İlk olarak Hindistan’da yetişmeye başlayan sarımsağın insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır. Sümerler’in ve Mısırlılar’ın sarımsağı bildiği ve ilaç olarak kullandığı eski yazıtlardan bilinmektedir. Mısır’dan Filistin’e gelen sarımsak zamanla Anadolu’ya oradan da Haçlı Seferleri ile Avrupa’ya yayılmıştır.

Sarımsak, yaraları iyileştiren, tansiyon dengeleyici, öksürük kesen ve damar tıkanıklığı, tifo, dizanteriye iyi gelen bir ilaç olarak kabul edilir. Aslında zambakgiller ailesine mensup olan sarımsak, soğanlı bir bitki türüdür. İki yılda yetişir. İlk yıl, toprak üstünde yapraklarını, ikinci yıl çiçeklerini oluşturur. Çiçeklerinde tohumu vardır. Yapraklarında, saplarında ve toprak altındaki soğanında kokulu bir yağ bulunur. Sarımsak, A, B, C vitamini, şeker, kükürtlü uçucu yağlar ve allil sülfür barındırır.

Soğan, yabani soğan, zambak ve pırasa ile akraba olan sarımsak doğada yabani ortamda yetişmez. Tarih boyunca bir kültür bitkisi olduğu, olasılıkla güneybatı Asya’da doğada yetişen Allium longicuspis türünden türetilmiş olduğu düşünülmektedir. Sarımsağın en iyi kaliteye sahip olanı, germanyum ve selenyum bakımından zengin topraklarda yetişir.

Türkiye’de sarımsak üretiminin en yoğun yapıldığı yer Kastamonu ilinin Taşköprü ilçesidir. Raf ömrü uzun, tadı ve kokusu keskindir. Taşköprü sarımsağı başka yerlerde de yetiştirilmek istenmiştir, ancak Taşköprü toprağında yetişen sarımsağın kokusu ve tadı alınamamıştır. Burada yetişen sarımsakların büyük kısmı ilaç fabrikalarına antibiyotik imalatı için verilmektedir. Raf ömrü çok uzun olan Taşköprü sarımsağı, bir yıl süreyle soğuk hava depolarına ihtiyaç duyulmaksızın saklanabilmektedir.

Sarımsağın aşırı tüketimi zararlı olabilir. Sarımsağın yapısında yüksek oranda kükürt bileşikleri bulunması bir takım alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ayrıca, aşırı miktarda çiğ sarımsak tüketimi, sindirim sırasında bağırsak gazlarına ve bağırsak mukozasındaki normal floranın zarar görmesine de neden olabilir.


Alıntı