdedilmelidir. Birçok vakada,lokal fizik ve psikolojik faktörler arasında bir bağlantı bulunur. Lokal organik lezyonlar arasında serebral tümör,subdural hematoma,temporal arterit,sinüzit,vazomotor rinit ve migren vardır. Baş ağrısının sistemik nedenleri arasında ise hipertansiyon,böbrek yetersizliği,amfizem,göz yorgunluğu (refraktif hatalar nedeniyle) ve konstipasyon vardır. Klinik tababette en sık görülen vakalar muhtemelen gerilim baş ağrılarıdır. Ağrı genellikle frontal,bazan oksipitaldir,bazan da kranyuma kadar yayılır. Sorumlu mekanizmanın oksipito-frontalis kasındaki bir spazm olduğu ileri sürülmüştür. Baş ağrısı çekenlerin fazla anksiete göstermedikleri söylenmektedir,baş ağrısı bir çeşit boşalma semptomu görevini görür. Ortamsal stress ve yorgunluk,presipitan faktörlerdir. Gerilim baş ağrısının ayırıcı teşhislerinden biri migrendir (bkz.). Depressif hastalıklı kişiler baş ağrısından,daha doğrusu kafatasında anormal ve nahoş duygulardan şikâyet etmektedirler. Bazı hastalar bunu kafalarının tepesinde bir basınç duygusu olarak,bazıları ise kafalarına sıkı bir şerit sarılıymış gibi bir duygu olarak tanımlamaktadırlar. Kronik hipokondria hastalarından bazıları baş ağrılarından yakınırlar,ama bu genellikle başta tuhaf duygulardan ibarettir. Bu tanım bazan elektrik,bazan da fizyolojik terimlerle dile getirilir,yani hasta «beyninden kan dalgaları aktığından» söz eder.

Fizik tipteki baş ağrısının tedavisi öncelikle temelindeki bozukluğun tedavisidir; yine de,semptomatik tedavi de endike olabilir. Gerilim baş ağrıları çoğunlukla medazepam gibi trankilizanlarla giderilir. Oysa,aynı zamanda,psikiyatrik tedavi kapsamına da,kişiliğin ve ortamsal stresslerin değerlendirilmesi ve semptomlar başgöstermeden önce sitüasyonel baskıların daha iyi çözümlenmesini ve daha etkin bir deşarjın sağlanmasını amaçlayan bir psikoterapi girmektedir. Tamamen psikiyatrik olan sendromlar (yani,depresyon ve hipokondria),temeldeki duruma yeterli bir tedavi uygulanmasını gerektirir (elektrokonvülsif terapi,farmakoterapi,vs.).

Elif 13 Nisan 2015 19:33

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Beden;

Modern psikiyatride,psikolojik değişkenliklerle beden yapısı arasındaki korelasyonun araştırılmasında Kretschmer (bkz.) önderlik etmiştir. Kretschmer,piknik yapıyla (tıknaz gövde,geniş yüz,kalın boyun,geniş viseral boşlukla,ince kol ve bacaklar ve cilt altı yağ tabakası birikimine yatkınlık) siklotimik mizaç ve duygusal (affektif) psikozlar arasında ilişki bulmuştu, öte yandan,leptosomatik yapıyla da (uzun boy,dar gövde,uzun bacaklar ve ince bir cilt altı yağ tabakası) şizoid mizaç ve şizofrenik çöküntü arasında ilgi bulmuştur. Bu alanda daha sonra çalışan araştırmacılar arasında yer alan Sheldon,başka bir tipoloji geliştirmiştir. Ayrıca Rees ve Eysenck'e de bu alanda değinilmelidir. Bkz. Somatotipler ve Yapı


Beden Yapısı;

Çağlar boyunca beden yapısıyla mizaç yatkınlıkları arasında bir ilinti kurma çabaları sürdürülmüşse de,ilk olarak 1936 yılında kretschmer (bkz.) Bu fikri modern psikiyatri kapsamına almıştır. Tıknaz yapının siklotimi'ye (neşe ve üzüntü durumlarının belli sürelerde belirmesi) ve bir sinir bozukluğu durumu olduğu zaman manik hastalığa yatkın olduğunu; uzun boylu,ince,leptosomatık yapının şizoid mizaç gösterdiğini ve bir sinir bozukluğunda şizofreniye dönüşebileceğini ileri sürmüştür. Daha sonraları Sheldon (bkz.) Somatotipleme için daha ayrıntılı teknikler geliştirmiş ve beden yapısıyla psikolojik değişkenler arasındaki korelasyon faktörleriyle ilgili çalışmalar yapmıştır. Kretschmer'in piknik,atletik ve leptosomatik tiplerine karşılık,endomorf,mezomorf ve ektomorf olarak üç fiziksel tip tanımlamıştır.


Beden İmajı;

İlk gelişme safhalarında çocuk,kendinin ayrı bir bütün ve bedeninin de kendi kontrolü altında bir araç olduğu kavramını edinir. Bu «benlik kavramı» hayatı boyunca gittikçe zenginleşir ve fizik bedenle ilgili ayrıntılı bir «sistem» ya da düşünceyi kapsar. Bu düşünce için beden imajı terimi kullanılmaktadır. Bu sistemin tutarlılığı elbette sinir sisteminin bütünlüğüne bağlıdır. Böylece organik beyin hastalıklarında,özellikle parietal lob hastalıklarında,beden imajı bozukluklarına çok rastlanmaktadır. Oryantasyon bozukluğu (bkz. Ototopagnozi),yanlış lokalizasyon (alloestezi) veya bedenin bölümlerini algılayamama (bkz. Anosognozi) görülebilir. «Fantom kol veya bacak» yahut buna benzer fenomenler,sinir kopması dolayısıyla stimülasyonların yanlış yorumlanması sonucudur. Beden imajı bozuklukları,hastada başkalarının kendisini nasıl gördüğüyle ilgili yanılgılar olarak belirdiğinde,«fonksiyonel» niteliktedir; meselâ,hasta burnunun çok uzun ve dolayısıyla alay konusu olduğunu sanabilir. Bazı hipokondria tiplerinde beden duyularına karşı ağırı duyarlık belirgin olarak görülür. «yedekparça» (protez) ameliyatları da yatrojenik bozukluklara yol açabilir.

