gun şekilde- Tanrı'ya boyun eğiş, O'na bağlanış ve teslim oluş olduğunu da
ayrıca vurgulamaktadır.
Bir dinin mükemmel olduğu iddiası, sadece mensupları açısından o dinin
bütün öteki dinlere tercih edilebilir olduğunu ima eder. Bir dinin bu amaç
doğrultusunda bütün öteki dinler karşısında inanç ve ibadete ilişkin sembolik
tutarlılığını, safiyet ve orijinalitesini korumak maksadıyla kendisi için bir
söylem oluşturması ve itham, isnat ve itirazlara karşı bir savunma mekanizması
geliştirmesi haklı ve anlamlı görülebilir. Fakat vahiy kaynaklı olan
ve kopuksuz bir gelenek zinciriyle gelen bütün dinler, öz ve orijinalite itibariyle
aynı zirveye götüren yollar olarak tanımlanır ve İslâm dini bu halkanın
son ve bozulmaktan korunmuş şeklini temsil eder.
Dinin Tanrı tarafından vahyedilmiş olduğunun söylenmesiyle vahiy, dinin
daha doğrusu otantik dinin temel niteliği yapılmış olmakta ve dolayısıyla dinin
yalın bir Tanrı inancından ibaret olmadığı, Tanrı'ya inanmak yanında, O'nun
değişik biçimlerde tecelli edeceğine inanmak gerektiği de vurgulanmış olmaktadır.
İslâmî literatürde bu tecelli ve inâyet yani Tanrı'nın kendini göstermesi,
genellikle "yaratma ve buyurma" (halk ve emir) kavramlarıyla ifade edilir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ise yaratma ve buyurmanın Allah'a ait olduğu vurgulanır.
Buyurma, Tanrı'nın iradesinin sonucudur ve din bu iradenin içinde yer alır.
Özü itibariyle mâkul ve kavranabilir olsa bile din, Tanrı iradesinin vahiy yoluyla
açılımı olduğu için, teorik olarak, insan aklı da dahil tüm beşerî güçlerden
üstündür. Bu yaklaşım Tanrısal iradenin açılımı olan vahyin "aktif ve
kurucu", buna mukabil vahye muhatap olan insanın akıl ve diğer melekelerinin
"pasif ve alıcı" konumda olduğuna işaret etmektedir.
Tanrısal iradenin insanlara ulaşımının peygamberler kanalıyla olmasını
dikkate alan kimi İslâm bilginleri peygamberliği âlemin ruhu olarak nitelemişlerdir.
İnsan, kendisini vahye bağlayan gelenek zincirini korumak durumundadır.
İslâm düşünce geleneğinde tevâtür ve icmâ gibi kurumsal yapılar,
büyük ölçüde vahiyle irtibatlı gelenek zincirini korumak amacıyla oluşturulmuş
veya hiç değilse bu amaca hizmet etmiştir. Vahiy ve gelenek kavramları,
dinin yapısını ve temel özelliklerini işaret etmektedir.
Din, en yalın biçimiyle Tanrı'ya inanma ve ona ibadet etme olduğuna
göre, onun bir inanç sistemini ve bir ibadet sistemini içermesi zorunludur.
Bu iki temel unsur yanında, dinin ahlâkî hükümleri de içermesi gerekir. Ahlâk,
dikey olarak veya metafizik boyutta, bu inanç ve ibadetlerdeki içtenlik
ve samimiyet (ihlâs, ihsan) anlamını içerdiği gibi, dünyevî boyutta, Tanrı
inancının ve O’na olan sevginin Tanrı'nın kulları üzerinde gösterilmesi, onların