Günün Sözü DamlaPenia.
Her şey neye layıksa ona dönüşür. -Mevlana
Etiket Listesi

Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By Elif
Seçenekler
Seçenekler
Stil
Elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Melekgibi

Standart Freud biyografisi

25 Mart 2015
1

1856 yılında o tarihler itibarıyla Avusturya imparatorluğu içinde kalan ,bu günkü sınırlara bakılırsa Almanya’nın Çek cumhuriyeti ile olan güney sınırına çok yakın olan Freiberg isimli bir kasabada dar gelirli Yahudi bir ailenin sonradan sahip olacağı yedi çocuğundan ilki olarak doğdu..Babası Jacob,annesi Amelia ile ikinci evliliğini yaptığında kırk yaşındaydı ve halihazırda yün ticareti ile uğraşmaktaydı...Freud üç yaşındayken işleri bozulan baba Freud, Viyana'ya göç etmeye karar verdi. İki üvey ağabeyi aynı dönemde Manchester'a göç ettiler.Sigmund Freud dokuz yaşından itibaren "Gymnasium"da kendisine iyi bir yer edindi.Son altı yılın sınıf birincisi olan Freud üniversiteye gitmeye hazırlanırken kendisine seçeceği alan konusunda kararsızdı.Toplumsal ve kültürel meselelere yönelik bir ilgisi vardı ancak Goethe'nin olduğunu zannettiği "Doğa" isimli bir denemenin halka okunduğu bir toplantıya katılması onun doğabilimlerine yönelmesine yol açacaktı.

Yaşadığı yüzyılın genel özellikleri, Tıp Eğitimi , nişanlılık

.
1873 yılında tam onyedi yaşında iken tıp eğitimi almaya başladı.Üniversitenin ilk iki senesinde genel dersler alan ve bazı toplantılara katılan Freud üçüncü senesinde (1876) Ernest Brücke’nin yöneticiliğini yaptığı Fizyoloji enstitüsünde çalışmaya başladı. Helmholtz Tıp Okulu olarak bilinen bir ekolün önemli temsilcilerinden biri olan Brücke’nin organizmalardaki güçlerin de enerjinin korunumu ilkesine tabi oldukları ve devinimsel ya da gizil halde bulunan tüm bu güçlerin neticede itme ve çekme güçlerine indirgenebileceğine dair bilimsel addettiği görüşleri vardı.Bu ekol organizmanın işleyişinde hiçbir tanrısal, ruhsal gücün söz konusu olmadığı belirlenmeciliğe dayalı Darwin’ci görüşe de uygun, evrimsel bir yönelime sahipti.Bu bakış açısının Freud’un görüşlerini şekillendirdiği ve daha sonra psikanaliz üzerine yapacağı çalışmalarda bu ilkelere sadık kalacağı söylenir.

.

Freud’un fikirlerini geliştirmeye başladığı bu dönem aydınlanma rüzgarlarının kuvvetle estiği 19. yy son çeyreğine rastlar.Freud’un düşüncelerinin şekillendiği 19. yy’ın bilim ve düşün alanında karakteristik özelliklerini hatırlamakta fayda var.