Elif 13 Nisan 2015 19:33

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Belle İndifference;

(kayıtsızlık)

Histerik konversiyon semptomları gösteren hastalardaki uygun emosyonel ifade eksikliği anlamına gelir. Böyle bir hasta aksaklığından,meselâ paralize bacağından,şikâyet ederken aynı zamanda da buna karşı donuk ve kayıtsız bir emosyonel tepki gösterir; hattâ başka konularla ilgili şakalar yapıp gülebilir. Endişe verici bir semptom sayılabilecek bu durumu hiç düşünmediği,ilgi bile duymadığı bellidir.

Belle indifference,şizofrenide (bkz.) Görülebilen duygusal (affektif) donuklaşma veya tutarsızlıktan farklıdır. Doktorun teşhisine,şizofrenide görülen diğer özellikler ışık tutar.

Elif 13 Nisan 2015 19:33

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Benzodiazepin'ler;

Son onbeş yıl içinde geliştirilen benzodiazepinler reçetelerde en çok yazılan ilaçlar arasında yer almaktadır. Klordiazepoksid,bu serinin prototipidir. Bundan sonra diazepam,oksazepam,nitrazepam,medazepam ve flurazepam gelir. Bu bileşiklerin en büyük avantajı düşük toksisiteleridir; böylelikle aşırı dozda geniş bir emniyet marjı olmaktadır. Farmakolojik etkinlik,merkezde heterojen yedi üyeli bir halka yapısıyla ilgilidir. Benzodiazepinler gastroentestinal ve parenteral yollardan süratle absorbe olurlar,fakat kanda en yüksek seviyeye yavaş yavaş ulaşırlar ve itrah birkaç gün içinde tamamlanmaz. Benzodiazepinler hafif psikosedatif özellikler gösteren etkili anksiolitik ve yatıştırıcı ilaçlardır. Klinik bakımdan etkileri barbitüratlarınkine benzer,fakat farmakolojik etkinlikleri farklıdır: benzodiazepinler limbik sistemde (bkz.) İnhibitör etki gösterirler; retiküler ve beyin sapı bölgelerinde çok az etkinlikleri vardır. Yarattıkları antikonvülsan etki klinik bakımdan yararlı olmuştur. Kas gevşetici özellikleri ekstrapiramidal sistem yoluyla meydana gelir. Klinik yararları çok çeşitlidir,çünkü anksiete veya gerginlikten ötürü olan semptomların giderilmesi gerektiğinde benzodiazepin verilmesi uygundur. Kötü etkilere pek rastlanmaz. Benzodiazepinler yarı uyku hali doğurmazlar ; yaşlılarda hipereksitabilite,ajitasyon ve öfkeyle birlikte paradoksal stimülasyon belirebilir. Bazan ataksi,başağrısı ve hipotansif başdönmesi görülür. Psikolojik alışkanlığa az rastlanır.

* Benzodiazepin türevlerinin normal dozları

* Bileşik Normal doz

* Klordiazepoksid günde 3x 5 mg - 4x25 mg

* Diazepam günde 3x 2 mg - 4x10 mg

* Oksazepam günde 3x15 mg- 4x30 mg

* Medazepam günde 3x 5 mg - 3x10 mg

* Nitrazepam geceleri 5-20 mg



Benzokinolizin Türevleri;

Tetrabenazin bu grubun en tanınan bileşiğidir ve rauwolfia alkaloidlerini andırır. Etkileri tıpkı reserpinin etkileri gibidir,fakat daha süratli,daha kısa süreli ve daha kuvvetli bir etki yaratırlar. Artık nöroleptik olarak çok az başvurulan bu bileşiğin,Huntington koresinin (bkz.) Tedavisinde önemli bir yeri vardır.

Elif 13 Nisan 2015 19:34

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Beyin Bölünmesi;

Ender olarak,«intractable» epilepsinin giderilmesi için korpus kallosum,hippokampus komissürü,anterior komissür ve talamusdaki massa intermedia ameliyatla alınır. Bu ameliyat iki serebral hemisferi fonksiyonel olarak ayırır ve etkileri akademik bakımdan ilginçtir. Kişilik,mizaç ve zekâ hasara uğramaz ve hasta normal koşullar altında her iki hemisferin de serbest fonksiyon göstermesi durumunda normal davranış gösterir. Oysa,bazı özel durumlar bir hemisferin öbürünün aldığı stimulusları bilmesini önlediği zaman,belirgin yetersizlikler ortaya çıkar. Böylece bir hasta sol eliyle,sol bacağında stimüle edilen bir noktayı gösterebilir, ama bunu ne sözle,ne de sağ eliyle gösteremez. Konuşma,hesaplama,görme,emosyon,bilinçlilik ve irade üzerinde,değişik şartlar ve yaşlarda,yapılan benzer deneyler,beyin fonksiyonuyla ilgili önemli bir bilgi sağlayabilir.


