(Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, C.IV, nr.8, 2006, s.311-330.'da yayımlanmıştır.)
Özet
Batı edebiyatlarında Montaigne'in icadı olan ve oldukça yaygınlık kazanan deneme kavramı için Cumhuriyet öncesinde tecrübe-i kalemiyye, kalem tecrübesi gibi tamlamalar kullanılmakla birlikte, essay karşılığında deneme sözcüğünün kullanılması Cumhuriyet sonrasındadır. Deneme, bir tür olarak Türk edebiyatına batı edebiyatlarından geçmiştir. Tanzimat sonrasında ve bilhassa II. Meşrutiyet döneminde benzer yazılar yazılmasına rağmen denemenin Türk Edebiyatında batılı anlamda yer etmesi de yine Cumhuriyet sonrasındadır.
Dolayısıyla deneme hakkında bibliyografik yazıların varlığı da Cumhuriyet döneminde 1940lı yıllara yakın tarihlerdedir. Bu tarihlerden itibaren günümüze kadar deneme konusunda çoğu 'deneme hakkında deneme' tarzında yazılar olmakla birlikte akademik seviyede makale ve kitaplara da rastlamaktayız. Bu çalışmalarda denemenin serbest konulu bir yazı olduğu, samimi bir üslubu bulunduğu ve denemecinin geniş bir kültüre sahip olması gerektiği konularında yazarların bir fikir birliği içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak denemenin daha doğrusu essay sözcüğünün etimolojisi konusunda ve çağın önemli bir türü olduğu veya çağını tamamladığı konularında yazarlar arasında bir fikir birliği yoktur.
Deneme, bugünkü anlamında bir edebi tür olarak Türk edebiyatına batı edebiyatlarından girmiştir. Batı edebiyatlarında ise bir edebi form olarak Montaigne'in buluşu kabul edilmektedir. 1580'de Les Essais adlı eserinin girişinde eseri hakkında bilgi veren Montaigne, bir anlamda denemeyi de tanıtmış oluyordu:
"Okuyucu, bu kitapta yalan dolan yok. Sana baştan söyleyeyim ki, ben burada yakınlarım ve kendim dışında hiçbir amaç gütmedim. Sana hizmet etmek yahut kendi*me ün sağlamak hiç aklımdan geçmedi; böyle bir amaç peşinde koşmaya gücüm yetmez... Kısacası, okuyucu, kitabımın özü benim-. Boş zamanlarını bu kadar sudan ve anlamsız bir konuya harcaman akıl karı olmaz. Haydi, uğurlar olsun."[1]
Montaigne aynı eserinin Denemelerin Konusu başlıklı yazısında başkalarının insanoğlunu yetiştirmekle, kendisinin ise onu anlatmakla ilgilendiğini ve bu konuda da kendisinden hareket ettiğini, amacının değişen, birbirine benzemeyen olayları, kararsız ve bazen çelişmeli fikirleri yazıya dökmek olduğunu, ruhunun sürekli bir arayış içinde bulunduğunu ve bir anlamda bu arayışı yazılarına aktardığını[2] söylemektedir. Andre Gide de Montaigne'in gücünün kendisindeki tutarsızlıkları ve çelişkileri kabul etmeyi bilmiş olmasından ileri geldiğini ve sadece tutarsızlığı görmekten daha fazlasını yaptığını[3] belirtmektedir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere batı kültüründe deneme "bir konuyu tartışan, tanıtan, o konu hakkında belli bir bakış açısından insanları ikna etmeye çalışan bir nesir türü"[4], yazarın herhangi bir konuyu tartışmaya açtığı veya okuyucuyu belli bir bakış açısından ikna etmeye çalıştığı kısa edebiyat türü[5] olarak tanımlanır. Deneme, belli bir alandaki okuyucu tipine değil, daha genele hitap etmeyi amaçlar. Deneme, belirlenmiş bir tekniği olmayan; anekdotlarla, örneklemelerle, ironi ve hicivle çekici hale getirilmiş serbest bir yazıdır.[6]
Fransız yazar Montaigne, 1580'de Les Essais ile ilk kez bu türün adını koymadan önce Greklerde Theophrastus ve Plutarch; Romalılarda Marcus Aurelius, Çiçero ve Seneca denemeye benzer yazılar yazmışlardı.[7] Aslında deneme benzeri nesir yazılarına bütün dünya edebiyatlarında rastlanmaktadır. Bazı araştırmacılar bu türün Avrupa edebiyatlarında ortaya çıkmasından çok önce Çin ve Hindistan gibi doğu ülkelerinde var olduğunu ileri sürmüşlerdir. Essay/Deneme, kelime anlamı itibariyle "denemek, girişmek, teşebbüs etmek, kalkışmak" anlamlarına geliyordu ve bilimsel ve teknik yazıların tersine Montaigne'in tartışmalarının sistematik olmayan yapısını ifade ediyordu. 1597'de Bacon bu terimi "Hakikat Üzerine", "Evlilik ve Bekâr Hayatı Üzerine" gibi bazı konularda kurnazca yorumlarını içeren kendi Essays'ının adı olarak kullanarak onu İngiltere'ye taşıdı.[8] Bacon deneme türüne şekil, üslup ve içerik bakımından yeni bir çehre kazandırmıştır. Fakat bizzat Bacon'un kendisi denemenin çok daha önceki bazı yazı tecrübelerine dayandığını ifade etmekteydi.[9]
Daha sonra Alexander Pope bu terimi "Eleştiri Üzerine Deneme", "İnsan Üzerine Deneme" adlı eserlerinde kendisinin manzum açıklamalarını ifade için kullandı. Fakat on sekizinci yüzyıldan sonra manzum deneme pek az rağbet gördü. Kendilerinden sonra gelen pek çoğuyla birlikte Addison ve Steele'in Tatler ve Spectator'u nesir denemesine modern şeklini verdi ve deneme on dokuzuncu yüzyılın başlarında edebiyat dergilerinin önemli bir türü haline geldi. Bu yüzyılda deneme sanat ve edebiyat konularına yönelik tenkit içeren bir tür haline gelir. Günümüzde pek çok dergide pek çok denemeye ve deneme yazarına rastlamaktayız.[10]
Montaigne ve Bacon Batı edebiyatlarında formal (resmi) ve informal (teklifsiz, senli benli) olmak üzere iki farklı denemenin de ortaya çıkmasına yol açmışlardır. Montaigne tarzı olarak bilinen informal deneme okuyucu ile samimi bir hava içerir; özel konular yerine her gün olan şeyleri yazarın keşfettiği orijinal açılımlarla rahat bir atmosfer içinde anlatmayı tercih eder. İnformal deneme samimidir, yumuşak bir hava taşır, konuşma diline yakın bir üslupla yazılır. Bu tarz denemenin tanınmış isimleri ise Jonathan Swift, J.H. Newman, Mark Twain, Charles Lamb, William Hazlitt, Thomas De Quincey, James Thumber, E.B. White, George Orwell, E.M.Forster gibi isimlerdir. Bacon tarzı olarak da bilinen formal denemede ise yazar bir otorite kimliğinde konuşur ya da en azından o konuda yüksek bir bilgi sahibi bir insan konumunda konusunu derli toplu izah eder. Bu tür deneme dogmatik, sistematik ve açıklamacıdır. Örneklerini ise o konuda yazılmış ciddi makale ve kitaplardan seçer. Bu türün tanınmış isimleri Joseph Addison, Samuel Johnson, Matthew Arnold, John Stuart Mill, J.H.Newman, Walter Pater, Ralph Waldo Emerson, Henry David Thoreau'dur. Bugün formal ve informal deneme arasındaki fark ortadan kalkmış gibidir.[11]
Türk edebiyatında deneme konusuna geldiğimiz de ise durumun biraz daha karışık olduğunu görürüz. Batılı edebiyat türlerinin hemen hepsi içerik ve şekil özellikleriyle XIX. yüzyılda edebiyatımıza girmişken denemenin essayın karşılığı olan deneme adıyla ve bunun ifade ettiği şekil ve içerik bilinciyle edebiyatımıza girişi daha geç olmuştur. Aslında bunda denemenin batı edebiyatlarında da tam olarak sınırlarının belli olmamasının etkisi bulunmakla birlikte bir roman, hikâye, tiyatro, gazete kadar öncelikli bulunmamasının da etkisi vardır. Ancak şu da unutulmamalıdır ki aşağıda dile getireceğimiz üzere adına deneme denmemiş olsa da aslında edebiyatımızda Tanzimat sonrasında deneme benzeri yazılar yazıla gelmiştir. Bunu ifade ederken batılı bir bilinçle işlenmiş essay tarzı yazıları kastetmekteyiz. Aslında Eski edebiyatımız içerisinde bir bütün halinde olmasa da tarz açısından batı edebiyatlarındaki denemeye benzeyen yazılar bulmak mümkündür.
Bilhassa nesir yazılarını içeren münşeatlarda, tezkire mecmualarında, siyasetnamelerde, kıyafetnamelerde, şehrengizlerde denemeye yaklaşan kısımlar bulabiliriz. Mesela, Beyani'nin tezkiresinin başında tezkiresini nasıl düzenlediği anlatırken kullandığı üslup yukarıya alıntısını yaptığımız Montaigne'in denemelerini tanıtırken gösterdiği samimiyetten pek de uzak değildir:
"...ceste ceste şuâranun meşhur olanlarını ve şiirlerinün elsine-i nasda şöhret bulanlarını yazup gayrısın tay itmekle ve vasıfların telhis itmekle gûyâ bir kitapdan bir risâle ahz eyledüm. Bunı halk görüp pesend ü tahsin itsün diyü itmedüm. Belki kendüm ahyanen okuyup kesb-i safa ve ashabına dua itmek içün eyledüm." [12]
Ancak tabii ki bu tür yazıların birer deneme kabul edilebilmesi için bunlar yeterli değildir. Çünkü burada asıl dikkat edilmesi gereken, batılı bir bilinç, insan, hayat ve edebiyat görüşüyle şekillenmiş bir formdur. Bu bakımdan deneme konusunda bakışımızı otomatik olarak edebiyatımızın yenileşme sürecine yöneltmemiz gerekmektedir. Çünkü Tanpınar'ın ifadesiyle "...eski nesir bir çeşit rahat ve dağınık konuşmada kalmıştır... Türkçede nesrin teşekkülü için insanın ve cemiyet müesseselerinin değişmesi, tahsil sisteminin Türkçeye dönmesi lazımdı. İşte Tanzimat bunu yaptı."[13]
Tanzimat'ın ilk edebi neslini oluşturan Şinasi-Namık Kemal-Ziya Paşa mektebinde çeşitli nesir örnekleri bulunmakla birlikte batılı anlamda deneme bilinciyle yazılmış bir nesre rastlayamıyoruz. Fakat bilhassa gazete gibi önemli bir iletişim vasıtasının toplum hayatımıza girmiş olması, halkı aydınlatma ihtiyacı ve benzeri sebepler dolayısıyla nesir de kültür hayatımızın önlerinde yer almaya başlar. Şinasi'nin Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar'da çıkan ve makale diye adlandırılan yazılarının ne derece gerçek makaleyle örtüştüğü de tartışılır bir noktadır. Çünkü bir düşünce vasıtası olarak edebiyatımızda yer etmeye başlayan nesrin türler bakımından henüz tam olarak birbirinden ayrışmadığı bir gerçektir.[14] Bu yüzden bu tipteki yazıları makalenin olduğu kadar deneme, sohbet ve tenkit türünün de ilk örnekleri arasında saymak gerekmektedir. Gerek Şinasi'nin ve gerek Namık Kemal'in bu tipteki yazılarında kimi zaman bu türlerin özelliklerini bir arada görebilmek mümkündür. Çok bilinen metinler olması dolayısıyla Şinasi'nin Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi, Ziya Paşa'nın Şiir ve İnşa adlı yazısı bahsini ettiğimiz şekilde daha sonraki yıllarda ayrışacak olan pek çok nesir türünün bir örneği sayılabilirler. Mesela Namık Kemal'in Tiyatrodan Bahseden Arkadaşlara başlıklı yazısı bu türlerin hepsine bir basamak kabul edilebilecek bir özelliği barındırmaktadır:
"...Tiyat*royu ne kadar sevdiğimi ve ona dâir olan âsâr ile ne kadar tevaggul ettiğimi ta'rîf iktizâ etmez. Binâenaleyh müsâadenizle ben de bahse karışmak istiyo*rum... Fikrimce tiyatro esasen öyle ma'rifet veya ahlâk mektebi değil, adetâ bir eğlencedir. Hattâ birtakım hazîn hazîn fâci'alar da tiyatroları eğlencelik*ten çıkaramaz...."[15]
Tanzimat'ın ikinci neslinde birey ve sanat merkezli bir anlayışın oturmaya başlaması denemenin ruhuna uygun bir zemin hazırlar. Şahsi bakışın değer kazanması, acemice de olsa birey merkezli bir tenkit anlayışının yavaş yavaş oluşması bunda etkilidir. Recaizade Mahmut Ekrem'in, Abdülhak Hamid'in, Muallim Naci'nin ve edebiyat ortamının zenginliğine katkıda bulunan diğer yazar ve şairlerin deneme kategorisine koyabileceğimiz bazı nesirleri bulunmaktadır.
Yine aynı dönemin bir şair ve yazarı olan Muallim Naci'nin çeşitli eserlerinde ve gazete yazılarında edebiyat, sanat ve şiirle ilgili nesirlerinde denemeye yaklaşan özellikler bulunmaktadır.
Bilindiği üzere Servet-i Fünûn dönemi edebiyatı, batılı türlerin yerleşmesi ve ayrışması bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde de bir nesir türü adı olarak denemeye rastlayamıyoruz fakat gazete ve dergilerin sayılarının çoğalmış olması ve edebiyat, sanat kültür ve toplumla ilgili meselelerin batılı bir bakış açısıyla ele alınır, üzerinde tartışılır olması; nesrin de gittikçe geniş bir soluk kazanmış olması dolayısıyla ortaya çıkan bir perspektif içerisinde denemeye daha çok yaklaşan yazıların varlığından bahsedebiliriz. Musahabe başlıklı yazıların çokluğu, tenkidin gittikçe batılı bir yaklaşımla edebiyatımıza girmiş olması, tecrübe-i kalemiye veya kalem tecrübesi anlayışı içerisinde yer alan nesir yazılarının yelpazesini genişletmiştir.
Mesela Fikret'in Musahabe-i Edebiye başlıklı yazıları, Cumhuriyet sonrası edebiyatımızda herhangi bir deneme kitabında rastlayacağımız türdendir
Bu dönemde Fikret'in yanı sıra Ahmet Hikmet'in, Ahmet Şuayb'ın, Cenab Şahabettin'in, Halid Ziya'nın, Hüseyin Cahid'in, İsmail Safa'nın, Celal Sahir'in vb'nin de birer başarılı deneme örneği olabilecek yazıları bulunmaktadır.
Genellikle adı deneme olmasa da batılı anlamda ilk deneme örneklerinin II. Meşrutiyet dönemi edebiyatçılarında görüldüğü ifade edilir. Bilhassa Ömer Seyfettin'in, Ahmet Rasim'in, Ahmet Haşim'in Yahya Kemal'in Yakup Kadri'nin, Halide Edib'in başarılı deneme yazıları söz konusudur. Fakat bunların büyük bir kısmı bahsini ettiğimiz deneme türündeki eserlerini daha çok Cumhuriyet devrinde vermişlerdir.
Bu dönemde çok sayıda denemeye benzer yazıların yazılmış olmasında edebiyatımızın batılılaşma yolunda önemli bir mesafe kat etmiş olması, artık ciddi bir alt yapıya sahip olması ve daha önemlisi batı edebiyatlarını ve edebiyatçılarını yakınan tanımış yazarlarımızın sayıca artmış olması etkilidir. Diğer taraftan Tanzimat'ın II. nesliyle başlamış olan edebiyat, sanat ve hayat karşısındaki birey merkezli bakış açısının Servet-i Fünûn'da ciddi bir seviye yakalamış olmasının da katkısını unutmamak lazımdır. Çünkü denemenin temel motiflerinden birisi bireyci bakış açısına sahip olmasıdır. Fakat yine Meşrutiyet döneminde de bahsini ettiğimiz denemelerin bir tür bilinciyle yazıldıklarını söyleyemeyiz.
Ömer Seyfettin 25 Ağustos 1908'de çıkan bir yazısında deneme anlamında essais kelimesini kullanır, fakat bu başlı başına bir tür adı olarak değil de Spencer'ın eserinin adıdır:
"-İçlerinde dünyada vaktiyle bir Spencer olduğunu, sonra bu Spencer'in Essais Politiques serlevhalı bir eseri olduğunu ve bu eserin içinde "Le Gouvernement representatif" namı tahtında intihabata dair ciddi yazılar bulunduğunu bilen, okuyan değil; işiten var mıdır?"[16]
Bu alıntı Meşrutiyet yazarlarının çeşitli konular üzerine batılı yazarların denemelerini de okuduklarını göstermektedir. Nitekim Ömer Seyfettin'in 9 Şubat 1919'da Tercüman-ı Hakikat gazetesinde çıkan "Tarzların Teakubu" başlıklı yazısı bu türün "musahabe" başlığı altında da olsa artık edebiyatımıza girdiğini göstermektedir:
"Meşhur bir Alman filozofu bütün insanları iki kısma ayırır: Birincilere emir, ikincilere esir ruhlular der. Bu, şüphesiz mücerret, pek dar bir tasniftir. Sözde esir ruhlu insanlar daima, her şeyde, her yerde kendileri için bir itisaf tahayyül ederlermiş! Kendilerinden bir şey rica etseniz emrediyorsunuz, zorla yaptırmak istiyormuşsunuz sanırlarmış. Ben artık bu fikirde biraz hakikat bulmağa başladım. Musahabelerimin birinde umumi bir lisanla vezinlerden bahsetmiştim... Edebiyat denince aklıma bütün edebiyatımızın tarihi gelir..."[17]
Aynı şekilde yirminci yüzyıl şiirimizin önde gelen isimlerinden Yahya Kemal, şiirleriyle olduğu kadar nesirleriyle de kendi döneminde ve sonrasında dikkat çekmiş bir şairimizdir. Uzun yıllar Fransa'da kalmış olması, batılı yazar ve şairleri, batılı edebi türleri yakından tanımış olması edebiyatımızda da bu alanlarda orijinal örnekler vermesine yol açmıştır. Şüphesiz ki çok iyi bildiği Fransız edebiyatı içerisinde güzel deneme örneklerinden de etkilenmiş olması gayet tabiidir. Bir sohbet havası içerisinde yazdığı nesirlerinin çoğunda deneme türünün inceliklerine de rastlamış olmamız bu etkiye bağlanabilir. Aziz İstanbul, Eğil Dağlar ve Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım'da kendi zamanın sosyal ve siyasi meseleleriyle karışık bir hatırat havası ağır bassa da bunlarda yer yer bir deneme havası da sezilir.
Yine Meşrutiyet yıllarının ve edebiyatımızın önde gelen şairlerinden biri olan Ahmet Haşim'in büyük bir kısmını Cumhuriyet sonrasında yazdığı Bize Göre, Gurabâhâne-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnamesi adlı eserlerinde toplanan yazılarında Montaigne tarzı informal denemenin oldukça başarılı örneklerini bulmaktayız. Yahya Kemal'in Aziz İstanbul kitabından aldığımız örnekte daha ziyade formal yani Bacon tarzı bir üslup bulunmakla birlikte, Ahmet Haşim'in deneme diyebileceğimiz yazıları daha şahsi bir özellik taşımaktadır. Bu eserlerin tek bir cilt halinde basıldığı MEB baskısına bir önsöz yazan Mehmet Kaplan, bu yazılarda Ahmet Haşim'in Fransız filozof yazar Alain'in proposlarının etkisinin bulunduğunu söyler.[18] Yer yer bu yazılardan bahsederken Kaplan sohbet ve fıkra kelimelerini kullansa da çoğunlukla "bu nesirler" ifadesini tercih etmesi deneme, sohbet, fıkra ve kimi zaman da şahsi tenkidin birbirinden kesin çizgilerle ayrılamamasından kaynaklanmaktadır. Nitekim İnci Enginün, sohbet ve fıkrayı da deneme türü içinde saymaktadır.[19]
Bu eserlerinde Ahmet Haşim sanat, edebiyat, kültür, tarih içerikli yazılarının yanında gündelik konulara, sosyal ve şahsi problemlere temas etmekte; bunlar üzerindeki duygu ve düşüncelerini akıcı ve samimi bir üslupla dile getirmektedir.
Mesela, Bize Göre'de yer alan "Bahar", "At", "Çingene", Dostum", "Dilenci", "Esnemek", "Leylek"; Bir Seyahatin Notları'nda yer alan "Paris Kadını" ve sayısı diğer eselerindekilerle daha da arttırılabilecek örnekleri edebiyatımızın tamamında deneme için örnek gösterilebilecek metinlerdir. Nitekim Mehmet Kaplan da bu yazıları en az onun şiirleri kadar değerli ve dolgun bulur.[20] Onun Bize Göre adlı eserinde yer alan Esnemek başlıklı yazısı informal denemenin bir örneğidir:
"Dün sabah erken evden çıktım. Derme çatma bir kır bahçesinde, genç bir dut ağacının gölgesinde oturdum. Bir hafta evvel uzaklardan gelen bir dos*tun hediye ettiği hakikî bir Havana sigarasını yak*tım. Kahvemi içtim. Buğulu ve soğuk su bardağı karşısında, başım her türlü tefekkür ameliyesinden azade, uzakta, tepelerin arasından çizilen denizin koyu lâcivert hattına daldım. Birden çenelerim ge*rildi. Uzun uzun esnedim. Bu rahat esneyiş, bana. şu tatlı yaz sabahında, bir saadet dakikasının son*suzluğu içinde yüzdüğümün haberini verdi.
Esnemek, ıstıraplı bir ruh düğümü olan bütün gerilmiş vaziyetlerin çözülüp açılmasıdır. Ruh tah*lillerinde eşsiz olan bir filozofun dediği gibi, dikkat, bekleyiş, uyanıklık vaziyetinde, yay gibi gerilmiş duran adam, esneyemez. Esnemek, harp ve müdafaa vaziyetini terk etmiş, tam bir emniyet içinde oldu*ğunu hisseden vücudun mes'ut teslimiyetidir."[21]
Ahmet Rasim'in ise Şehir Mektupları(1316)Tarih ve Muharrir(1329), Eşkâl-i Zaman(1334) ve Cumhuriyet döneminde basılmış olan Muharrir Bu Ya(1926) adlı eserlerinde fıkra, makale ve sohbet havasıyla karışık denemeler bulmak mümkündür.
Bütün bunların ışığında deneme türünün deneme adıyla Cumhuriyet öncesi edebiyatımızda yer etmediğini bir kez daha yinelemekte fayda vardır. Bunların başında denemenin şahsi bir vizyon taşımış olmasının etkisi vardır. Çünkü Tanzimat'tan itibaren yenileşme edebiyatımız genellikle sosyal fayda fikri üzerinde ilerlemiştir. Dikkat edildiğinde denemeye en çok yaklaşan musahabe türünün Servet-i Fünun'da yoğunluk kazandığı görülür. Şüphesiz ki bunda ferdi duyuş ve düşünüşün etkisi vardır. Ancak bundan sonradır ki yazarları bu adı kullanmamış olsalar da denemenin edebiyatımızda zuhur ettiğini görüyoruz. Bilhassa Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi yazarların nesirlerinde kuvvetli bir deneme bilinciyle yazılmış muhtevaya rastlamaktayız. Bu yazarların bahsini ettiğimiz yazılarında sadece sanat, edebiyat konularına değil, hayatın tamamını ilgilendirecek boyutta geniş bir konu yelpazesinin bulunduğunu ve bunlar etrafında yazarların şahsi bakış, yorum ve tenkitlerinin söz konusu olduğunu görmekteyiz.
Deneme türü Türk edebiyatında bu adla daha ziyade Cumhuriyet sonrasında görülmüş bir türdür. Servet-i Fünun sonrasında musahabe edebiyatının yoğunluk kazanmış olması da bir anlamda Cumhuriyet dönemindeki denemelere bir zemin oluşturmuştur.
1 Nisan 1936'da Kültür Haftası dergisinde Peyami Safa, "Musahabe Edebiyatı" başlıklı yazısında, bu türü metotsuz, üslupsuz bulur ve bu özellikleri eserlerinde kuramayan yazarların bir sığınağı, bir "lafazanlık sanatı" olarak değerlendirir.[22] Nitekim bizde denemenin ilk ve önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Nurullah Ataç'ın yazılarını da bu sebeple beğenmemektedir.[23] Bu da bize o yıllarda bahsini ettiğimiz tarzda yazıların yoğunluk kazandığını göstermektedir.
Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatında deneme türü hakkında ilk bilgi verenlerden biri olan Orhan Burian'ın bu konudaki ilk yazısı da aynı yılda basılmıştır. 1936'da Yücel dergisinde çıkan "Essay Hakkında" adlı yazısında Burian, denemenin bizim edebiyatımızda ve bilhassa batı edebiyatlarındaki seyri hakkında ve denemenin özellikleri hakkında bilgiler verir. Deneme yerine essay kelimesini kullanmış olması da henüz edebiyatımızda ayrı bir tür adı olarak denemenin yerleşmediğini göstermektedir. Nitekim dipnotta yaptığı açıklamada kendisinin essay adını kullanmasına rağmen bunun yerine Türkçe bir isimlendirme olarak dengi demenin uygun olacağını belirtir.[24]
Burian yazısına Montaigne'in Les Essais'inden denemeyi tanıtan alıntılar yaparak başlar. Montaigne'in "Kitabımın konusu ben kendimim." sözüne vurguda bulunur. Burian denemeyi ise gerek konuda, gerek biçimde herhangi bir kalıba konamadığı için bütün yazı türlerinden daha özgür olan ve amacına daha çabuk ulaşan bir tür olarak tanımlar. Bunun sebebinin ise özünün düşünme değil de konuşma olmasından kaynaklandığını belirtir.[25] Burian yazısının devamında denemeyi üslubun amaç olduğu tek yazı türü olarak tanıtır ve batı edebiyatlarındaki macerasından bahseder. Bacon ve onun tarzındaki denemenin kişiliği silip bilimsel bir yolu tutturmalarına rağmen, Montaigne tarzı denemenin daha yaygın olduğunu belirtir.[26] Bizim edebiyatımızda deneme konusuna gelince bu türün yirminci yüzyıl edebiyatımızın adsız yapıcılarından olduğunu söyler: "Birçok yazarlarımızın bu nevide, batılı yoldaşlarınınkiyle boy ölçüşebilecek yazıları vardır. Fakat bunlar nesir gibi müphem bir adla, öteki edebi nevilere verilen itibardan mahrum ortada duruyorlar. Ahmet Haşim bunun en meydanda olan bir örneğidir. Herhangi bir dilde onun nesir parçaları son derece güzel birer essay olurdu. Nitekim o da bunları birer essay olarak yazmıştı. Kitaplarından birine "Bize Göre" adını verişi essay edebi nevinin edebiyatımızda neden adsız, saygısız kaldığını acı acı söylemiyor mu?"[27]
Nurullah Ataç da 1938'de yazdığı bir yazısında kendisinin münekkit değil de essayist olduğunu söylemektedir: "Bu gazetede, daha başka gazetelerde yazdıklarım -iyi veya kötü- birer essaidir., bir moralistin düşünceleridir. Tekrar ediyorum: Yazdıklarımın iyi olduğunu iddia etmiyorum. Fakat onlar tenkit, critique değildir, essaidir..."[28] demesi deneme adının henüz edebiyatımıza girmediğinin bir başka örneğidir. Yine 1943'te Türker Acaroğlu'nun Yücel dergisinde Nurullah Ataç'a ithafen yazdığı "Essai Tecrübe mi Demektir" adlı yazıda da deneme yerine essai adının kullanıldığını görmekteyiz. Fakat Nurullah Ataç'ın 6.11.1944'te Ulus gazetesinde çıkan bir yazısında ise essai kelimesinin yanında denemeye de yer verir: "...asıl essai, deneme yazmağa, bir moraliste olmağa heves ederim..."[29] demektedir. Bu bize essai yerine deneme adının yerleşmeye başladığı yılları vermektedir. Nitekim 1940'lı yıllardan sonra denemenin bir tür bilinciyle edebiyatımıza yerleştiğini Montaigne ve Bacon'dan yapılan çevirilerden de anlamaktayız. Sabahattin Eyüboğlu, Montaigne'den yaptığı deneme çevirilerine 1940'da yazdığı önsözde söze Montaigne'in memleketimizde pek tanınmadığından başlar, fakat Montaigne'in ve eserinin Türk okuyucusuna pek de yabancı gelmeyeceğini de belirtir.[30] Aynı çevirilere 1950'de yazdığı Önsöz-II'de Sabahattin Eyüboğlu, denemelerin serbest düşünme tarzına temas eder ve denemeler yoluyla okuyucunun kendini bir yola soktuğunu söyler.[31] Aynı şekilde 1943'te Bacon'ın denemelerinin de kitap halinde çevrildiğini görüyoruz. Saffet Korkut'un Denemeler'i sunuş yazısında Bacon ve denemeleri hakkında bilgi verdiğini görmekteyiz. Korkut'a göre Bacon'ın Denemeler'inin İngiliz nesir tarihinde "devrim yapacak kudrette" önemli bir yeri olmuştur.[32]
Gerçekten de 1940'lı yıllardan sonra deneme bilinciyle yazılmış yazıların ve adı deneme olan kitapların sayısının artığını görmekteyiz. Nurullah Ataç'ın yanı sıra Refik Halit, Falih Rıfkı, Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Nurettin Topçu, Cemil Meriç ve daha da sayılabilecek isimler edebiyatımızda denemeleriyle tanınmış isimlerdir.
Tabiatıyla bunlarla beraber bir tür bilinciyle denemenin ele alınıp üzerinde konuşulması daha yaygınlık kazanır. Nitekim 1961'de Türk Dili dergisi özel bir deneme sayısı çıkarırken sunuş yazısında bu türde yazılmış yazıların yoğunluğuna dikkat çekilir. Bu özel sayının "Deneme Deyince" adlı sunuş yazısında denemenin özgürce seçilen bir konuda yazılan orta uzunlukta bir nesir türü; "ağırbaşlı" edebiyat yazıları içinde en dikkat çekici tür olduğu, okurun denemeyle hoşça vakit geçirdiği; denemedeki gelişi güzelliğin bir düzeni olduğu belirtilir.[33] Bu özel sayıda ayrıca Montaigne, Sartre, Unamuno, Rilke gibi yabancı yazarların ve pek çok yerli yazarın denemelerine yer verilir. İlk baskısı 1963'te yapılan Sözlü/Yazılı Kompozisyon-Konuşmak ve Yazmak Sanatı adlı eserinde Seyit Kemal Karaalioğlu ise denemeyi "...bir yazarın herhangi bir konu üzerinde, özel görüş ve düşüncelerini iddiasız, kesin kurallara varmaksızın anlattığı yazı..."[34] şeklinde tanımlar. Karaalioğluna göre denemeye "kalem tecrübesi de denir. Karaalioğlu, "Deneme yazarı; denemeyi yazarken, konu ile ilgili olan kedi duygu ve düşüncelerini araştırır. Eleştirmesini teklifsiz ve samimi bir dille yapar." demektedir.[35] Yazısının devamında batı edebiyatlarında bunun adının essai (ese) ve bu türün en tanınmış isimlerinin ise Montaigne ile Bacon olduğunu ekler. Karaalioğluna göre "Denemeler; daha çok fıkra, makale uzunluğunda, bazen de büyük bir kitap genişliğinde olabilirler... Edebiyatımıza ilkin tecrübe-i kalemiye adiyle giren deneme; okumaktan, düşünceler üzerinde durmaktan hoşlananların seçeceği bir kompozisyon türü, sakin yavaş bir sohbettir. Her konuyu işlemeye elverişli olmasına rağmen; ele alınan konuyu derinleştirmek denemenin belirli özelliklerindendir."[36]
Karaalioğlu, deneme yazarının her şeyden önce kullandığı dili iyi bilmesi gerektiğini ve işleyeceği konuyu her yönden iyi kavramış olması gerektiği söyler. Denemenin başta gelen özelliğinin ise yazarın kendi kendisiyle konuşur gibi yazması olduğunu belirtir.[37]
Karaalioğlu denemeyi "kişisel, sanatsal deneme", "öğretici, eleştirel deneme" ve "hikmetli, özsözlü, aforizmalı deneme" olmak üzere üçe ayırır[38] ve son olarak denemenin plânına değinir: "Deneme bir makale havası, bir anılar defteri kokusu taşımakla beraber, belirli bir tekniği, bir plânı yoktur denilebilir. Monologu andırır. Bir konu, türlü konularla karşılaştırılır, bu konuları birbirine bağlamak, aralarında ilişkiler kurmak gerekir. Sağlam bilgi sahibi olmayanlar, deneme türünde başarı sağlayamazlar. Çünkü bir konu yerine göre, bilimsel, ahlâksal, ruhbilimsel v.b. yönlerden incelemeyi gerektirecektir."[39]
1971'de Edebiyatta Türler kitabında Kemal Demiray, denemeyi bir konu üzerinde yazarın düşüncelerini yansıttığı kısa nesir olarak tanımlar. Demiraya'a göre bu tür nutuk, konferans, özdeyiş, edebî eleştiri, mektup biçiminde de olabilir.[40]
Cemal Süreyya ise denemeyi düşünmeyi sağladığı için edebiyatımız açısından önemli bulur ve bazı konuların denemeyle daha iyi anlatılabileceğini belirtir.[41]
Deneme üründe yazıların edebiyatımızda çoğalmış olması, bu türün antolojilerinin de hazırlanmasını beraberinde getirir. Nitekim İsmet Kemal Karadayı 1977'de basılan Denemeler, Denemeciler Antolojisi adlı eserinde yazarlarımızdan seçilmiş pek çok deneme örneğine yer verir. Karadayı, eserinin "Antoloji İçin Birkaç Söz" başlıklı sunuş yazısında "savsız, kesinliksiz", "içtenlikli ve konuşur, söyleşir gibi", "özgün, ilginç, bence'li" bir tür olduğunu belirttiği denemenin çağımızın en önemli yazı türlerinden biri olacağına ianır ve denemenin geniş bir kültürü ve yazı yeteneğini gerektirdiğini ekler. Karadayı'ya göre küçük güncel konulardan genel konulara kadar geniş bir çerçevesi bulunan denemenin üslup bakımından akıcı ve inandırıcı olması gerekir.[42]
Yine aynı antolojide Ceyhun Atuf Kansu "Deneme" başlıklı yazıda denemenin batı kültüründe Latince "exaqium"dan geldiğini, bunun da ağırlık, tartı, ölçü demek olduğunu, denemenin "bir açık hava, açık alan yazısı" olduğunu belirttikten sonra denemecinin ise "kendisiyle birlikte gelmiş geçmiş tüm insanlığın birikimini deneyen insan..." olduğunu belirtir.[43]
Suut Kemal Yetkin de "Deneme" başlıklı yazısında denemenin bu serbestliğine temas eder. Ona göre "deneme makale gibi belli bir fikri kesin bir sonuca bağlamaz. Bir felsefe incelemesi gibi bir doktrinin boyunduruğu altında solumaz."[44]
Denemenin geniş bir çerçeveye sahip oluşuna temas edenlerden biri de Cemil Meriç'tir. "Roman ve Deneme" yazısında Meriç, çağımız insanının "inzibatsız tecessüsünün" deneme yöneldiği fikrindedir ve ona göre deneme yunan felsefesi gibi "her duyguya, her düşünceye, her tereddüde açık"tır.[45]
Emin Özdemir, Türk ve dünya edebiyatından deneme örneklerini bir araya getirdiği antolojisinin girişinde denemede konunun özgürce seçimine, konuşma havası taşımasına, hoşça vakit geçirici olmasının yanında öğretici oluşuna, bir iddiayı ispatlama endişesi barındırmayışına ve denemecinin içtenliğine temas eder.[46]
İsmail Tunalı denemelerini bir araya getirdiği Denemeler kitabının girişinde, bu adı kitabına verişini " yazıların olaylara felsefi açıdan bir yaklaşma denemesi" olmalarına bağlar.[47] Böylece deneme yazılarında felsefi bir bakışın gerekliliğini öne sürer.