  • 19. yy başlarında Lamarc’ın canlıların çevreye adapte olma mücadelesi esnasında geliştirdikleri kimi özelliklerin gelecek nesillerle aktarıldığı üzerine kurduğu ilk evrim kuramı ile açılmıştı (1809)
  • Darwin 1859’da doğal seçilim teorisini geliştirdiği “türlerin kökeni”ni, 1871’de ise insanın verimsel gelişimine dair spekülasyonlar içeren “insanoğlunun doğuşu”nu yayınlamıştı.
  • 1889 yılında Alman biyoloji profesörü August Weismann,,Lamarc’ın genel kabul gören heredite kuramını reddeden çalışması yayımlandı.Bu yeni görüş ile genetik aktarımın ancak üreme(eşey hücreleri) üzerinden olabileceğini ve Lamarck’ın iddia ettiği gibi soma (beden) hücrelerini ilgilendiren değişiklerin gelecek nesillere aktarılmasının söz konusu olmadığı orta kondu.
  • Yine 19. yy ikinci yarısı Nietzsche’nin batı metafizik geleneğinin geldiği son nokta itibarıyla tanrının ölümünü ilan ettiği “böyle buyurdu Zerdüşt” (1885) isimli eserinin yazıldığı dönemdir.Yine Nietzsche “güç istenci” isimli eseri ile de insanı harekete geçiren temel unsurun “güç elde etmek arzusu” olduğunu ileri sürmüştü.
  • Siyasal yönden ise 19. yy ikinci yarısı Avrupa’da pek çok ülkede gerçekleşen ulusalcı ve devrimci halk ayaklanmalarına tanık oldu.1848 yılı itibarıyla başlayan bu hareketler Avusturya-Macaristan,Almanya,İtalya ve Fransa’yı salladı.Bir yanda ekonomik yönden giderek palazlanan Avrupa burjuvazisinin emperyal devlet anlayışına ve aristokrasiye karşı kalkıştıkları ulusalcı hareket, diğer yandan Marx ve Engels’in “komünist manifestosu” ile bilinçlenen işçi sınıfının devrimci hareketi aydınlanma yüzyılının toplumsal-siyasal artalanını oluşturmaktaydı.
Görüldüğü üzere Freud’un düşüncelerinin şekillendiği dönem bir “keşifler ve devrimler” dönemiydi.Metafizik düşüncenin yerine biyolojik ve fizik güçler geçmekteydi.Devrim ve yenilik ruhu tüm Avrupa’nın üzerine sinmişti.

.

1882 senesinde daha sonra evleneceği Hamburglu ünlü bir yahudi ailenin kızı olan Martha Bernays ile nişanlandı. Aynı yıl üniversiteden mezun olan Freud fizyoloji laboratuarında kalma arzusundan vazgeçmişti.Bu bölüm gerçekten ilgisini çekiyordu.Brucke'ye ise bir hoca olarak hayranlığı vardı.Ancak kariyer yapabilmesi için kadro olanakları uygun değildi ve her şeye rağmen devam etmesi halinde geçinmek için yeterli gelir sağlayamayacağını görüyordu.Bu yüzden istemeyerekde olsa fizyoloji enstitüsünden ayrıldı ve Viyana devlet hastanesinde çalışmaya başladı.Üç sene boyunca cerrah,iç hastalıkları, dermatoloji, psikiyatri ve nöroloji servislerinde çalışarak klinik deneyim elde etti.

1885’de eski hocası Brucke’nin de yardımıyla "privatdozent" ünvanı ile üniversiteye dışarıdan nöropatoloji okutmanı olarak atandı.


To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Melekgibi
Standart Cevap: Freud biyografisi
25 Mart 2015
2
Charcot’un yanında staj
Freud 1885 yılının ortalarında kazandığı bir Bakanlık bursuyla altı aylığına Paris’e giderek dönemin ünlü Nörologlarından Charcot’un kliniğinde eğitim görmeye hak kazandı. Charcot, Salpêtrière hastahanesi Nöroloji kliniğinin kurucusu ve şefiydi. Charcot'un ünü histeri,ataksi,afazi ve hipnoz konularında ki çalışmalarıyla bütün Avrupa’ya yayılmıştı. 19. yüzyılda histeri hastalığı; beyin , sinir sistemi hasarı veya başka biyolojik kökenli rahatsızlık etkeni olmadığı halde tam veya kısmi felç,duyu bozukluğu,konuşma bozukluğu,hafıza kaybı , bulantı, kusma, hayaller görme,bayılma nöbetleri gibi belritilerle seyreden psikolojik kökenli bir hastalık olarak anlaşılmaktaydı.Charcot’un özellikle tıbbi çevrelerde o zamana kadar küçümsenen ve üzerinde durulmayan böylesi histeri hastaları ile çalışmaları göz kamaştırıcı görünüyordu..

(Çağdaş psikiyatride, histeri hastalığı için tahsis edilmiş özel bir tanı kategorisi bulunmaz.Eskiden "histeri" hastalığı olarak değerlendirilen hastalık grubu bu gün semptomların tasnifine göre "anksiyete bozukluğu,depresyon, somatizasyon, konversiyon, dissosiayatif bozukluklar" gibi değişik tanı kategorileri içinde değerlendirilmektedir. Ancak bu tanıl kategorileri içersinde geleneksel histeri tanısına en uygun düşen tanının “konversiyon bozukluğu†olduğu söylenebilir.)