Beyin Hücreleri Sinapslarında İletim;

Sinir sistemindeki impulslar,sinapslarda,bir sinir fibrilinden öbürüne geçerler. Sinapslar,bir sinir hücresi aksonunun pre-sinaptik membranı ile öbür sinir hücresi dendritlerinin post-sinaptik membranı arasında kalan ince boşluklardır. Sinapstaki iletim,aksonun terminal bölümündeki çok küçük vesiküllerden salgılanan nöro-iletici (bkz.) Bir maddeyle gerçekleşir. Bu nöro-ileticiler sinaps boşluğuna yayılarak postsinaptik membranı etkilerler. Eksitasyon yarattıkları zaman,bitişik nöronda impuls oluştururlar; yahut da,inhibisyon yaratarak bitişik nöronda bir impuls olanağını azaltırlar. Hem istemli,hem de otonom sinir sistemlerinin periferik bölümlerinde,nöro-ileticilerin niteliği tanımlanmış olmakla birlikte,beyindeki nitelikleri konusunda daha az bilgi vardır. Birçok yıldır,beyinde kolinerjik iletimin gerçekleşip gerçekleşmediği şüpheliydi,ama bugün hiç değilse korteksin bazı bölümlerinde asetilkolinin (bkz.) bir nöro-iletici olduğuna işaret eden deliller vardır. Hipotalamusda,orta beyinde,pons ve medulla'da noradrenalin (bkz.) mevcudiyeti saptanmıştır ve yoğunluğu nöron aktivitesine göre değişmektedir.Aynı şekilde,nucleus caudatus'da da dopamin (bkz.) bulunmuş olup,ekstrapiramidal motor sistemdeki nöro-ileticilerden biri olduğuna inanılmaktadır. Serotonin (bkz.) (5-hidroksitriptamin) de çeşitli orta beyin lokalizasyonlarında bulunmuştur ve muhtemelen bir nöro-ileticidir. Gamma-aminobutirik asit (GABA) (bkz.) Yalnızca santral sinir sisteminde lokalizedir ve bugün mevcut bilgiler,bu maddenin birçok belli başlı inhibitör ileticilerden biri olduğuna işaret etmektedir.Diğer muhtemel santral nöro-ileticiler arasında glisin ve glutamik asit, P maddesi,histamin ve prostaglandinler gibi birçok amino asit vardır.
Bkz. Sinaps-Sinaptik İletim

Elif 13 Nisan 2015 19:34

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Beyin Metabolizması;


Beyindeki metabolik reaksiyonlar kabaca vücuttaki diğer metabolik reaksiyonlara benzer. Ama yalnızca beyinde oluşan reaksiyonlar da vardır.

Protein sentezi genel DNA-RNA düzenini izler ve kayda değer bir özellik beyin proteinlerinin dönüşme (ciro) seviyelerinin çok yüksek olmasıdır.Beyin ağırlığının büyük bir oranını çeşitli tipte lipidler oluşturur ve lesitin gibi fosfolipidler özel bir önem taşır. Karbonhidrat metabolizması tamamen glükoza dayanır,çünkü beyinde hiçbir glikojen deposu yoktur. Beyindeki enerji metabolizmasının çoğu,nöronların dinlenme potansiyelini sürdürmeye harcanır,iletici metabolizması tabii ki,çok önemlidir ve bunların sentezi ve yıkımı için gerekli enzimler spesifik nöronlarda bulunur. Santral ileticiler arasında muhtemelen asetilkolin (bkz.), serotonin (bkz.), glütamat (bkz.),GABA bkz.),glisin (bkz.),katekolaminler (bkz.),özellikle noradrenalin (bkz.)ve dopamin (bkz.) ve serebellumda prostaglandinler (bkz.)vardır. Prostaglandinle,beynin başka bölümlerinde de önemli yardımcı rol oynayabilirler.

Birçok önemli ilaç bu sistemler üzerinde etkinlik gösterir. Ayrıca,meta bolitlerin membranlardan geçiş mekanizmaları da çok önemlidir. Bunun örnekleri özellikle noradrenalinin,imipramin gibi antidepresanların blokajı üzerine,adrenerjik sinapslardaki akson terminallerine yeniden alımıdır (re-uptake). Beyin fonksiyonunda hormonlar ve vitaminler de önemli bir rol oynar ve bunların fonksiyonlarındaki bozukluklar pellagra (bkz.) demansı,tiroid guddesiyle (bkz.) İlgili psikozlar ve adrenal kortikal hastalıklar gibi psikiyatrik bozukluklara yol açabilir.Beyin fonksiyonu,dağcılık sporu yapanların bildiği gibi,oksijen eksikliğine ve ayrıca elektrolit dengesine karşı da son derece duyarlıdır. GABA gibi bazı bileşikler yalnızca beyinde bulunur. Son zamanlarda,anıların hafızadaki kalıcılıklarının,protein sentezinin devamına bağlı olduğunun ileri sürülmesi,ilginç bir gelişmedir.



Beyin Metabolizmasında Amino Asitler;

Bazı amino asitler,beyinde önemli ikili bir rol oynarlar. Glutamik asit (bkz.) Ve gamma-amino-butirik asit (bkz. GABA) (ve muhtemelen ilgili bazı asitler) beyinde nöroiletici görevi görürler. Çünkü glutamat her zaman nöronlar için uyarıcı,GABA ise inhibitördür. GABA yalnızca beyinde bulunur. Bu iki amino asit,trikarboksilik asit siklusuyla (krebs siklusu) ilgili oldukları için,enerji metabolizmasında da önemli bir rol oynarlar.Alfa keto glutamat'dan süksinat'a,biri doğrudan doğruya,öbürü ise glutamik asit ve GABA yoluyla olmak üzere,iki yol vardır. Glutamik asidin GABA'ya dönüşmesi ve sonra süksinata dönüşmesinde vitamin B6 (piridoksin) bir koenzim olarak rol oynar. Birincisi,yani glutamik dekarboksilaz,piridoksin yetersizliğine karşı çok hassas olup,sonucunda aşırı glutamat ve yetersiz GABA oluşumuna yol açabilir.

Piridoksin yetersizliğini izleyen ve özellikle çocuklarda rastlanan epileptik konvülsiyonlar böyle açıklanabilir. Glukoz deposu yetmediğinde,GABA ve glutamat beyin tarafından kullanılır. Hipoglisemik koma sırasında,bu amino asitlerin beyindeki seviyeleri düşmektedir ve seviyedeki farklılaşma ile hasta bu tip komadan uyanır. Glutamat ve GABA aynı zamanda amonyak detoksifikasyonuyla da ilgilidir; glutamat bu proçes sırasında glutamine dönüşür,GABA ise konvülsiyon yaratıcı nitelikler taşıyan gamma-guanidino bütirik aside dönüşür. Beyindeki yüksek amonyak seviyesinin (mesela amonyum tuzlarıyla beslenme sonucunda) niçin konvülsiyonlara yol açtığı böyle açıklanabilir.

