Dokuzuncu yüzyılda yaşamış büyük velîlerden Ebû Türâb-ı Nahşebî hazretleri bir gece dolaşırken, âniden kulağına sesler geldi. Dikkat edince bâzı erkeklerin, bir kadınla tartıştıklarını anladı. Yanlarına varınca kadın onu gördü ve şunları söyledi:

“FASIK BİR OĞLUM VAR!”
“Ey üstâd! Fâsık bir oğlum var. Dün gece fısk meclisi kurmak ve şarab içmek istedi. Akşamdan sonra, ü teâlâ ona bir hastalık gönderdi. Şimdi hasta yatağında yatıyor. Komşular onu mahalleden çıkarmamı istedi. Ben de ağır hasta olduğunu bildirdim. Ölürse hepimiz ondan kurtulur, yâhut tövbe eder, kendisi kurtulur. Ölmez ve tövbe de etmezse, o zaman onu şehirden dışarı çıkarın dedim...”
Ebû Türâb-ı Nahşebî, o genci görmek istedi. Evden içeri girince, genç onu görür görmez feryâd edip ağlamaya başladı ve;
“Yâ Rabbi ne kadar kerîmsin. Benim gibi ömrünü boşa geçirmiş bir zavallının duâsını ânında kabûl eyledin” dedi.
Ebû Türâb;
“Ey genç! Ne duâ ettin?” deyince, genç;
“Üstâdım, bugün seher vaktinde iki duâ ettim. Biri; Yâ Rabbî sabahleyin bana, Ebû Türâb’ın yüzünü görmek nasîb eyle, ikincisi; Yâ Rabbî, nasûh tövbesi ihsân eyle dedim. Duâmın birini şu anda kabûl edilmiş görüyorum, umarım ikincisi de kabûl edilir... Ey hocam çok günahkârım. Tövbe etsem, kabûl olur mu?” dedi. Ebû Türâb;
“Ey genç! Ümitsiz olma! Çünkü ü teâlâ ziyâdesi ile tövbeleri kabûl edici ve affedicidir. Âcizlere kâfidir. Düşkünlerin en iyi vekîlidir” buyurdu... Genç, onun elinde tövbe etti ve gözlerinden yaşlar döküldü...

“SANA BİR VASİYETİM VAR!..”
Ebû Türâb oradan ayrılınca, genç, annesine;
“Ey anneciğim! Sana bir vasiyetim var. Beni bu yataktan ve yumuşak yastıktan, hakîr ve zelîl toprağa indir. Ebû Türâb’la tövbe ettiğim andan sonra, yerde ü teâlâya tekrar tövbe edeyim. Çünkü bu hastalık beni iyice sardı. Artık bu hastalıktan öleceğimi anlıyorum” dedi.
Annesi isteğini yerine getirdi ve onu yere indirdi. Genç, yüzünü toprağa sürdü, kalp ve rûhunun derinliklerinden gelen bir ses ile;
“Yâ Rabbi! Yaptıklarıma pişman oldum. Tövbe ettim. Senin dergâhından başka kapım yok. Dertlilerin dayanağı, muhtaçların sığınağı sensin. Toprakla bir olmuş, zamânını boşa geçirmiş ben kuluna rahmet et” diye yalvarıp inledi...
Annesi, toprak üstünde tövbe eden genci yerden kaldırıp, yatağına yatırdı. Gece olunca genç vefât etti. Ebû Türâb-ı Nahşebî hazretleri, o gece rüyâda Peygamber efendimizi sallü aleyhi ve sellem gördü. Yanında iki yaşlı zât var idi. Onlarla berâber çok kalabalık geldi. Birisi ona;

“VELÎLİK MAKAMI VERİLDİ”
“Bu, Muhammed Mustafâ’dır, diğer taraftaki yaşlı zât ise, İbrâhim Halîlullah’tır (aleyhisselâm), diğer taraftaki ise Mûsâ Kelîmullah’tır (aleyhisselâm). Bu kalabalık ise, yüz yirmi bin küsûr peygamberdir” dedi.
Ebû Türâb ileri koştu. Selâm verdi. Resûlullah efendimiz selâmına cevap verdi. Onunla müsâfeha etti. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
“Ey Ebû Türâb! Dün senin elinde tövbe eden genç, bu gece vefât etti. ü teâlâ onu, dostları derecesine kavuşturdu. Ona velîlik makâmı ikrâm eyledi. Beni ve yüz yirmi bin küsur peygamberi, onu ziyârete gönderdi. Ey Ebû Türâb! O gence izzet gözü ile bakın. Cenâzesinde hazır bulunun.”
Ebû Türâb-ı Nahşebî uyandığında bu halden kalbine bir incelik geldi ve;
“Yâ Rabbi! Ne kadar kerîmsin. Daha dün fıskı yüzünden, mahalleden çıkarmak istedikleri bir fâsıkı, bir ağlama ve inleme, bir tövbe ve pişmanlık ile bu dereceye kavuşturdun” dedi.
Bu zevk ve halde iken, diğer odadan küçük kızın feryâdını duydu. Ağlıyordu. “Evlâdım, seni ağlatan şey nedir?” dedi. “Babacığım, rüyâmda filan mahallede tövbe eden bir gencin vefât ettiğini ve her kim onun cenâzesine bakarsa, ü teâlâ, ona, kendisinden istediği her şeyi verir dendiğini görüp duydum. Babacığım, evden dışarı çıkmayı aslâ istemezdim, fakat şimdi izin verirsen, gidip o gencin cenâzesini göreyim ve ü teâlâdan kendim ve diğer kullar için necât, kurtuluş isteyeyim” dedi. Ona izin verdi...

BÜTÜN ŞEHİR HALKI CENAZEDE...
Cenâzesine giderken yolda yaşlı bir kadın gördü. Ona; “Ey Ebû Türâb! Hakk’ın rahmetinin neler yaptığını gördün mü? Fıskının çokluğu yüzünden mahalleden çıkarılmak istenen genç, bu gece vefât etti. Evliyâ silsilesine dâhil edildi. Rüyâda bana, cenâzesinde bulunan magfiret olunur diye söylediler” dedi...
Başka âlim zât da aynı rüyâyı gördü. İnsanlara bu durum haber verildi. Bütün şehir halkı akın akın gencin cenâzesine katılmak için geldi. Tam bir izzet ve ikrâm ile onun namazı kılındı, sonra defnettiler...