![]() |
|
Cevap: Siyah Yanım Fıçı Neyzen Tevfik'e doktor içkiyi men etmişti.Fakat Peyami Safa bir gün üstadı ziyarete gittiğinde odanın bir köşesinde bir fıçı şarap gördü. -Bu ne bre üstad? Diye sordu. Hani sen artık içmeyecektin? -Ne yaparsın, oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum. -Peki, içkinin faydası oluyor mu? -Ne diyorsun olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya ilk geldiği zaman yerinden kımıldatamıyordum, şimdi iki elimle kaldırabilirim.. |
Cevap: Siyah Yanım "Kimseyle konuşmuyorum. Böyle daha iyi oluyor sanki. Bir anlamı olduğundan değil. Konuşamadığımdan da değil. Canım istemiyor sadece. Aslında canım isterse bir saksı bitkisiyle hava durumu hakkında bile konuşabilirim.Ama hiç canım istemiyor işte. Sahiden de hiçbir şey söylemeden susarsam ne demek istediğim anlaşılabilir mi ki?" |
Cevap: Siyah Yanım Kuyunun en dibine saldım seni. benim anaforumdan çıkamazsın. ne yana dönersen dön benim içime düşersin. nereye gidersen git bütün yolların benim ruhuma çıkacak. benim harflerimden başka hiçbir şey seni yalnızlıktan kurtarmayacak.. |
Cevap: Siyah Yanım Merhaba Dünya diyesi geliyor insanın Bukowski okuduktan sonra. Çatlak bir şairin kelimelerinin gizeminde yolculuk ettikten sonra insan kafasını kaldırıp dünyaya baktığında yediği tokatın etkisinden bir kaç saniyede ancak sıyrılabiliyor. Hem döver gibi hem sevişir gibi yazan, çiğnediği tütünü suratına tükürürcesine kelimeleri kullanan biri bence. Açık ve net, neyse o! İlginç bir adı var kitabın: Suda yan, ateşte boğul. Tam da Bukowski'ye yaraşır bir ad olduğunu gördüm şiirlerini okuduğumda. Hatta daha henüz okumaya başladığım sıralarda bir kaç sayfa ilerlemiştim ki ben de kitabın giriş sayfasına bir kaç satır yazıverdim. Kitabın adı başlı başına bir ilham kaynağı olunca durduramıyor insan kendini. Bukowski herhalde kızmazdı bana duysa yazdıklarımı kitabına. Herhalde olsa olsa bir bira daha devirirdi. "Yaşamın uçuk renkleri vardı bir Temmuz gecesi bir sokak lambasının ışığı etrafında kanat çırpan ve kaçmış bir uykuyu kovalayan hafif bir esintiydi sanki hissettiği. Eskimiş bir şairin satırlarında gizli kelimelerdi rüzgarda dans eden yaprakların melodisi" "Baharda muhteşem bir gündü ve dışarda hava kirliliğinden ölmemiş kuşları duyabiliyorduk Bukowski Anlayamadığımız insanları yaftalamaya pek bir elverişlidir insanın düşünce yapısı. Alışık olmadığımız bir biçimde birisi bize bir şey anlatmak istese rahatlıkla idal diyebiliriz kendisine. Tıpkı her yerde rüşvet alınan bir kurumda hiç rüşvet almayan birine deliâ denmesi gibidir aslında bu bir yerde. İşte Bukowski de bence bu tür ideli lerden. Kendisini anlayabiliyor olmam benimde bir ideli olduğumun bir göstergesi midir yoksa sadece anlayabilen biri olmamdan mıdır bilmiyorum. Çok da umurumda değil aslında Siz ne dersiniz bilmiyorum belki bir gereklilikten olsa gerek; yani Göremezsiniz. tanımlama gereğinden olsa gerek bir şiire başlık atma ihtiyacı. Hatta aynı ihtiyaçtır belki biz insanların, insanları yaftalama merakı. Ama şiire başlık atmak ne işe yarar diye sorabilen bir şairin satırlarında dolaşmak pek de akıllı işi değildir açıkçası. İşte bu nedenle sevdim ben bu ihtiyarı. Ölmüş mü? 94 de öldü diye okudum bir yerlerde. Lakin belli ki ruhu halen kol geziyor şiirlerde CHARLES BUKOWSKİ |
Cevap: Siyah Yanım Hayat çok zor. Giderek de zorlaşıyor sanki. Giderek daha ağır acılar yaşanıyor. Kalp daha fazla ağırlaşıyor Çocukluğumuzun o anlamsız gelen mutluluklarını unutur olduk. anlamsız gelen diyorum ama bakmayın, aslında en anlamlı en değerli mutluluklar belkide. Beklentisiz. Belki görülen bir renge dair mutluluk. Bir tahta parçasına belki, basit bir oyuncağa Bazı insanlar yaşanan bu hayat içerisinde bir balerin edasıyla zerafetle durabiliyor ve tüm yaşananlara göğüs gelebiliyorlar. İşte bu duyguları anımsatan bir iki fotoğraf ve bu fotoğraflar üzerine... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:08. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucuları: Damla ve Meltem