Bir İnsanı yaratmak imkansız ama yaşatmak mümkün ise;
Bunca benciliğin, madde’nin, mevki’nin hakim olduğu, bu mahallede/ şehirde/ ülkede, beynimin şartellerini zorlayıp şase yapmasına imkan sağlayan İnsanlarla karşılaşmak ve aynı havayı solumaktan bitap düşmekteyim.
Nedensiz değil gitmek isteyişim!
Ve gönlümü verişim; İnsanların ulaşamadığı diyarlara.
Sevgiyle tanışmamış, varlığını maddeye esir etmiş kişilikler, daimi süre yetinememekten şikayet ederek, vermek eyleminden bihaber yaşamakta.
Ne olur İnsanlar birbirlerini dinlemekte bonkör, öfkelenmekte cimri olsalar. Gülümsemekten acizdirler ama kahkahanın hakkını güzel verirler.
Ne okursan oku, ne görürsen gör, ne gezersen gez; karşındakine bıraktığın izlenimdir kazancın!
Çok sevdiğim bir abim vardı. Polis emeklisi, adı Yılmazdı.
Emekliliğinden sonra kendi iş yerini açmış sigorta işleriyle uğraşıyordu. Kısa bir süre onunla çalışma imkanım oldu.
Bazen an’lara yıllar sığdırılabildiğimiz gibi kısa mesafelerde de epeyce yol kat edebiliyoruz.
Aslına bakarsanız çok emek harcanmıyor. Öncelikle benliğimizle barışık, kendimize samimi, hataların kabulünde hoşgörülü olup, hataların sadece başka şahsiyetlere münhasır omadığını kendimizinde doğal olarak kusur işleme gibi fonksiyonlarda görev alabileceğimizi algılamalıyız.
İyi bir düşünür ve gözlemci olmak; önce kendimize sonra karşımızda ki kişilere hayatı kolaylaştırmak adına güzel ve kaliteli bir yaşam sunmakta.
Hazır gözlemci olmak gerekiyor derken bir anımı paylaşayım istedim:
Sabahın ilk saatlerini devirdiği kuşluk vakti ve müşterilerin yoğun olduğu bir anda; iş yerimize uzun boylu bir beyefendi girdi. Kılık kıyafeti oldukça şık. Hani söylenir ya boyu posu gayet iyi. Bu şahsiyette aynen öyle, endamı yerinde.
Hışımla açtığı kapıdan, ağzına gelen hakaretleri savura savura, adımlarıyla yeri, sözleriyle İnsanları eziyordu.
Herkesin dikkati kendisinin üzerinde.
Bir ses:
’Hayırdır? Buyurun gelin böyle.Sıkıntı nedir anlayalım ve hemen çözüme kavuşturalım.’
Birden ortama bir sıcaklık hakim oldu.
Yılmaz Abinin ısıtan sesinden:
’Ahmet oğlum bir çay getir misafirimize.’
Olgunluk yaşını, hayli geçmiş olan kişinin yüzünde, kızıl ateş seyr ediyordu.
O gün çirkefi ve güzeli gördüm!
Kendime döndüğüm de; benzer yanlarımın olduğunu, belki; bire bir değil ama öfkeyi kendime çoğu kez kalkan ettiğimi düşündüm.
Alışkanlıklardan zor kurtulunuyor. Ama en azından görmemek için gözlerimi yummamışım. Doğruya ulaşmanın ilk adım bu olsa gerek!
Sevmekten kim zarar görmüş ki herkesin yüzü asık geziyor!
Öfke kime ne katmış ki yüzlerde ve dillerde hüküm sürüyor!
Bir el; bir çocuğun başını okşamaktan daha değerli neye tutabilir?
Bir göz; karşısındakine bıraktığı sevginin getirisinden daha üstün ne görebilir?
Bir dilin güzelliği; yürekten daha kıymetli nereye girebilir?
Bir kalp; sevgi, merhamet ve şefkatten daha değerli ne hissedebilir?
Sevmek sevilmeyi doğursa, sevilmekte güzellikleri.
Hayat ölümü böyle karşılasa, kim korkar ölümden.
Nilgün Akçay
Elif


Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Yaşatmak...
25 Nisan 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Gökkuşağı bunu beğendi.
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

1Beğeniler

Ağaç şeklinde