![]() |
Cevap: Gökyüzüm. |
Cevap: Gökyüzüm. "Ben ağaçların soyundanım. Ve bu 'bayat' havayı solumak kederlendiriyor beni. Ölen bir kuş, uçuşu unutmamayı öğütledi bana." |
Cevap: Gökyüzüm. ah… budur benim payıma düşen budur benim payıma düşen benim payıma düşen bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir ve “ellerini seviyorum” diyen sesin hüznünde ölmektir ellerimi bahçeye dikiyorum yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda yumurtlayacaklar küpeler takacağım kulaklarıma ikiz iki kirazdan ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim bir sokak var orada aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü. bir sokak var benim yüreğimin çocukluk mahallesinden çaldığı zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini bilinçli bir simgenin oylumu aynanın konukluğundan dönen ve böylecedir birisi ölür ve birisi yaşar hiçbir avcı, çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum okyanusta yaşayan ve yüreğini tahta bir kavalda usul usul çalan küçük hüzünlü bir peri geceleri bir öpücükle ölen ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan |
Cevap: Gökyüzüm. acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma, orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili benden savrulan parçalar kurusa da, izleri var hala yolun kenarında. izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun, ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin. ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun. şimdi, acının ormanından geçiyorsun her şey bir daha kanasa da ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben geç meleğim, senin de şarkıların olsun içindeki telleri titreten. |
Cevap: Gökyüzüm. |
Cevap: Gökyüzüm. Mahalle kavgalarına karışmadan Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen Doğruyor ve kızartıyorum onu Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz. Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum Pek inandırıcı olmayan Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni Yağmurla beraberliğimden doğan Birinci ve yüzbininci hayaletim Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan O kadar çok, o kadar çok hissediyorum. Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar Z raporları kadar uzun şiirlerim Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle İskambil kağıtları kusan, zarlar Maça kızı ve pis yedili sayesinde Kaç kere ölümle randevulaştı. Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat Semt pazarından alınma hırkasıyla, Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader. Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan. Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp Pembe kağıtlar aldım Hayatıma bir ölüm yazacağım Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıda Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi. |
Cevap: Gökyüzüm. bir kereye mahsus yaşanan her an kendi hayatını bir daha düzeltilemeyecek biçimde içinde barındırır. bana kanatlarımı bıraktırdılar. bana ihaneti öğrettiler. başka haber yok. ikiye bölünmüş bir bütün gibi yaşadım bir yanım öbür yanıma düşman sağımda kızgın kumlar gezdirdim solum üşüyor eski bir anıdan. mum: alıngan. kendi ateşiyle kendini yok eden yumuşakça. erimek üzere varsın, kaderine inanırsın. ölürken fark edilmez, ışığın solduğu zamansın. hiçbir aşk titremez sonsuza değin bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum ve insan acıdan ölür bir gün. yüzümde taşıdığım kuyu soğuk iklim, ağır yaprak tenimde durup dönüp dokunduğum yük. yağmurun aramıza çektiği perdeyi yırtıyorum geçiyorum göğsümdeki uykunun sarmaşığından birazdan dünya beni unutacak, ben onu anlamıyorum. soğuk iklim, durup dokunduğum dönüp seni ben de unutacağım. insan ölüyorsa acıdan ölür bir gün kendine bir daha uğrayamadığından, koyduğu yerde durmayışındandır hayatın hatanın dönüşsüz oluşundandır. hiçbir aşk titremez sonsuza değin, bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum ve insan kanatlarından ayrılır bir gün. |
Cevap: Gökyüzüm. |
Cevap: Gökyüzüm. “ Zamanı gelince olur. |
Cevap: Gökyüzüm. Haritada denizi olmayan şehirlere deniz çizmiş kızım ben. Ne bekliyorsun ki benden Denizi olmayan ülkede doğmuşum ben Suya hasret balık gibi olmam bu yüzden |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:13. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucuları: Damla ve Meltem