Deneme üzerine pek çok yazısı bulunan Füsun Akatlı ise denemenin edebiyatımızın en cılız türlerinden biri olduğunu belirtir[48] ve birbirinden farklı deneme tarzları arasında bir ortaklık aramanın gereksizliği üzerinde durur.[49]
Çeşitli edebiyat kitaplarında da denemenin geniş bir şekilde örneklerle ele alındığını görebilmekteyiz. Ayşenur İslam ve Nermin Öztürk'ün birlikte hazırladıkları Edebi Metinler-III kitabında yazarlar denemeyi "yazarın isteyerek seçtiği bir konu üzerinde fikirlerini serbestçe anlattığı bir yazı türü"[50] olarak tanımlanmakla birlikte kesin sınırlarının konulamadığını, tenkit ve sohbete yaklaşan yönlerinin bulunduğu da belirtmektedirler: "Bu türün kesin sınırlarını çizmek oldukça güçtür. Tenkit ve sohbete yaklaşan bir yönü vardır. Bazen felsefi ve ilmi konular da deneme türü içinde ele alınabilir. Ancak deneme ilmin, ahlâkın ve felsefi teorilerin denetleyici kurallarının dışındadır. Yazarın şahsi düşünceleri ön plâna çıkar. Kendi kendiyle söyleşme, içten gelen itiraflar gibidir. Kesin sonuçlara varmak, bir görüşü ispat etmek, belgelere başvurmak gibi kaygıları yoktur. İnsanlığı ilgilendiren konulara yeni açılardan bakmak, genel görüşleri ve peşin hükümleri sarsmaya çalışmak denemenin ayırıcı özellikleridir."[51] Ayşenur İslam ve Nermin Öztürk'e göre denemede sürekli olarak yazarın kendi beni ön plandadır. Okuyucu ile yazar arasında bir duygu alış verişi söz konusudur.[52]
Kediler kitabında Salah Birsel kendi denemelerinden bahsederken denemelerinde olayın esas olduğunu, bu bakımdan onlara "olaylar mozaiği" demenin doğru olacağını söyleyerek kendi deneme tarzından hareketle deneme türüne yeni bir nüans katar. Denemelerini yazarken onları parça parça yazdığını, işlediği konuyla ilgili fişler hazırladığını ve denemelerini yavaş yavaş zenginleştirdiğini ekler.[53]
Birinci baskısı 1983'te yapılan Tarihten Güncelliğe kitabında Murat Belge, buraya kadar söz konusu ettiğimiz yazarların denemeye karşı göstermiş oldukları ilginin aksine şimdiye kadar denemenin çağını tamamlamış bir tür olduğuna inandığını söylemektedir. Bunun sebebini de denemenin bireye dayalı bir söyleminin bulunmasına karşılık kendisinin bilimsel bir tavra inanmış olmasına bağlar. Hatta denemenin bir nevi "entelektüel teşhircilik" içerdiğinden de kuşkusu olduğunu dile getirir.[54]
Memet Fuat da denemenin en çok üzerinde durulan özelliğine "öznellik" ve "sınırsızlık"ına vurguda bulunur. Ona göre deneme "yazara göre yazı", her şeyin ön planda olduğu içtenlikli bir yazı olduğunu belirtir.[55]
Nurdan Gürbilek ise denemenin tür olarak sınırlarının belirsizliğine temas eder. Ev Ödevi kitabındaki yazılarının birer inceleme mi, eleştiri mi yoksa deneme mi olduğu konusundaki şüphelerine yer verdikten sonra bunlarda bir "deneyim olarak" edebiyatın söz konusu olmasından dolayı denemeye daha yakın olduklarını ifade eder fakat ele aldığı metinlere "eleştirel bir mesafeden" yaklaştığını da ekler.[56]
Feridun Andaç da kendisiyle yapılan bir röportaja verdiği cevapta denemenin çok yönlülüğüne temas eder: "Deneme, insana insanı, toplumu, hayatı anlatır biraz da. Hayatın ayrıntılarını yani. Göze ilişenler, ilişmeyenler... Duyup hissettiklerimiz, dile getiremediklerimiz. Her şey, her şey denemenin konusudur. Söz'ünün bir ucu 'insan'adır, bir ucu 'insanda'dır denemenin. Bu yazı biçemini besleyen kaynaklar zengindir. O zenginliği yakalayabildikçe, deneme biçimlenir... Deneme biçimsel yanı ön planda olan bir yazı uğraşıdır. Her şey denemenin konusu olabilir, ama biçemi yakalamak o 'her şey' den daha da önemlidir, bence."[57]
1998'de basılan Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı adlı kitapta denemeyle ilgili birkaç yazıya rastlamaktayız. Bunlardan ilki Emin Özdemir'in "Deneme ve Denemecilerimiz" başlığını taşımaktadır. Bu yazıda Özdemir, denemenin edebiyatımıza 1940'lı yıllarda başladığını yazdıktan sonra deneme türünün "ben"e dayalı bir söylemi bulunduğunu, 40 öncesinde edebiyatımızda denemeye benzer yazılar bulunmakla birlikte bunlara deneme denemeyeceğini belirtir ve bilhassa Nurullah Ataç'ın denemeyi edebiyatımıza yerleştirdiğini söyler ve yazısının devamında çeşitli yazarların deneme anlayışları üzerinde durur.[58]
Bu kitaptaki denemeyle ilgili ikinci yazı ise Afşar Timuçin'in "Eleştiri ve Deneme Alanında Yeni Adlar ve Ürünler" yazısıdır. Burada Afşar Timuçin deneme konusunda İsmail Tunalı yakın bir bakış açısıyla bu türün edebiyatta felsefenin bir casusu ve denemecinin de çağımızın bilgesi olduğunu yazar. Timuçin, Batı edebiyatında deneme ve denemeciler üzerinde durduktan sonra Türk edebiyatında 60-98 arası denemecileri ele alır.[59]
"Deneme ve Eleştiri Üstüne Bir Deneme Denemesi" adlı üçüncü yazıda Hayati Baki, şimdiye kadar denemenin çağını tamamlamış bir tür olduğunu belirten Murat Belge'nin aksine bu türün yeniliğine vurguda bulunur ve 60-98 arası edebiyatımızdaki denemeciler ve deneme anlayışları üzerinde durur.[60]
Deneme konusunda yazılmış orijinal eserlerden birisi pek çok deneme yazısı bulunan Nermi Uygur'un Denemeli Denemesiz kitabıdır. Deneme üzerine yazılmış denemelerden oluştuğunu söyleyebileceğimiz bu kitap "Neden Yazıyorum", "Adıyla Sanıyla Deneme", "Dil, Biçem, Okur", "Delinin Delisi", "Katkı Çabaları", "Zeytinsi Deneme", "Yazmasam mı", "Deneme Sanatı Bilinci" ana başlıklarından ve bunların alt başlıklarından oluşmaktadır.
Uygur, "Tanımlama Tutanağı" başlığı altında denemeyi tanımlamanın güçlüğü üzerinde durduktan sonra şöyle bir tanım yapar: "Ne salt, ne eksiksiz, ne yetkin; ne yaşamın efendisi, ne öğretmeni deneme. Ne her şeyin anahtarı, ne her şeyin temeli, ne her şeyin anlamı. Deneme: arayışlar buluşlar, mutsuzluklar mutluluklar, başlangıçlar varışlar, ölüşler doğuşlar. Sonra gene mutluluklar, başlangıçlar, doğuşlar, arayışlar, mutsuzluklar, başlangıçlar. Henüz d'sine şöyle bir göz atarken sezinlediğimiz, sezinler gibi olduğumuz görünümüyle bile 'böyle' bir şey deneme"[61] "Ustalarla Esenleşme" başlığı altında ise Uygur denemeyi "... her şeyin her şeyle sarmaş dolaş seviştiği bir süreç..." şeklinde tanımlar.[62]
Kitabının tamamında yazar, denemenin dille, üslupla ve okurla ilişkisine; denemenin diğer türlerden ayrılan taraflarına, kendine has özeliklerine yer verir.
Türk Dil Kurumu'nun 1999'da yayımlamış olduğu Güzel Yazılar-Denemeler antolojisinin "Deneme Üzerine" başlıklı sunuş yazısında da denemenin Avrupa'daki ve Türk edebiyatındaki macerasına kısaca temas edilir ve denemenin bir kültür birikimini gerektirdiği vurgulanır.[63]
İnci Enginün, ilk baskısı 2001'de yapılan Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı kitabında "Deneme ve Denemecilik" başlığı altında bir bölümü deneme türüne ayırır. Enginün'e göre deneme hiçbir şeyi ispat etme amacı olmayan geniş bir türdür. Denemecinin geniş bir kültüre sahip olması gerekir. Enginün, sohbet ve fıkrayı da deneme türü içinde sayar. Enginün, edebiyatüımızın ilk denemecileri arasında Ahmet Rasim, Ruşen Eşref, Reşat Nuri, Ahmet Haşim, Nurullah Ataç, A. Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi, Suut Kemal, Ahmet Muhip, Sabahattin Eyüboğlu, Haldun Taner, Salah Birsel, Mehmet Kaplan gibi yazarları sayar; denemeleri konusunda bilgi verir ve bazılarından örnek metinler alır.[64]
Ahmet İnam, Eleştirinin Kıyılarında kitabının bir bölümünde eleştiriyle bağlantılı olarak denemeye de temas eder: "Eleştiriyle denemeyi birbirinden ayıranlardan değilim artık. Eleştirimin belki belgelere daha dönük, araştırma isteyen bir yanı var. Ama denemeci tavrı olmadan eleştiriyi elektronik beyin bile yapar."[65]
Ahmet İnam denemeciyi ise bir "edebiyat yorumcusu" olarak tanımlar. İnam'a göre "O, gözlüğüyle yargılanacak. Gördüğü, sorduğu, deşmeye çalıştığı sorularla.. Çözüm getirdiğini sandığı şeylerle demiyorum. Çözüm her zaman gözlük oluşturmaz. Soruları da sorunlara yaklaşma biçimi de bir denemecinin gözlüğüdür."[66]
Deneme konusunda en orijinal yazılardan birisi, M. Kayahan Özgül'e ait "Denemeyi Deneme" yazısıdır. Bu yazıda Özgül, denemenin tarifinin belirsizliğine dikkat çeker; makale eleştiri, sohbet ve fıkrayla yakınlığına temas eder; her biriyle olan bağlantıları üzerinde ayrıntılar vererek durur.[67]
Özgül yazısının bunun sonrasında yerli ve yabancı kaynaklardan hareketle essay kelimesinin etimolojisi üzerinde durur ve essayın Arapça sa'y(çalışma)dan batı dillerine geçmiş olduğunu ve bu anlamın batı dillerindeki essayda da bulunduğunu belirtir.[68]
Türkçe'de 1800'lü yılların ortalarında yazımlaş olan bazı Osmanlı lügatlerinde essai karşılığı "risâle" ve "âzmâyiş-i kalem" tabirlerinin kullanıldığını, bunlardan sonra gelen "tecrübe-i kalemiyye"nin ise 1950'lere kadar kültür hayatımızda yer ettiğini belirtir.[69]
Deneme konusunda dikkat çeken analitik yazılardan birisi Nurullah Çetin'in "Türk Edebiyatında Deneme" başlıklı yazısıdır.
Çetin, bu makalesinde Özgül'ün etimolojik yaklaşımının aksine Fransızca essai olan denemenin Latince exagium, exigere sözcüklerinden geldiğini belirtir. Türkçede ise önceleri bend, tecrübe-i kalemiyye, kalem tecrübesi dendiğini söylemektedir. Bunun ardından deneme ve denemecinin özelliklerine yer veren Çetin, daha sonra Batı edebiyatlarında denemeye yer vermiş ve Türk edebiyatında denemeyi konularına göre sınıflandırarak ele almıştır. Çetin konuları bakımından denemeleri:
a) Sanat ve Edebiyat Konulu Denemeler b) Dil Konulu Denemeler c) Felsefi Konulu Denemeler d) Şehir Konulu Denemeler e) Sosyal ve Siyasi Konulu denemeler f) Din Konulu Denemeler g) Psikoloji Konulu Denemeler h) Kadın Konulu Denemeler ı) Karışık Konulu Denemeler şeklinde gruplandırır; bunları kendi içlerinde alt başlıklara ayırır ve bu alanlarda deneme yazmış yazarlara ve eserlerine temas eder.[70]
Kronolojiyi takip ederek söz konusu ettiğimiz bu kaynaklara dikkat edildiğinde bunların deneme üzerine deneme tarzı yazılar veya deneme üzerine akademik yazılar ya da deneme antoloji veya deneme kitaplarının önsözlerinde yer alan sunuş yazıları olduğu görülür. Denemenin serbest konulu bir yazı olduğu, samimi bir üslubu bulunduğu ve denemecinin geniş bir kültüre sahip olması gerektiği konularında yazarların bir fikir birliği içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak denemenin daha doğrusu essay sözcüğünün etimolojisi konusunda ve çağın önemli bir türü olduğu veya çağını tamamladığı konularında yazarlar arasında bir fikir birliği yoktur.
YUNUS BALCI
Asrevya

Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Türk Edebiyatında Deneme Literatürü | Yunus Balcı
26 Ekim 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Değeri değere değen kavrar.
Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.

Normal