Freud,Charcot ile Salpêtrière de staj münasebetiyle kaldığı süre içinde pek de özel bir etkileşim içinde olmadı.Ancak, bu karizmatik ve gösterişli hekimin yaklaşımından ister istemez etkilendi.Freud histeri ve afazi konularında yapmaya başlayacağı çalışmaların ruhsal esinini bu klinikte gördüklerinden aldığı söylenir.

Viyana’ya dönüşü ,evlilik ve muayenehane çalışmaları,tıbbi çevrelerde yaşadığı dışlanma...


Viyana’ya döndükten sonra Salpêtrière'de üzerinde çalıştığı “hipnoz†ve “histeri" konularında verdiği seminerlere Viyana psikiyatri çevrelerindesıcak bakılmadığını gördü Dönemin Viyana psikiyatri ve nöroloji çevresi, Charcot'un vaka sunumlarını ve faraziyelerini fazlaca abartılı buluyor ve düz anlamıyla şarlatanlıktan ayırmakta zorlanıyordu.Hayal kırıklığına uğrayan Freud sonunda yalnızlığına katlanmayı kabul etti ve bir muayenehane açarak kendisinden yaşça büyük Yahudi hekim arkadaşı Joseph Breuer tarafından gönderilen histeri hastalarını görmeye başladı.1886 yılı aynı zamanda Martha Bernays ile evlendiği yıldır.Freud'un mutlu bir evliliği ve bu evlilikten üç oğlan -üç kız toplam altı çocuğu olacaktı.

Bir dönem hipnoz tekniğini kullanmayı sürdürdü. Ancak sonuçta tekniğin yetersizliğine ve sağladığı kimi yararların da kısıtlı ve geçiciliğine hükmederek başka teknikler araştırmaya başladı. Önce “yoğunlaştırma†ve “basınç uygulaması“ tekniği adı verdiği hastanın semptomuna neden olacak bir anıyı hatırlaması için onu zorladığı bir teknik kullandı.Bu esnada hastanın alnına koyduğu eli ile hafifçe basınç uygulayarak elinin anıların hatırlanmasına yardımcı olacağı telkininde bulunuyordu.Bir süre sonra “serbest çağrışım†dediği hastayı aklına gelen her şeyi oto sansür uygulamaksızın anlatmaya teşvik ettiği tekniğe yöneldi

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Melekgibi
Standart Cevap: Freud biyografisi
25 Mart 2015
3
Bu arada Freud’un, Berlinli bir kulak burun boğaz uzmanı olan Wilhelm Fliess ile yakın kişisel ve bilimsel arkadaşlığına da değinmek gerekir.1887 yılından aralarının açıldığı 1902 yılına kadar on beş sene süren bir dostluktur bu. Bu ikili arasındaki paylaşım Viyana ile Berlin arasında yoğun mektup trafiğini ve yılda birkaç kez geçekleştirilen ,Freud’un “kongre†tabir ettiği ikili bilimsel görüşmeleri ihtiva eder. On seneden fazla bir süre devam eden nöroloji ve psikiyatri bilim dalları ile bir ilgisi olmayan Berlinli bir hekim ile bir nöropsikaytr olan Freud’un paylaşımını anlamak güç olabilir. Mektupları incelendiğinde Freud’un, 1887’den beri tanıştığı meslektaşına histeri hastalarını, yöntemsel araştırmalarını ve kafasında geliştirmekte olduğu “özgün psikanalitik teoriyi†anlatmaktadır. Psikanalizin tarihsel gelişim sürecinin açıkça takip edilmesini mümkün kılan bu yazışmalar, Fliess’ın iyi bir dinleyici rolü oynadığı ve Freud’un düşüncelerini onaylayıcı bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.Böyle bir paylaşımın, Freud’un çağdaşı olan nörolog ve psikiyatristlerle değil de Freud için ancak meraklı bir dinleyici olarak nitelendirilebilecek Dr.Fliess

ile gerçekleşebilmesi ilginçtir..Bu garip durumun nedeni, Freud’un ruhbiliminde çığır açmaya aday çalışmalarının geleneksel akademik çevrelerce tasvip edilmemesidir. Gerçekten de akademik çevrelerde bu çalışmalar ya öfke ile kıskançlık karışımı tepkiler uyandırmış yada soğuk bir kayıtsızlıkla karşılanmıştır.

