![]() |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Hayır Dinlensin diyedir gözlerimiz Bu önümüzde açılıp giden manzara; Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir, Ve tanrılar boşluktan bıkınca. Ellerimize malum olur nedense Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle, Düşünmenin huzuru ayan olur; Soğuğun sessizliği hakeza. Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız, Boylarımız büyür usul usul; Duyulmasın diye gürültüler uykularda Yağmurlar yağar geceleri. Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri İkimizin Arasında Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken Canevimin önünden geçersen, Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında Canevinin önünden geçersem Anlatırım nasıl nerde Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız Anlatırım nasıl nerde... Sonra eğilir kulağına derim: Bekle Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere, Hele ürksün fincancı katırları! Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri İnsan Resmi Yeraltı günleri bunlar Kör yılı köstebek ayı Siyah önlüklü bir güneş Ayazda okula gidiyor Dizilmiş danaburunları iki keçe Islıklıyorlar bebeyi Çepeçevre boynumda sıçandişi bir bahçe Oynuyorlar iki Roma bir Paris bir Peking Karım en çok soğuk harbi seviyor Çocuklarımızdan Yaşamların kapısında kuyruk olmuşuz Önde emirerleri memede piçler sütsüz analar Akşam oldu memur çıktı kapıya Mal gelmedi bugün dedi kapatıyoruz Dilekçeyim masalar odalar arasında Yürek değil, sol yanımda on altı kuruluk pul Usulsuzüm yolsuzum Bir uçak geçti üstümden kıçında yakamozu Çakılmıştır yere çoktan toprakta bir çelik bitki Fala mı baksam koparıp çiçeklerini Düştü mü düşüyor mu düşecek mi Yeşiller içre bir insandın önceleri Sağda bir dağ solda bir çay çamaşır yıkayan kadınlar Dolaş şimdi çevresini yitirmiş insan resimleri gibi Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri İtiraza İtirazım Var Süt limanlarında poyrazlarla lodoslar oluyorum Döndükçe, döndükçe başım, martılar kusuyorum Derya bir Kuran-ı Kerim yapraklarını bir bir açıyorum Karış, karış, karış, karış, karış, karış, karış karıştırıyorum Bakara oynuyorum Fatiha'nın Bakara suresiyle Ve zarlarla ki hepsi ayrı bir Sure alayıdır Nedir diye, nemenedir bu arabesk diye diye Martılar bu şakası yok, akaraplar tarafından ağlanılan Bir mersiye - şad olsun ruhu - Tamburi Cemil Bey'e Odeon bir rekorla koşan bir gramafonmuş bu dünya Kurdukça dönüyorum, döndükçe çalıyor, çalınıyorum Ben ki Kibariye bir hırsız ve Ferdi Tayfur kadar eski bir sipiker ve kokoyiniman Kendimden kendimi çalıyorum, kendimle, kendimle kendimi Yaşasın mahşere dek bu kısır olmayan döngü Yaşasın Veli`fendiler'de mahşerin o dokuz doğuran süvarisi Benden önce de vardı, benden sonra da tufan Yaşamak ölünmez ki yaşamayı yaşamaklan Gönderin de Hasan-hüseyin emminin, dalgalandıkça bu kırmızı don Bir arabesk bu, ister sol olsun, ister sağ Ve indikçe kustuğum martıların güzel gözlerinden yaşlar Çaputlar kalkıp kalkıp Marmara'nın dalga kıranlarından Kondu-konacak geceleri Hacı Bektaş-ı Veli'nin türbesindeki o milyon yıllık dut ağacının dallarına Bu şiir ve bu nane, ifademe mani olmayan bir damla meni Lumpen kesilmiş şahsımın kuzgunlaşmasıyla birden göğe ağan ve ağaran meçhul bir artısıyla Ki istersen demevi bir RH pozitif de olabilir. İşte bu şiirin kendini çektikten sonra Kodak'la nefsine nefes etmesidir Zaten şiir denen nesne, eski bir an'aneyle, doğan çocuğun kulağına ezan makamıyla isminin üflenmesidir Ya da tınlatmaktır içinle için için olan tambur ola ki evreni Ve de çınlasın deyuu Neyzen'in neyi (görülmemiş hiç neyin çınladığı bu ana dek) Ve en arabesk ve en çağdaş adamımız Orhan Veli'nin kuzular kulağına Maraz ve menapoz, muhteris ve muteriz itirazlara itirazim var, itirazim, itirazim Ama halka, halka halka halkalanan halka dünden ve yarından her zaman razıyım. Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Kayıp Çocuk Birden işitilmez olsun ayak seslerim; Gölgem bir başka sokağa sapıversin; Unutayım bir anda her şeyi, Nerde oturduğumu, Bir tuhaf adem olduğumu Can adında. Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi, Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma; Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah, İlk defa görmüş gibi dünyayı, Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi; Hatırlamam artık değil mi, dostlar, Hatırlamam artık garipliğimi? Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Küçük Kızım Su'ya Bir derin uykudaydım ölümün içinden Açtım ki gözlerimi Bir suyun gölgesi gibi Kendisi adeta bir suyun Ayakucunda sen oturuyorsun Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum! Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Manzara Bir yanı mor çubuk makarna Öbür yanı kirli sarı Demek turuncu bir picama Bir soytarı bu Maskara akıntısı Taklatıyor Marmara'ya Eski kılıç yunuslarla... Lodosun dönmesinden ki Turner'ı yeniden görmektir Ve boğas ki bir sirk, hipotamlar Filler bütün, develer aslanlar Döne döne gökyüzünde ebrular olmuşlar Koş koş nefes nefese hepsi Aman kaçırmayalım pistteki sıramızı! Yine de en büyük o trapezci Assolist güneş Atlıyor arştan arşa Hemingway'vari biraz ihtiyarlamışsa da . . . Derken efendim birden parladı Tamamen eflatun bir kırlangıç Başımın üstüne kurulu o hünkar çadırından. Can Yücel |
Cevap: Can Yücel Şiirleri Mare Nostrum En uzun koşuysa elbet Türkiye'de de Devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez luverin namlusundan fırlayarak ... En hızlısıydı hepimizin, En önce göğüsledi ipi... Acıyorsam sana anam avradım olsun Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun Can Yücel |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:54. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucuları: Damla ve Meltem