anılar sokağından yükseliyor sesler
lâkin başını çıkaramıyor topraktan kardelen

ellerimde hüzün çiçekleri
mutlak ölüme doğru geçiyorum son sokağı
artakalan ne çok çığlık…
yakararak
karanlığı yazar güncem

bakışları buz kesiği
dev bir kaya ağırlığı
bulutlar gibi girdi toprağa içi
gölgesini gizleyemedi ölümden
küçüktü / küçücüktü, büyük ömründen

her şey masal şimdi
çölde barınamayan nehir içim
sağır rüzgârın alamadığı sızıyı
hangi denizde batırsam
hangi su yıkar kalbin acısını
baht dediğin tahtı kim yıkabilir ki?

karanlık odada görünmeyen yıldız o şimdi
göremezsin sadece duyumsa

rüzgârın öfkesiyle birleşirken ateşin öfkesi
kalmakla gitmek arasında
kırılır dalgasında dengesi

gün batımında gider aklım
uzaklara sürerken beni arkandan
yok olur sabrımın sesi
sevmem akşamları bu yüzden

unutulmayan o şarkıda an beni
henüz vakit erken
ölüme dönen yolda durma, der
annemin fısıltılı giz sesi
gelip bulur o zamanlarda beni

yarını dokuyamayan umut gergefi
kayıp harâbe kuytularda

kar düşmüştü ya sen giderken
erimedi bir daha
devedikenleri doldu bahçem
el süremem, her biri ayrı kanatır
senin tutamadığın ellerimi
kendimi yalnız taşı(rım)yamam
sen gittin gideli…



(…gidişinin yıl dönümü yaklaşan Annem’e)