küçük bir çocukken henüz
büyürdü gözümüzde hayat
bir türlü geçmezdi gün / saat…
büyük olmak / ne zaman gelecekti

koşarken var hızımızla
görmeden geçtik güzelim bahçelerimizi
söylenmemiş şarkılarımız vardı oysa
cümleler kaldı yarım yamalak…

büyük yenildik
sükûn eden zamana

kısalmışken şimdi hayat
yine büyüyor gözümüzde her şey
telâşlı yalnızlığımızda
ah! nasıl tamamlanır yarım kalmış onca şey

her gün belki son diyerek kuşkuyla
yeni güne merhaba demek

yazın telâşında iken daha
ölüm kokan hazana nasıl geldik

orman nefesini tüketmişken
dalımızdaki cılız filiz
ömür günümüzde / çiçeğe yetişemeyecek
geceler bürünmüş çehremize
yarı uyur yarı uyanık
artık son vakit / son kapıdayız
çok şeyi sevmeye çok geç kaldık

destur bilmeyen ölümün elleri
başımızda / okşar durur gümüş telleri
kim kucaklamak ister ki ölümü
ah! silinebilseydi güz izleri

dinle çocuk!
benim düşlerimin rengi siyah
hayat kurşunları çizdi rengini
aşılmaz duvarlar var önünde
koyulaşır rengi gitgide /gitgide…
çaresi yok / çabalamaya dermanım yok
sevinçlerini sebil dağıtma / zulanda sakla çocuk
gün gelip lâzım olduğunda
çıkarıp edersin hüznüne katık
ya da benim gibi ararsın böyle

eylülü düşürme soluğuna
bir kez bile / bahçende güz gülleri derme
buzlar oluşur bazen kırılır bir zaman sonra
akan su yoğunluğuna aldırma
hep mayıs konsun dudağına….

(…..şimdiki aklım olsaydı; bırakmazdım hiç baharın ellerini…)