Bu arada Freud’un, Berlinli bir kulak burun boğaz uzmanı olan Wilhelm Fliess ile yakın kişisel ve bilimsel arkadaşlığına da değinmek gerekir.1887 yılından aralarının açıldığı 1902 yılına kadar on beş sene süren bir dostluktur bu. Bu ikili arasındaki paylaşım Viyana ile Berlin arasında yoğun mektup trafiğini ve yılda birkaç kez geçekleştirilen ,Freud’un “kongre†tabir ettiği ikili bilimsel görüşmeleri ihtiva eder. On seneden fazla bir süre devam eden nöroloji ve psikiyatri bilim dalları ile bir ilgisi olmayan Berlinli bir hekim ile bir nöropsikaytr olan Freud’un paylaşımını anlamak güç olabilir. Mektupları incelendiğinde Freud’un, 1887’den beri tanıştığı meslektaşına histeri hastalarını, yöntemsel araştırmalarını ve kafasında geliştirmekte olduğu “özgün psikanalitik teoriyi†anlatmaktadır. Psikanalizin tarihsel gelişim sürecinin açıkça takip edilmesini mümkün kılan bu yazışmalar, Fliess’ın iyi bir dinleyici rolü oynadığı ve Freud’un düşüncelerini onaylayıcı bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.Böyle bir paylaşımın, Freud’un çağdaşı olan nörolog ve psikiyatristlerle değil de Freud için ancak meraklı bir dinleyici olarak nitelendirilebilecek Dr.Fliess
ile gerçekleşebilmesi ilginçtir..Bu garip durumun nedeni, Freud’un ruhbiliminde çığır açmaya aday çalışmalarının geleneksel akademik çevrelerce tasvip edilmemesidir. Gerçekten de akademik çevrelerde bu çalışmalar ya öfke ile kıskançlık karışımı tepkiler uyandırmış yada soğuk bir kayıtsızlıkla karşılanmıştır.
Fliess’ın bir kulak burun boğaz uzmanı olmasına rağmen uzmanlığı ile ilgisi olmayan biçimde; burunla, cinsellik ve psikolojik rahatsızlıklar arasında bağ kuran fantastik bir teorisi vardı.Burnun tahrişi ile sinirsel semptomların ve çeşitli iç organ rahatsızlıklarının ortaya çıktığını düşünüyor ve buruna kokain enjeksiyonları yaparak bu rahatsızlıkları gidermeye çalışıyordu. Bir ikinci teorisi de erkeklerin 23 güne ,kadınların 28 güne programlanmış cinsel dönemleri olduğu yolundaydı.Her türlü rahatsızlığı bu periyotlarla bağlantılandırmak üzere sayılarla oynuyor,toplayıp çıkararak istediği sonuçları elde ediyordu.Fliess ayrıca tüm insanların çift cinsiyetli olduğuna inanıyor ve bu düşüncesine Freud’da katılıyordu.Freud’un çiftcinsellik kabulüne dayalı yaklaşımının psikanalitik teorinin temel taşlarından birisi olduğu göz önünde tutulduğunda Fliess’ın Freud’a benzer çiftcinsellik varsayımının Freud için düşüncelerini destekleyici önemi anlaşılabilir.Sonuç olarak , Freud’un ve Fliess’ın fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkları cinsellik temelinde açıklamaya dönük, yaşadıkları döneme muhalif ,devrimci nitelikte yaklaşımları, bilinmeyeni fethetmeye yönelik güçlü önsezileri böylesine sıkı bir bağı yaratmış olmalı.
.
Ama bu iki adam arasında ki sıkı bağların, bilimsel ilginin ötesinde bir anlam ifade ettiğini belirtmek de gerekir.Freud anlaşıldığı kadarıyla Fliess da bir dönemler Breuer’de bulduğu ve sonra aralarının açılmasıyla kaybettiği idealize edilmiş, “koruyucu, onaylayıcı baba imgesini†yeniden bulmuştu. Üstelik bu kez cinsellik merkezli yaklaşımları yüzünden reddedilmiyor, aksine onaylanıyor ve teorisini geliştirmesi için teşvik görüyordu.Maalesef bu sıkı dostluğun sonu da Breuer’le olduğu gibi kötü bitti.Öncelikle ruhsal hastalıkların psikopatolojisinde ciddi ve uzlaşmaz görüş ayrılıklarına sahiptiler.Freud nevrozların ruhsal dinamiklerine ışık tutmaya uğraşırken,Fliess nevrozların dönemsellikle ilgili olduğunu ileri sürüyordu.Fliess’ın görüşü doğruysa Freud’un uğraşısı zaten boşuna idi.Bir adam (Fliess) elinde kalem kağıtla nevrotik semptomların ne zaman nerede çıkacağını saptarken,diğeri nevrozun kökenine inebilmek için saatlerce terapötik çalışmalar yapmak ve kapsamlı bir nevroz teorisi geliştirmek durumundaydı.Günün birinde birbirlerinin düşüncelerini eleştirmek durumunda kaldılar ve Fliess’ın çok ehemmiyet verip,kendi buluşu olarak gördüğü çiftcinsellik teorisini Freud’un analizini de yaptığı bir psikoloji öğrencisine sızdırdığı iddiası sonrasında(1904) iyice birbirlerinden uzaklaştılar.Bu kopuş süreci Fliess tarafından başlatılmış görünüyor ve Freud’un çabalarına karşın düzeltilemediği anlaşılıyor.Gerçek şudur ki bu kopuş iyice yalnız kalan Freud için telafisi güç bir kaybı simgelemiş ve zamanla şiddeti azalsa da tüm hayatı boyunca ıstırap kaynağı olmuştur.
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.