Soğanları pembeleşinceye kadar kavur.
Akşamdan suya koyduğun fasulyeleri üzerine dök.
Domatesleri rendeleyip biberleri bütün olarak tencereye at.
Çok tuz koyma.
Çok az şeker ekle.
Önce harlı, sonra kısık ateşte…
Dibi tutuncaya, tencere alev alıncaya, alevler el bezini tutuşturuncaya, oradan perdelere atlayıncaya, ev tamamen yanıncaya kadar… Unut.
Her şeyi unut.
Çocukken oynadığın bebekleri.
Giydiğin çiçekli etekleri.
Ördüğün renkli atkıları ve diktiğin sedef düğmeleri.
Bacaklarının arasındaki kanı ve kasıklarındaki sancıyı unut.
Kimse sana hayatın, soğanların pembeliğini yangının kırmızısına bağlayan, yıkıldı yıkılacak bir köprü olduğunu söylemeye cesaret edemeyecek.
Senden başka kimse içindeki gerçekle yüzleşmeyecek.
Şimdi çıkardığın yangının sıcağında çırılçıplak soyun;
Alevlerden bir kıyafetle yeniden ortaya çık.
Düğmelerinin hepsini ilikle.
Bir elin cebinde, diğeri onun omzunda.
Dimdik dur ve dimdik bak.
Sonra tekrar eve git.
Fasulyeyi akşamdan suya koy.
Ve unut.
Soğanları kavurmayı, domatesleri rendelemeyi, biberleri bütün olarak eklemeyi, tuzu, şekeri, her şeyi unut.
Sadece düşün.
Köprüleri yıkanları ve yeniden kuranları düşün.
Bırak fasulyeler suda günlerce şişsin.
Biberler, domatesler dolapta çürüsün.
Tuzla şeker nemlensin.
Sen sadece düşün.
Kasıklarındaki ateşi ve kiminle, ne zaman ve nerede sevişmek istediğini…
Sonra ocağı yak ve aleve bak.
Korkma;kendilerini kapıldıkları ateşlerde yakanlar başka dünyalarda yeniden ve gerçekten doğarlar