Doğumundan hemen sonra annesinin ölümü ve küçük yaşta babasını da kaybetmesi üzerine; çocukları olmayan, çevresinde yardımsever, dürüst ve saygınlığı olan Kadri Bey evlatlık edindi. Okula gönderilmedi. Eğitim ve öğretimini eve gelen özel hocalardan aldı. Yalnız resim değil; güzel sanatların tümüne karşı yeteneği keşfedildi. On yaşında resme başladı ve Osman Hamdi Bey’den özel ders aldı. Resim ile müziği birlikte yürüten; piyano, keman ve ud gibi enstrümanları çalabilen Müfide Kadri yoğun bir çalışma temposu içinde gençliğini değerlendirdi.

Yetenek ile çalışma azmi birleşince dikkatleri üzerine çeken sanatçı genç yaşta “Şimdiki adıyla İstanbul Kız Lisesi olan dönemin Dersaadet İnas İdadisi’nde resim ve müzik öğretmeni olarak çalıştı. Bir sergide yer almak üzere Münih’e gönderilen resimleri ona altın madalya kazandırdı. Bu madalya onu motive etti ve resme dört elle sarıldı. Resim yapmadığı zamanlarında ise müzikle değerlendirdiği serbest zamanlarında beste yaptı. O dönemde popüler olan Fransızca da konuşan Müfide Kadri resim, müzik ve edebiyat bilgisi sayesinde birikimini çeşitli eğitim kurumlarında dersler vererek değerlendirdi. Portre ve figür alanında daha çok eser üreten; ilk kadın ressamlarımızdan biri olan ve Taha Toros’a göre "İlk Kadın Resim Öğretmeni” olarak vurgulanan sanatçının, ilk önce Nümune Mektepleri’ne sonra da Süleymaniye’deki Nümune-i İnas adlı kız okulunun öğretmenliğine atandığı, İnas Rüşdiyesi ile İnas İdadisi’nde resim, nakış ve musiki öğretmenliği yaptığı belirtilir.

Nüzhet İslimyeli’ye göre “ Çok küçük yaşlarda başarıya ulaşmış ve 1911 de İstanbul Opera Cemiyeti Salonu’nda sergilenen üç yağlıboya ve bir pastel resmi geniş ilgi görmüş” olan Müfide Kadri, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak 1912 yılında İstanbul’da öldü.

Ölümünden sonra babası tarafından kırk kadar eseri sergilenip satılmak üzere Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’ne verildi. 1912’de sergilenen eserlerden elde edilen gelir cemiyete bağışlandı.