Gazi dedemin misafiri çok olurmuş. Bir gün mahalle sakinlerinden biri Gazi dedeme sorar;
-“Dede bu sancağı neden hep duvarda asılı tutuyorsun. Senin bir çok dostun ve ziyaretçin var, aralarında Türk olmayan misafirlerinde ziyaretine geliyor, onlara ayıp olmaz mı? Hakikat muhabbeti yaparsın neden Türk’lük davası güdersin? Alınmazlar mı?” diye.
Gazi Dedem derin derin düşünüp maziye daldıktan sonra cevabı çok manidar olmuş;
-“Bak evladım, İslam da ve Türk halkında ırkçılık olmaz. Çok ayıp ve günahtır. Ben bu sancağı buraya Türk olduğum için veya ırkçılık yaptığım için asmıyorum. Bunun gayesi bambaşkadır.
Madem sordun, manasını anlatayım sana;
Evlat ben oniki yıl askerlik yaptım ve bir çok muharebeye katıldım ve her taarruzda binlerce şehit gördüm, defalarca yaralandım. Taarruz sırasında binlerce genç yiğidin ekin tarlasının orak ile biçildiği gibi gavurun mitralyözleri ile biçilerek şehit düştüklerini gördü bu gözlerim. O haldeyken bile içimizde bir an bile korku olmuyordu.
Taarruzlarda sancaktarlar vardır. Sancaktarlar cephenin ne kadar ilerlediğini ve taarruzun ön hatlarını belli etmek için en önde sancak ile düşman cephesini yarmaya koşan askerlerdir. Ve her taarruzda 3-4 veya 5 sancaktarı ön saflarda düşmana doğru koşarlar.
Sancaktar olan askerler genelde gönüllü askerlerdir. İlk taarruzda da şehit olacaklarını da çok iyi bilirler. Ve şehiT olduklarında da şunu da iyi bilirler ki, sancak yere düştüğünde onun yerine bir başka yiğit gelip yere düşen sancağı kaldırıp düşmana koşacak. Evet yere düşen sancağı kaldırıp düşmana koşmak için, elindeki silahı tüfeği atman gerekir evladım. Ancak o şekilde iki elini kullanarak taşıyabilirsin o mana yüklü sancağı. Silahı, tüfeği terk edip atmak demek, baştan şehitliğe talip olmak demektir. Ve o yiğit, düşen sancağı kaldırıp düşmana koşmaya başladığında en fazla 30 – 40 adım atabileceğini de bilir. Sonra ardındaki yiğit, sonra onun ardından başka bir yiğit, sonra diğeri ve diğerleri....
O şanlı sancak, kanlar içinde düşe kalka yoluna devam eder evladım. Bu her taarruzda böyle cereyan eder. Ve her taarruzda o şanlı sancak sayısız defa yere düşer ve yine kaldırılıp yürütülür. Sancakların hepsi de aynı anda seri bir şekilde defalarca yere düşer ve kalkar. Bir tepeden taarruzu dürbün ile izleyen komutan hepsini görür. Bu sahneyi o tepenin üzerinde uzaktan bir izleyebilseydin...
O kalabalığın arasında sancakların yeri göğü inleten “Allah Allah Allah..!” nihaları ile düşe kalka yürümesi demek, her düştüğünde bir şehit demektir evlat. 5-10 saniyede bir tüm sancaklar yere düşer ve yine kalkar yürür. Uzaktan sadece sancağın kıyama geçer gibi eğilip kalktığını görürsün sadece.. Sanki o sancak yere düşerken, kendisini taşıyan şehit için son bir kez başını secdeye koyan bir nefer gibidir.
Ah Evlat, taarruz ortamında iki çeşit savaş peydah olur, biri direk gavura saldıran yiğitlerin savaşı, diğeri ise sadece sancakları ayakta tutanların savaşı. Gavura silah atmak başka, sancağı ayakta tutmak başka savaştır. Gavurun içinde sadece sancaktarları vurmak için görevli askerler vardır. Bırak savaşmayı sancakları havada tutmak için bile yüzlerce yiğidin seve seve şehit olduğunu gördü bu gözlerim. Ve onların hepsi de tek bir melekti sanki. Öyle bir melek geliyordu ki onlara, o meleğin ruhu ölmüyor gibiydi. Şehit olan yiğidin bedeninden çıkıp, ardındaki başka bir yiğidin bedenine girerek sancağı havada tutmaya çalışan sadece “bir kişi” görünümündeydi o melek. O ruh ki, hiç yere düşmeden bir beden den çıkıp diğer bedenin içine girerek yoluna devam ediyordu sanki.
O sahneyi gören herhangi bir göz, şu duvarda asılı duran şanlı sancağı indirmeye cesareti olur mu evlat, ben o sancağı indiremem oradan. Sancağın göklerde dalgalanması için yıllarca süren askerliğim boyunca yüzbinlerce şehit, gazi, harab olmuş evlatlar analar babalar bacılar gördü bu gözlerim O yiğitler sancağın katlanıp sandığa saklanması için şehit olmadılar...
Şehitler ölmez evladım, bu bir gerçektir ve ben şahidim. İnsan ne için canını feda ederse o şeyin maneviyatında ruhu dolanır evladım, çünkü ölüm anının sebebi çok önemlidir. O sebep o ruhun yaradılış gayesi, ve son noktasıdır.. Şehitler de ne için canını feda ettiyse gözü onu arar. Nerede dalgalanan bir bayrak varsa o yiğitlerin ruhu da bayrağın tepesinde gezinir. Ve şuna inanasın ki o ev, o mekan bereketlidir, o hane huzurludur.. kapıları açık bırakıp gitsen bile o eve hırsız giremez. Şehitler engeller, çünkü o sancağın etrafında tüm şehitlerin ruhu dolaşmaktadır.
BEN DUVARDA ASILI DURAN BU SANCAĞI TÜRKLÜK İÇİN DEĞİL, BU SANCAĞIN YÜKSEKLERDE ASILI DURUP, DALGALANMASI İÇİN ÖTÜKEN DİYARINDAN BERİ ONBİN YILDIR ŞEHİT OLMUŞ MİLYONLARCA YİĞİTLER ADINA ASIYORUM EVLAT.. ÇÜNKÜ ONLAR ÖYLE İSTİYOR....”
Damla



Üyelik tarihi
14 Aralık 2014
Bulunduğu yer
İzmir.
Mesajlar
45.997
Seslenildi
8368 Mesaj
Etiketlendi
235 Konu
Bayrak Neden Asılır
21 Aralık 2016
Bayrak Neden Asılır
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Years and years.

Normal