Fliess’ın bir kulak burun boğaz uzmanı olmasına rağmen uzmanlığı ile ilgisi olmayan biçimde; burunla, cinsellik ve psikolojik rahatsızlıklar arasında bağ kuran fantastik bir teorisi vardı.Burnun tahrişi ile sinirsel semptomların ve çeşitli iç organ rahatsızlıklarının ortaya çıktığını düşünüyor ve buruna kokain enjeksiyonları yaparak bu rahatsızlıkları gidermeye çalışıyordu. Bir ikinci teorisi de erkeklerin 23 güne ,kadınların 28 güne programlanmış cinsel dönemleri olduğu yolundaydı.Her türlü rahatsızlığı bu periyotlarla bağlantılandırmak üzere sayılarla oynuyor,toplayıp çıkararak istediği sonuçları elde ediyordu.Fliess ayrıca tüm insanların çift cinsiyetli olduğuna inanıyor ve bu düşüncesine Freud’da katılıyordu.Freud’un çiftcinsellik kabulüne dayalı yaklaşımının psikanalitik teorinin temel taşlarından birisi olduğu göz önünde tutulduğunda Fliess’ın Freud’a benzer çiftcinsellik varsayımının Freud için düşüncelerini destekleyici önemi anlaşılabilir.Sonuç olarak , Freud’un ve Fliess’ın fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkları cinsellik temelinde açıklamaya dönük, yaşadıkları döneme muhalif ,devrimci nitelikte yaklaşımları, bilinmeyeni fethetmeye yönelik güçlü önsezileri böylesine sıkı bir bağı yaratmış olmalı.

.

Ama bu iki adam arasında ki sıkı bağların, bilimsel ilginin ötesinde bir anlam ifade ettiğini belirtmek de gerekir.Freud anlaşıldığı kadarıyla Fliess da bir dönemler Breuer’de bulduğu ve sonra aralarının açılmasıyla kaybettiği idealize edilmiş, “koruyucu, onaylayıcı baba imgesini†yeniden bulmuştu. Üstelik bu kez cinsellik merkezli yaklaşımları yüzünden reddedilmiyor, aksine onaylanıyor ve teorisini geliştirmesi için teşvik görüyordu.Maalesef bu sıkı dostluğun sonu da Breuer’le olduğu gibi kötü bitti.Öncelikle ruhsal hastalıkların psikopatolojisinde ciddi ve uzlaşmaz görüş ayrılıklarına sahiptiler.Freud nevrozların ruhsal dinamiklerine ışık tutmaya uğraşırken,Fliess nevrozların dönemsellikle ilgili olduğunu ileri sürüyordu.Fliess’ın görüşü doğruysa Freud’un uğraşısı zaten boşuna idi.Bir adam (Fliess) elinde kalem kağıtla nevrotik semptomların ne zaman nerede çıkacağını saptarken,diğeri nevrozun kökenine inebilmek için saatlerce terapötik çalışmalar yapmak ve kapsamlı bir nevroz teorisi geliştirmek durumundaydı.Günün birinde birbirlerinin düşüncelerini eleştirmek durumunda kaldılar ve Fliess’ın çok ehemmiyet verip,kendi buluşu olarak gördüğü çiftcinsellik teorisini Freud’un analizini de yaptığı bir psikoloji öğrencisine sızdırdığı iddiası sonrasında(1904) iyice birbirlerinden uzaklaştılar.Bu kopuş süreci Fliess tarafından başlatılmış görünüyor ve Freud’un çabalarına karşın düzeltilemediği anlaşılıyor.Gerçek şudur ki bu kopuş iyice yalnız kalan Freud için telafisi güç bir kaybı simgelemiş ve zamanla şiddeti azalsa da tüm hayatı boyunca ıstırap kaynağı olmuştur.
Asrevya bunu beğendi.

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Melekgibi
Standart Cevap: Freud biyografisi
25 Mart 2015
4
Histeri Üzerine Çalışmalar…

Freud 1893 yılına kadar tedavi ettiği kadınlardan oluşan bir dizi histeri vakasını Breuer’le birlikte önce bilimsel bir dergide makale olarak,1895’de ise “Histeri üzerine çalışmalar†ismi altında bir kitap olarak yayımladılar.Kitapta ,Breuer’in tedavi ettiği ünlü Anna O. Vakası ile birlikte Freud’un başlıca dört vakası ve histeri üzerine teorik tartışmalar yer almaktaydı.