Beyindeki amino asitler protein yapımıyla da ilgilidir. Bu metabolizmadaki yetersizlik,akıl bozukluğunun önemli bir nedenidir. Fenilketonüri (bkz.) Genetik bir bozukluk sonucu ortaya çıkar ve fenilaninin tirosine dönüşmesini sağlayan enzimin oluşumunda bozukluğa yol açar. Dolayısıyla fenilalanin,toksik bir bileşik olan fenilpiruvik aside dönüşür. Triptofan metabolizmasının ve amino asit iletiminin bozuk olduğu Hartnup hastalığı (bkz.) da başka bir bozukluktur. Triptofanın nikotinik aside normal dönüşümü bloke olur ve sonucunda pellagra ortaya çıkar. «akçaağaç balı» idrar hastalığı (bkz.) Lösin ve isolösin bozukluklarından ötürü olur. Diğer bozukluklar arasında arjino-süksinik asidemi (bkz.) Ve sistationüri (bkz.) Yer alır. (bkz. Akıl hastalığının biokimyasal ve nöro-fizyolojik temelleri ve kalıtsal metabolizma bozuklukları)

Elif 13 Nisan 2015 19:35

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Beyin Monoaminleri;

(Biojenik aminler ve monoaminler) Serotonin (5HT) (bkz.),histamin ile adrenalin (bkz,),noradrenalin (NA) (bkz.) Ve dopamin (DA) (bkz.) adlı üç katekolamin beyinde bulunurlar ve iletici fonksiyonu gördüklerine inanılmaktadır.

Bu monoaminler kendilerine tekabül eden aminoasitlerden oluşur ve amin oksidaz enzimi aracılığıyla aside metabolize olurlar. Ayrıca bir kısım katekolaminler de katekol-O-metiltransferaz (COMT) enzimi aracılığıyla metadrenalin ve vanilmandelik asit (VMA) gibi bileşiklere metabolize olurlar.

Monoaminlerin,ruhsal durum ve davranışın kontrolunda çok önemli fonksiyonlara yardımcı olduklarına inanılmaktadır. Beyin histamini ve adrenalinin fonksiyonları bilinmemektedir. 5HT ve DA ihtiva eden hücreler beyin sapındaki iki çekirdekte toplanmıştır ve buradan,bütün beyne aksonlar gider. Dopamin ihtiva eden hücreler ekstrapiramidal sistem de toplanmıştır. Parkinsonizm bu ileticinin düşük seviyede olmasıyla ilgilidir. Dopamin ayrıca daha kompleks motor sistemlerin kontroluyla ilgilidir. Serotonin ve noradrenalin birçok fonksiyonlarla ilgilidir; meselâ ruhsal durumun (depresyon yaratan amin seviyelerinin düşmesi ile depresyon oluşumu) ve uykunun kontrolü. Serotonin EEG'de yavaş dalga gösteren hafif uykuyu,noradrenalin ise REM'li (hızlı göz hareketleri) uykuyu kontrol etmektedir. Noradrenalin ayrıca öfke reaksiyonları ile iştahın kontrolü ile ilgilidir ve organizmanın olumlu bir stimulus aldığını beyne iletmede aracı olur. Böylelikle,birçok klinik depresyon semptomları — keyifsizlik, iştahsızlık,uyku bozukluğu,zevk alma ve hayata ilgi duyma eksikliği — doğrudan doğruya beyin aminlerindeki bir bozuklukla ilgili olabilir. Bu sistemde depresyon etkisini önleyen ilaçlar şunlardır; monoamin oksidaz inhibitörleri (bkz.,serotonin ve noradrenalin ayrışmasını engeller; trisiklik antidepresanlar (bkz.) Ve amfetaminler,aminlerin pre-sinaptik terminale dönüp depolanmalarını etkileyerek etkilerini güçlendirir. Rauwolfia alkaloidleri (bkz.) Amin depolarını azaltarak depresyona yol açabilir,fenotiazinler (bkz.) Psikozlarda aşırı etkinlik gösterebilen santral noradrenalin sistemlerini inhibe eder.



Beyin Skanı;

Klormerodrin merkür 197 veya 203 sodium perteknetat tc99 ve indium 113m gibi birtakım bileşiklerin intravenöz zerkiyle kan damarlarında bir anormallik olup olmadığı belirlenir. Bu radyoaktif bileşikler kısa ömürlüdür ve bir sodyum iodit (TI) kristalli çizgisel skanner kullanılarak beyinde taranır. Non-merkür bileşikleri,%70-80 kesinlikle,meninjiomalar gibi vaskülarize tümörlerin teşhisinde yardımcı olmalarının yanısıra,serebro-vasküler anormalliklerin ve dura altı hematomalarının gözükmesini de sağlarlar. Cıva bileşikleri sinir hücresine girebilir ve neoplazilerde tutulma artar. Ayrıca,ventrikülleri ve subaraknoid boşluğu gözlemlemek için intratrakeal yoldan teknetium serum albumen verilir.

Elif 13 Nisan 2015 19:36

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Beyin Tümörü;

Beyin tümörleri özellikle parazitik olan enfeksiyonlardan oluşabilir (sistikerkus,hidatid). Primer olarak ise bronchus'da,fakat muhtemelen göğüs,mide,prostat,pankreas veya böbrekte görülür.

