Şiirimiz ve nesrimiz, insanımıza marifete ve saadete ulaşan yolları gösteren altın mısralarla, cümlelerle doludur. Yunus Emre'den Nabi'ye, Yusuf Has Hacip'ten Ziya Paşa'ya kadar edebiyatçılarımızın eserleri -özellikle şiirimiz- ağır ağır çıkacağımız hayat merdivenlerini iyi tanımamız için birer kılavuzdur âdeta:
"Şeref ister isen kendin şerif ol
Mezar taşı ile iftihar olmaz."
diyen Niksarlı Bedri veya
"Güneş balçık ile sıvanmaz ey dil
Bi zeban(dilsiz) olsa da bellidir kâmil
Kendinden gayriyi beğenmez cahil
Kendi çalar kendi oynar demişler"
hakikatini vurgulayan 18. asır şairi Levnî ya da
"Germ ü serd-i feleği (sıcağı ve soğuğu, hayatın zorluklarını) görmeyen insan olmaz." mısra-i bercestesinin sahibi Lamih, hep olgun insan olma yolunun sırlarını fısıldamışlardır insanımıza. Ferde yol gösteren tecrübe demeti mısralar, cümleler, hayat yolunda karşılaşacağımız zorlukları aşmamızda en büyük dayanaklarımızdan olan kadere iman konusuna değinmekten, ferdi bu konuda iç zenginliğine ve dayanma gücüne ulaştıracak mesajlarını sunmaktan da uzak değildir:
"Ne denlü cehd edersen bir murade
Nasib olmaz mukadderden ziyade."
mısralarının şairi Abdülhak Molla, kulun iradesini kabulle birlikte, mutlak iradenin dışında bir hadisenin olmayacağı gerçeğine dikkatleri çeker. Aziz Mahmut Hüdayi de mutlak iradenin her şeyi idare eden; istemezse bir tek yaprağın dahi kımıldayamayacağı gücün gücüne ram olmuş onu sergilemiştir mısralarında:
"Olmayıcak senden ata
Kul n'eylesin ya Rabbena.
Daim işi sehv ü hata
Kul n'eylesin ya Rabbena.
Kim(i) gamda kim(i)rahattadır.
Âlem buna hayrettedir.
Hep kabza-i kudrettedir.
Kul n'eylesin ya Rabbena."
Fakat bu anlayış sergilenirken kulun iradesini elinden almayan ve ona sorumluluk yükleyen bir kader anlayışı da vurgulanır ki tam da İslâm inanışına ait bir denge kurulur bu zengin mısralarla :
"Diken eken gül devşirmez bir zaman
Kişi ektiğini biçer demişler."
Yesari böyle söylerken; Şair Refiki de:
"İnsan eli ile eder kendine
Ağlamamış kendi düşen demişler."
beytiyle kulun ektiğini biçeceğini ve iradesiyle yaptığından sorumlu olduğunu dillendirir. Birçoğumuzun ezberinde olan şu iki mısrada da kadere ait birçok sorunun cevabı gayet edibane verilmiştir:
"Belâ gelmez kula, kul azmayınca
Kaza gelmez başa, Hak yazmayınca."
Zor günlerin umut sesi, mütefekkir şairimiz Mehmet Âkif de kaderi ve tevekkülü yanlış anlayanlara tevekkülle tembelliği birbiriyle karıştıran fertlere ve İslâm coğrafyasına sıkça haykırır "Safahat"ında. O insan iradesini reddeden tevekkül anlayışını tembelliğin bahanesi olarak görür:
"Allah'a dayandım." diye sen çıkma yataktan...
Manay-ı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan!"
Merhum Âkif'le aynı kader anlayışını paylaşan isimsiz (La edri) bir şairimiz de iki mısraya kader gibi zor bir konuyu sıkıştırıverir:
"Varsa aklın rey'ü tedbirinde noksan eyleme
Çünkü noksan eyledin takdire bühtan eyleme"
Elbette insanda bir cüz'i irade vardır; fakat kul ne isterse istesin yüceler yücesi anlatışla -Kullar, kimin iyi kimin kötü olduğu bilinsin, belli olsun diye sınanacaktır. Kaderin hükmünden kaçış yoktur. Şairler Sultanı Necip Fazıl bu gerçeği ne muhteşem ifade eder:
"Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı
Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı."
