Bin Hüzünlü Haz ve Dil Özellikleri
Bu durumun ayrıntısına girmeden önce, Toptaş’ın bir röportajında, romanın yayınlanmasından önce tanınan bir yayınevinden aldığı cevaptan bahsetmekte fayda var:
“‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş
kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.”[4]
Gerçekten de Bin Hüzünlü Haz, hazmedilmesi zor, son derece zengin ve her okunuşta devleşecek bir eser. Ancak bu durum, kitabın manevi etkisiyle ilgili olmakla birlikte kitap, okunmasını asla zorlaştırmayacak bir dil ustalığıyla terbiye edilmiş. Bin Hüzünlü Haz’ı okurken, Toptaş’ın seçtiği dil ve üslup sayesinde adeta uzun bir şiir okuyormuş gibi akıcı ilerlersiniz. Kafiyesi, ölçüsü, bentleri ile değilse de seçilen kelimelerin, vurguların, durakların sayesinde Bin Hüzünlü Haz, daha ilk kelimesinden itibaren usta bir şiirin ritmini sırtlayarak, okurun gözleri ile beyni, oradan da ruhu arasındaki güzergahtan hızlıca akar.
Romanın bu ilk kısımlarındaki bazı cümleler arasında sanki birer dizgi hatası gibi görünen boşluklar bırakılması da yazarın, bir bakıma okuyucuyu olayların ve hiç de peşinde olmadığı anlamın içine girmesini engelleyerek, ara sinyallerle onu uyarmasını sağlıyor. İlk bölümdeki Alaaddin’in sayıklamaları bir anda okuyucuyu kurgunun içine çekmişken Anlatıcı tarafından bıçak gibi kesilmesi, bir “zirve-anlam”a, anlamlı ve mantıklı bir sonuca ulaşmayı arzulamayan, bu arzulamama ile aslında varoluşun anlamsızlığına bir tür eleştiri, gönderme yapan yazar, hepsi birer üstkurmaca örneği olan bu yöntem ve üsluplar ile adeta Brecht tarzı bir yaklaşımla, kurguya kapılmaması için okuyucuyu uyarır. Toptaş’ın romanını hem postmodern hem de özgün bir eser yapan özelliklerden biri de budur ve bunu roman içerisinde sıkça tekrarlar. 4.bölümün sonuna doğru, yine anlatımın yoğunlaştığı yerde Yazar-Anlatıcı’nın bir anda kendi kimliğiyle kurgunun üstüne çıkarak kurduğu şu cümleleri, çarpıcı bir örnek olarak kabul edebiliriz:
“Galiba bu durumda ben, artık kızı oradaki ben de fark ettiğine göre, yıllar öncesine gidip kıza o zamanki gözlerimle baksam ve onun için ‘koşuyor’ yerine ‘koştu’ desem daha iyi olacak.”
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.