Tümörler beyni örten kısımda (meninjioma),beyin dokusunda (glioma), ventriküllerin içinde (üçüncü ventrikülde kolloid kist),kan damarlarında (anjioma),hipofiz bezinde veya kafatasının içindeki kranyal sinirlerde (oditer nöroma) oluşabilir. Çocukluk döneminde en çok rastlanan tümör habis serebellar medulla blastoma'dır. Oysa yetişkinlerde en az,daha yavaş büyüyen astrositoma kadar,infiltratif glioblastomaya da rastlanmaktadır. Bunlardan sonra da meninjiomalar ve oditer nöromalar gelir.Anjiomalar ender görülür. Kafatası iç basıncının artmasından ötürü olan semptom ve belirtiler arasında başağrısı (paroksizmal, «bıktırıcı»,«zonklayıcı» veya «çatlayıcı»),kusma,papillodem,jeneralize konvülsiyonlar ve altıncı sinir felci vardır. Iritasyon veya nekrozdan ötürü olan lokal belirtiler arasında ise fokal epilepsi (Jackson yeya lobus temporalis nöbetleri), diğer kafatası sinir felçleri,piramidal belirtiler,afazi,görme bozuklukları ve diğer duyu kayıpları vardır. Zihinsel değişimler; depresyon,anksiete,sinirlilik ve paranoid yanılgılardır. Yavaş büyüyen tümörlerde hallüsinasyonlara ve uzun süreli «fonksiyonel» görüntülere (depressif ve paranoid) rastlanır.

Sonunda apati,emosyonel uysallık,oryantasyon bozukluğu ve zekâ geriliği ile birlikte daha tipik bir «organik» tablo gelişir. Kafatası röntgeni (kemik aşınması,kireçlenmesi) ventrikülografi (deforme veya yanlış yerlerdeki ventriküller),serebral anjiografi (bkz.) (damarların yerleri,kan damarı tümörlerinin görülmesi),elektroansefalografi (fokal yavaş dalgalar),ekoansefalografi (bkz.) (ortadaki yapılarda kayma) ve beyin skanı (bkz.) (tümör dokusunda differansiyel tutulma) yardımıyla teşhis sağlanır.




Beyin Yıkama;

Beyin yıkama teriminin kapsadığı birçok tekniğe,bazı ülkelerde rejime karşı çıkanların fikirlerini değiştirmek amacıyla başvurulmaktadır. Bunlar arasında endoktrinasyon,tekrarlı telkin,bir korku ve dehşet ortamı içinde zihinsel ve fiziksel yorgunluk yaratılması gibi teknikler vardır. Teknikleri uygulayanların amaçları,bir mahkemeye veya dünyaya karşı,tutukluya doğru yahut yanlış itiraflar imzalatmak ve tutukluyu o günkü rejime uymamakla ne korkunç bir suç işlediğine inandırmaktır. Beyin yıkamaya karşı gösterilen direnç,tutuklunun itidaline,ülkesi yahut Tanrısına inancına,fizik sağlığına ve sorgu yöntemlerine karşı daha önceden gördüğü eğitime bağlıdır.

Elif 13 Nisan 2015 19:36

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Bielschowsky-Jansky Hastalığı;

İleri çocukluk yaşlarında görülen bir çeşit amorotik kalıtsal zekâ geriliği (bkz.)


Bilinç Bulanıklığı Durumları (Twilight States);

Çeşitli nedenlerden ötürü olan kısmi bilinçsizlik durumlarıdır. Bilinçlilik sınırlanır,anlama yeteneği körelir ve anormal davranış ya anormal akıl fenomenleriyle birlikte görülür,ya da bu fenomenleri yansıtır. Bir nöbet yahut nöbetler serisinden sonra bir saat kadar sürebilen bu durumlar,normal fonksiyona yalnızca kısmi bir dönüş olarak kabul edilebilir. Hughlings Jackson terminolojisine göre,bazı nöbetler de aynı şekilde,bilincin en yüksek düzeyine müdahale etmektedir. Böylece,ilaç entoksikasyonu (özellikle kannabis ve kokain) histerik disosiyasyon durumları (özellikle hafif serebral travmaların harekete geçirdiği durumlar) da aynı etkiyi gösterebilir. Fizik ve akıl performansın da yavaşlama,irritabilite ve fevri davranışlar,hallüsinasyonlar ve paranoid fikirlere rastlanabilir. Bunların diğer bilinçsizlik durumlarından farkı,nispeten kısa sürmeleridir.

Elif 13 Nisan 2015 19:37

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
bilinç Bulutlanması;

Bilinç (bkz.),dış ortamla tam bir temas ve dış ortamı kavrayarak organizmanın maksimum kapasitesiyle kullanma anlamına gelen bir «farkında olma» durumudur. Dolayısıyla,bilinç bulutlanması da bu bakımlardan daha düşük düzeyde olan herhangi bir bilinç durumudur. Uykuyla uyanıklık arasındaki durumlarda,bulutlanma fizyolojik olabilir. Beynin normal fonksiyonlarını etkileyen durumlarda ise,bulutlanma patolojik olabilir.Metabolizma bozuklukları,toksik durumlar,aktivasyon merkezlerinin bulunduğu hipotalamus bölgesinde yapısal hasar veya kortikal aktiviteyi bozan durumlar.

Bilinç bulutlanması,klinik açıdan psikofizyolojik ve elektroansefalografik (EEG) (bkz.) yöntemlerle saptanır. Davranış bakımından da,aşırı uyku haliyle birlikte görülebilen apati veya kayıtsızlık durumu biçiminde belirir; fakat heyecan çok kere,delirium tremens'deki kadar belirgindir. Hafıza kayıt fonksiyonundaki periodik bozukluklar,yarı hafıza kaybı olarak belirir. Olayların sıralarının karıştırılması,zaman kavramıyla ilgili bozukluklar ise dikkat kaybı belirtileridir. «yedi serisi testi» kullanılarak konsantrasyon denenir; bu testte hastaya yüz sayısından yedi sayısını çıkarması,kalan sayıdan yine yediyi çıkarması,vs. Söylenir. Son olarak,bulutlanma zekâ fonksiyonuna müdahale edebilir ve sonucunda değişken bir entellektüel performans kaybı görülür. Ya basit bir stimulus-tepki testi ya da seçilen tepkiyi belirtici bir test şeklindeki reaksiyon süresi testleriyle uyanıklık ölçülür. Bu testler bazan EEG ile birlikte uygulanır ve performans yavaşlamaları,yahut yapılan yanlışlar elektroansefalogramda yavaşlama ve anomali olarak gözükür.

Uykudan önceki bulutlanma durumlarında görülen hallüsinasyonlara (bkz.) hipnagojik hallüsinasyonlar (bkz.)denir ve bunların fazla bir klinik önemi yoktur. Göz önünde bulundurulması gereken patolojik durumlar üremi, diabet,hipoglisemi,petit mal epilepsi,post-iktal durumlar,epileptik otomatizm veya füg durumları; barbitürat ve alkol entoksikasyon ve abstinansı; encephalitis lethargica,narkolepsi,üçüncü ventrikül hematoması ve kafatası iç basıncının artmasına yol açan birçok nedenlerdir.


Bilinçlenme Tedavisi;

Operant şartlama (bkz.) ilkelerine dayanan bir davranış terapisidir. Hastaya sistematik olarak korktuğu şeyi yapması söylenir,bunu başardığı zaman terapistten övgüyle ödüllenir,başaramadığı zaman ise hiçbir karşılık görmez. Biçimleme tedavisinin model tedavisinden (bkz.) farkı,hastanın korktuğu eylemi terapistin kendisinin yaparak ona bir örnek olmamasıdır. Model tedavisi gibi,biçimleme tedavisi de fobik ve obsessif semptomlarda anlamlı bir yarar sağlayarak,şizofreniye ve çocukluk dönemindeki otizme sekonder olan davranış bozukluklarında yardımcı olabilir.


Bilinçsiz Yanlış Hatırlama;

Geçmiş yaşantıları,halihazırdaki emosyonel ihtiyaçlara cevap verebilecek biçimde,bilinçsiz olarak değiştirmek yahut yanlış hatırlamaktır.


Binet Simon Testi;

Binet ve Simon tarafından hazırlanan ilk zekâ testleridir. Gitgide zorlaşan otuz testi kapsar. Bu teste verilen cevaplara göre çocuğun zekâ derecesini gösteren bir cetvel hazırlanmıştır. Stanford-Binet testi ise bunun sonradan geliştirilen bir biçimidir ve A.B.D. 'de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Elif 13 Nisan 2015 19:37

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Çağrışım (Association) Bozuklukları;

Fikirler,sözcükler,yaşantılar veya stimuluslar ve tepkilerin aralarındaki ilişkilere çağrışım (association) denilmektedir. Böylece kişinin yaşantısında bu unsurlardan biriyle karşılaşmasını,ilişkili bir yaşantının çağrışımı izler. Bu çağrışımlar kişinin önceki yaşantısından ötürü meydana gelir ve birkaç kesin ilkeye göre oluşurlar. Bu ilkeler arasında en önemlileri yakınlık ve benzerlik «kanunlarıdır». Bu yollardan kurulan çağrışımlar birtakım öğrenim türlerinde, özellikle sözlü öğrenimde,hafıza ve düşünmede belirgindir. Sözlü çağrışımlar,sözcük çağrışım testleriyle incelenir; süjeye belli sözcüklere «aklına ilk gelen sözcükle» cevap vermesi söylenir. Benzer tipteki zincirleme çağrışım yöntemi psikanalitik (bkz.) Tekniklerde belirgin bir yer almaktadır. Düşünce bozukluğu gösteren birçok şizofrenik (bkz.) Hastada,çağrışım proçesi bozuklukları açıkça görülür. Bleuler bu durumun şizofrenide bir temel oluşturduğunu ileri sürmüş ve karakteristik belirsiz ve yersiz konuşmaya yol açan bir çağrışım «bölünmesi» ve «yersizliğinden» söz etmiştir. Bu gibi şizofreniklerde görülen kontrolsuz çağrışımlar,benzerliğe dayanarak oluşur; kafiyeli ve ses benzerliği bulunan sözcüklerin «çınlama» çağrışımları biçiminde konuşmalarında yansır.

Elif 13 Nisan 2015 19:38

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Capgras Sendromu;

Yanlış tanımayla ilgili bir yanılgı sendromudur. Çoğunlukla paranoid şizofreniklerde görülür,fakat diğer kronik paranoid psikoz hastalarında da mevcut olabilir. Hasta,çevresindeki insanların (yani hastahane personeli veya diğer hastaların) aslında kendi akrabaları veya dostları olduğunu ileri sürer. Bazı hastalar ise,daha ender olarak,hastahane koğuşundakilerin tanınmamak için görünümlerini değiştirdiklerini veya hasta «rolü oynamak» üzere oraya yerleştirilmiş akrabaları olduklarını ileri sürerler. Hasta,çevresindeki insanları böyle yanlış kimliklerle tanıma tema'sı üzerine,çeşit çeşit yanılgılar kurar. Tedavi (fenotiazinler,butirofenonlar,vs.) ve prognoz,bu yanılgının altındaki temel hastalığın tedavisi ve prognozudur.

Elif 13 Nisan 2015 19:39

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Çatışma;

Freudiyen psikanalitik yaklaşıma göre,aklın bilinçdışı bölümü çok önemlidir. Bir içgüdünün,ilk kaynağından,yani id'den (bkz.) ayrılarak ifade aramasının çatışmaya yol açtığı ileri sürülmektedir.Bu içgüdü,birkaç değişik kaynaktan kritik bir incelemeye uğrar; bu kaynaklar,ortamdaki gerçekliğe tekabül eden ego (bkz.) İle süperego'dur (vicdan) (bkz.). Sonucunda aklın bilinçdışı bölümünde yer alan bir çatışma; baskı, simgeleştirme,vs.gibi birkaç akıl savunma mekanizmasını (bkz.) harekete geçirir. Savunma mekanizmalarının mutlaka patolojik olması gerekmez; aslında,bunların aktivitesi akıl sağlığı için şarttır. Ancak,uygun olmayan savunma mekanizmaları hastalığa ve semptom formasyonuna yol açar; bunlar ise analiz ve hastanın uyumu bakımından daha uygun başka savunma mekanizmalarının kurulmasını gerektirir. Kişilik gelişimi,çatışmaya karşı kullanılan predominan akıl mekanizmalarıyla etkilenir ve yetişkinin kişiliği,çocukken kullandığı bu ilk mekanizmaları silinmez bir damga olarak taşır. Doğuştan gelen biolojik predispozisyon da,kullanılan bu predominan mekanizmalarda ve bireyin ego'sunun güçlülüğünde ve güçsüzlüklerinde rol oynar. Psikanalitik teori,hastanın bu bilinçsiz çatışmaların bilincine vararak bunları çözümleyebilmesi için başlıca yolun psikanalitik tedavi olduğunu varsaymaktadır.Hasta,bu tedaviyle,çatışmalarının bilincine varıp bunları çözümleyerek,akıl bozukluğundan kurtulmaktadır.


Çeteler;

Çocuklarda oyun oynama veya suç işleme daha ziyade bireysel biçimde görülür,ama büluğ çağına doğru topluluk kavramı güçlenir.Bundan sonra özellikle sosyal olanakların bulunmadığı geniş iskân bölgelerinde daha büyük bir ünite olan çeteler kurulur.Bu gibi bir çetenin yalnızca suç işleme amacı veya yalnızca toplumsal destek ve ortak eylemlerde bulunma amacı gütmesi,hem o bölgedeki toplumsal koşullara,hem de önder(ler)in kişiliğine göre değişir. Belli dönemlerde,bu çeteler o günün modasına uyarlar; örneğin,saçlarını kazıtırlar. Adolesans döneminin sonuna doğru,birçok üye bu çetelerden ayrılma eğilimi gösterir ve çete eylemlerinin yerini flört yahut evlilik alır.

Elif 13 Nisan 2015 19:39

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Cezaevi Psikozları;

Yalnızca cezaevi ortamında gelişen psikotik bir ruhsal çöküntü durumudur. Klinik tablo,genellikle paranoid bir hastalığı andırır; ama depresyon hattâ delirium özelikleri de gösterebilir. Tutukluluk durumunun yarattığı gerilimler ve mahkûm için bunun toplumsal ve kişisel sonuçları,hastalığın biçimini etkiler. Bu psikozlara bazan «temaruz» gözüyle bakılmasına rağmen,cezaevinde gelişen psikotik semptomların dikkatle tedavi edilmesi doğru olur; aksi takdirde delüzyonlarm etkisi altında,beklenmedik bir intihar olayına,yahut bir gardiyana düşüncesizce bir saldırıya yol açabilir. Psikopatlar normal kişilere kıyasla,psikiyatrik hastalığa yakalanmaya daha yatkındırlar. Hekimler bir mahkûmun psikopat olarak damgalanmış olmasının,kendi yargılarını etkilememesine özellikle dikkat etmelidirler.


Charcot,Jean-Martin (1825-1893),

Zamanının önde gelen bir nörologu olan Charcot hipnoza ilgi duyarak,vaktini ve enerjisini genç ve kolayca telkin altında kalabilen kadınlar üzerinde yaptığı oldukça kötü deneylere harcadı. Saltpetriere'deki dramatik gösterileri Freud ile birlikte birçok psikologu Paris'e çekti. Histeri ayrıntılı olarak incelendi. Ancak,Charcot'nun arkadaşı olan Pierre Janet'nin (1859-1947),bu durumun psikopatolojisine somut katkıları olmasına rağmen,charcot belki de histeriyle ilgili bilgilerimizi ilerletmekten ziyade geriletmiştir.

Elif 13 Nisan 2015 19:39

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Cilt Bozuklukları;

Anksiete,heyecan,utanma yahut öfke gibi emosyonel durumlar,ciltte sararma,terleme veya kızarma gibi değişik reaksiyonlara yol açabilir. Birçok dermatolojik bozukluğun karmaşık bir etyolojisi vardır; allerji ve psikolojik faktörler önemli rol oynar. Stress dönemlerinde,dermatit,ürtiker,vulvalarda veya anüste kaşıntı,yahut akne belirmesi,yada önceden mevcut bir cilt durumunun şiddetlenmesine sık rastlanır. Enfantil ekzemada olduğu gibi,yapısal bir predispozisyon da muhtemeldir,ama daha ziyade bastırılmış düşmanlık yahut cinsel çatışmalar gibi psikopatolojik durumlar sözkonusu olabilir. Bilinçli yahut bilinçsiz dürtüler,kişinin kendi cildine zarar vererek lezyonlar yaratmasına yol açabilir (dermatitis artefacta). Bkz. Psikosomatik Bozukluklar


Cinayet;

Cinayet insidansı,toplumdan topluma değişir. İngiltere'de ve İrlanda'da yılda yaklaşık 160 cinayet işlenmektedir,oysa yalnızca New York'ta yılda yaklaşık 5000 öldürme vakası kaydedilmiştir. İngiltere'de katillerin % 25'i intihar etmektedir. Amerika'da katillerde intihar oranı daha düşüktür. Cinayet nedenleri ise,ülkeler arasında fazla bir farklılık göstermemektedir. Ancak cinayet tiplerinin nisbi frekansları farklıdır — eşlerini aldatan kadınlar,Avrupa ülkelerine kıyasla,bazı Uzak Doğu ülkelerinde daha çok öldürülmektedir. Kıskançlık,cinsel şiddet,öç,çıkar,kendini savunma ve kavga gibi durumların hepsi cinayetle sonuçlanabilir. Karşılaşılan belli birtakım tablolar vardır. Örneğin sık sık kız çocuklar yakın bir akrabaları; orta yaşlı ve evli bir kadın,kıskanç ve depresyonlu eşi; bütün bir aile depressif bir hastalıktan mustarip bir aile büyüğü; bir anne şizofrenik oğlu tarafından öldürülmektedir. Psikopatlar sık sık ******leri öldürürler. Öte yandan gerçekten sadomazohistik bir cinayete ender rastlanır. Hastalık derecesinde bir kıskançlık çok kere cinayete yol açar. Bu sendromu tanıyan bir psikiyatrist, bir cinayetin gerçekleşmesini önleyebilir.

Cinayetle günün belli saatleri ve yılın belli zamanları arasında bir ilişki vardır. Örneğin,cinayetler çoğunlukla saat 18.00 ile 01.00 arasında işlenmektedir; saat 06.00 ile 08.00 arasındaki bir cinayeti,depresyonlu bir katilin işlemiş olması ihtimali yüksektir.A.B.D. de,cinayetlerin özellikle hafta sonlarında yahut tatil günlerinde işlendiği ispatlanmıştır.Katillerde,ister akıllı,ister deli olsunlar,fizik bozukluklar ve hastalıklar sık görülür. Bkz. Öldürme Tehditleri ve Psikopatik Bozukluklar

Elif 13 Nisan 2015 19:40

Cevap: Psikiyatrik Sözlük
 
Cinsel Sapıklarda Hormon Tedavisi;

Bu tedavi biçimini isteyen yahut buna razı olan sapıklar hemen hemen yalnızca cinsel suç işleyenler,özellikle pedofiliaklardır (bkz.) Östrojen uygulanarak erkek hormonunun fonksiyonu dengelenir. Tedavi tabletler depo enjeksiyon,yahut pellet emplantasyonu biçiminde uygulanır. En olumlusu,pellet emplantasyonudur. Oral uygulama en az olumlu tedavi biçimidir,çünkü uygulanması hastanın iyileşme azmine bağlıdır. Olumsuz etkileri bulantı (çok yüksek dozlarda),anerji ve kadınlaşma,özellikle memelerde büyümedir. Tedavi,hastanın çok azimli olduğu bir sırada,yakın bir kontrol altında ve hastaya tam bir açıklama yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Libido azalır yahut kaybolur,ama yönü değişmez. Tedavi, yakın kontrol altında,birkaç yıl sürdürülmelidir.


Cinsiyet Rolü;

Cinsiyet rolü,bir kişinin erkek çocuk,erkek,kız çocuk veya kadın olarak durumunu tanıtıcı sözleri yahut davranışlarıdır. Bu rolü,genetik yapıdaki Y kromozomunun varlığı yahut yokluğu belirler.

Y kromozomu doğrudan doğruya fetal gonad tipini etkiler. Bu gonadın uterus içindeki hormon salgısı,iç ve dış genital organların iki cinsel biçimden birine göre oluşmasından ve beyindeki cinsel tepkiden sorumludur. Normal kişilerde bu cinsel eğilim,doğumda,belirlenen cinsiyete,yetişme sırasındaki cinsiyet rolüne ve sonucunda oluşan cinsiyet rolüne uygundur. Psödo-hermafroditizm (bkz.) vakalarında ise,gerçek cinsiyet doğumda yanlış belirlenir ve sonucunda kişi karşı cinsin cinsiyet rolüne göre yetiştirilip bunu edinir. Bu vakalarda cinsiyet rolü,eskiden ileri sürülen görüşlerin tersine,adolesans döneminde bile başarıyla değiştirilebilmektedir. Erkeklerdeki ara-cinsiyet vakalarında,adolesans döneminde yanlış belirlenen kadın cinsiyet rolü dolayısıyla,hastada gittikçe artan bir tatminsizlik belirir ve çok kere gerçek cinsiyetine dönmesi için ameliyat ve sosyal değişim gerekir. Trans¤¤¤¤üalizm (bkz.),psikolojik bir çapraz-cinsiyet benimsenmesidir; aslında cinsiyeti kadın yahut erkek olan kişi,kendisinin karşı cinsten olduğuna inanır ve ancak o cinsiyetin rolünü yaşadığı zaman rahat eder. Bu gibi vakalarda,hastaların arzu ettikleri cinsiyet rolünü tamamen kazanabilmeleri için sık sık genital organlarında vs. cerrahi kozmetik müdahaleler gerekir. Normal genital organlar üzerindeki bu gibi mütilasyon işlemlerinin olumluluğu konusunda henüz hiçbir psikiyatrik yahut cerrahi görüş birliği yoktur.


Cinsiyete Bağlı Kalıtım;

Cinsiyete bağlı özellikler ender ve yalnızca erkeklerde görülür. Kalıtımın etkilenmeyen kadınlar aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir. Anormal genin X kromozomuyla geçtiğine ve taşıyıcı olan kadında diğer normal X kromozomlarıyla maskelendiğine,oysa etkilenen erkekte maskelenmediğine inanılmaktadır. Ender görülen ve akıl geriliğiyle ilgili olan cinsiyete-bağlı kalıtım durumları arasında okülo-serebro-renal sendrom (bkz.),Hunter sendromu (bkz.) Ve bazı konjenital hidrosefalus (bkz.) vakaları vardır. Duchenne tipindeki bazı psödohipertrofik kas distrofisi ve nefrojenik diabetes insipidus vakalarında da akıl geriliği görülebilir. Bazı cinsiyete bağlı kalıtım durumlarında,örneğin glükoz-6-fosfat dehidrojenaz (bkz.) Yetersizliğinde,kadının taşıyıcı olup olmadığı, biokimyasal yoldan belirlenir


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:33.
  • Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
  • 1
  • 2

Powered by vBulletin® Version 3.8.9   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.

Site kurucuları: Damla ve Meltem