Kulun iradesi olsa da kaderin ilâhî, değişmez bir boyutu da vardır. Kul sınanacak; Allah'ın rahmet elçisinin (s.a.s) ifadesiyle "Musibetler imanın derecesine göre gelecektir kulların başına" Edipler bu hakikati kaderin bu boyutunu da anlatmadan edemez, hakikati her boyutuyla yansıtmaya çalışırlar:
"Herkese gelmez bela erbab-ı istihkak arar." (Eşref Paşa.)
Evet; Melikin atiyyelerini (ihsanlarını) ancak matiyyeleri (ihsanlarına lâyık olanlar) taşıyacaktır .
İnsanoğlu yaratılışı gereği zayıftır, acizdir. Hikmetin ince gergefiyle dokunan hadiseleri anlamayıp gördüklerinden, yaşadıklarından şikayetçi olabilir.
Akıl ve kalp gözü her hadiseyi idrak edemeyebilir.
Zihin yorulabilir, bunalabilir. Burada da kadere iman hem de güçlü bir iman gereklidir. Her hadisede Rahmet-i İlâhîye'yi görecek iman bakışı:
"Bir işi murad etme
Olduysa inad etme
Haktan'dır o reddetme
Mevlâ görelim neyler
N'eylerse güzel eyler."
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin bu dizeleri nice insana karanlıklarda ışık, dar anlarında nefes olmuştur. Aynı konuda Bediüzzaman da
"Hadisattan dehşet aldığın zaman İbrahim Hakkı gibi -Mevlâ görelim neyler neylerse güzel eyler- de. Pencerelerden seyret içlerine girme" diyerek akıl kepçesiyle kaderi tam idrak edemeyeceğimizi vurgular ve müthiş "İçlerine girme!" ikazını yapar. Aslında her hadisede hatta görünüşte zulüm gibi görünen hadiselerde bile sonsuz rahmetten izler yarına dersler vardır. Muhterem Fethullah Gülen Hoca Efendi'nin ifadesiyle "Gazapta bile mecazi bir muhabbet vardır." Yani her iş yerli yerincedir de onu eğri büğrü gören zulüm sanan bizim eksik bakışımızdır:
"Sen adli zulüm sanma
Teslim ol oda yanma
Sabret sakın usanma
Mevlâ görelim n'eyler
Neylerse güzel eyler.
Dime şu niçin şöyle
Yirincedir ol öyle
Bak sonuna sabreyle
Mevlâ görelim n'eyler
N'eylerse güzel eyler."
İbrahim Hakkı Hazretleri'nin bu ikazı Bediüzzaman'ın "İçlerine girme!" ikazıyla ya da :
"Bırak biçâre feryâdı belâdan gel tevekkül kıl,
Zira feryat belâ ender hata ender belâdır bil."
mısralarıyla aynı mahiyettedir. Hadiselerin içlerine girip her hadiseyi kendi dar mantık adeseleriyle görüp kendi akıllarına uydurmaya çalışarak kaderi tenkit edenlere şairlerin elbette güzelce cevapları vardır:
"Sun-ı Hakk'a (Allah'ın işlerine) dil uzatma, saknub na- bemahal (gereksiz yere)
Kat eder hançer-i "La yesalü amme yefal"(*)
Sözü, Ramiz Paşa'dan sonra tekrar Üsküdar'da medfun merhum Aziz Mahmut Hüdayi (ks)'ye verelim:
"Kim ki ezel dedi: ‘belâ'
Andan ırak oldu belâ
"Allahü yefal ma yeşa" (**)
Kul n'eylesin ya Rabbena."
Çok geniş bir konu olan edebiyatımızda kader konusunda örneklerle bir yansıtma yapıp bir nebze de olsa bu güzel ve derin konudan bir şeyler sunmaya çalıştık. Sözün güzeli kısa olanındaymış, düsturuna uyup sözlerimizi:
"Kadere iman eden kederden kurtulur."
"Kaderi tenkit eden başını örse vurup kırar" vecizeleriyle bağlayalım...
(*) O yaptıklarından sorumlu değildir.(Enbiya Suresi-23)
(**)Doğrusu Allah(cc) ne dilerse yapar.(Hac Suresi-18)
Asrevya

Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Birkaç Kader Mısrası | Tahir Taner
22 Şubat 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Değeri değere değen kavrar.
Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.

Normal