kendi mi ekmişti kendi dölünü

neye göreydi bu dünyanın hükmü ?


içindeki uzakta

çocuk oyunlarındayken bakışı

başı bozuk seyrin sesinin buyrukları

sımsıkı sarmaladı ferâceyi başına


aşk bilmeden yüreği

avazında yankılandı kadın oldu bedeni

bozulmuştu, çocuk nefesindeki neyin huzuru


zamanın duldasında

büyütürken elinde öfke zincirini sabırla

dipsiz, derin kuyuya iniyordu durma…


sırtından sopası, karnından sıpası

hiç eksik olmadı

aldıkça kucağına kızgiller familyasını

soy dölünü yürütemeyen, parazit oldu adı



yerçekimsiz kuş yüreği

kanlı gözleri eşikten fırladı

elinde kalan bakiye kapı dışarısı



yol bilmez, iz bilmez

başka dünya tanımaz / nere gider ?

gelin olur çıkarsın, kefen giyer dönersin

dediydi, ismini bilmeyen babası



geceye batmışlığıyla sürünürken

aydınlık, artık ulaşılmazdı

delişmen fikri içte harlandı

sözsüz, sessiz yaktı kınayı

bundan böyle vardı bir yapacağı

çekmeyecekti onlar da aynı kaderi

aç susuz bekledi bekledi…



iki kolu, dört yavrusuna sımsıkı sarılı

bütün karanlıkları ışımış gülen yüzüyle

nice sonra, Fırat’ın sularında

buldu onu köyün çobanı

manzara tanıdıktı yabanda

yalnızca oy zamanı sayılan

burası öteki Anadolu !