Freud 1896’dan itibaren yayınlarında “psikanaliz†deyimini kullanmaya başlamıştır.. “Serbest çağrışımın†icadı ise“direnç†ve “bastırma†gibi kavramlarının dillendirilmesi ile birlikte olmuştur.Freud hastaların hoşa gitmeyen,tatsız olaylardan kaçınma,söz etmeme gayreti içinde olduğunu görerek psikoterapi sürecinde “direnci†tanımlamıştı.Belirtilerin ortaya çıkmasına neden olan olduğu varsayılan ancak kendilerine doğrudan ulaşılamayan anılara “bastırılmışâ€ anılar deniliyordu.


Histeri üzerine çalışmalarda Breuer’le birlikte tartıştıkları “aktarım†kavramı da açıklığa kavuşuyordu .Histeri hastaları hastalıklarının sebebini oluşturan cinsel içerikli karmaşayı,psikoterapilerini yürüten hekimlerine de yansıtıyorlardı. Breuer, Anna O. vakasında, Freud’da pek çok kadın histeri hastasında bunu fark etmişti.Hastaların hekime yönelttiği cinsel yönelimli duygular, rahatsızlıklarıyla ilişkili deneyimlerinde kendisini göstermiş erotik duygulanımların bir benzeriydi.Hekime ise farkında olunmadan yani bilinçsizce yansıtılıyordu.

“Histeri üzerine çalışmalar†da hikaye edilen Lucy R. vakası ,uygunsuz,kabul edilemeyen düşüncelerin bastırılması ile nevrotik(sinirsel) semptomların ortaya çıkışı arasındaki ilişkiyi açıklar. â€Dönüşüm/ konversiyon†adı verilen olgu, oluşan bir duygu/düşünce yumağının (-ki genel olarak bir elektriki impuls olarak düşünülüyor)kişinin egosunda kabul edilmeye uygun bulunmayarak, bütünden koparılmasıyla ve kendisine ulaşılabilecek çağrışımlardan soyutlanması ile başlıyordu.Anı,yani düşünsel içerik bastırılarak bilinçdışına itiliyor ve burada bir “çekirdek†oluşturarak egoyla uyumsuz materyalin birikmesine yol açıyordu.Sorun düşünce içeriğinden kopan ve boşta kalan duygusal enerji yüküne (eksitasyon dalgasına) ne olacağıydı. Serbest kalan bu enerji yükü ise eğer kişinin bünyesi uygunsa sinir sisteminde başka ve yanlış bir yolu, bedensel tipte bir sinir uyarım yolunu (somatik innervation) kullanarak boşalmaya çalışıyor ve neticesinde histerik belirti (felç,uyuşukluk, kasılma, bayılma vb.) ortaya çıkmış oluyordu.

.

Freud,ilk çalışmalarından itibaren histeri ve saplantı nevrozları şeklinde gördüğü “psikonevrozlar†ile “anksiyete nevrozları†arasında bir ayrıma gitmiştir..

Psikonevrozlar (histeri,fobi,saplantı nörozu) hakkında psikanaliz uygulamalarına dayalı apayrı bir ruhbilimsel kuram geliştirirken ,anksiyete nevrozlarını(daha çok aktüel nevroz terimini kullanır) bunlardan ayrı bir yere koymuştur.. Anksiyete nevrozlarını, anksiyete hakkında daha ayrıntılı bir kuramsal açıklama yaptığı 1925 yılındaki “ketvurmalar,belirtiler ve anksiyete†isimli çalışmasına kadar, ruhsal kaynaklı olmaktan çok “bedensel kaynaklı cinsel uyarılmanın yeterli ve doğal yollardan tatmin edilmemesine bağlı†rahatsızlıklar olduğunu düşünmüştür. Bu düşünceye göre uyarının boşalamayarak birikimi en sonunda anksiyeteye transformasyonuna neden oluyordu.Freud hastalarına anksiyetenin giderilmesi için cinsel perhiz ve cinsel ilişki sırasında geri çekilme metodunun uygulanmaması gibi basit cinsel öğütler vermekle yetinmiştir.

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj